Tüm yaşantımda niçin bir idefiks oldu; anıtlara takıntım ve heykeldeki olamazlığı sürekli yargılamam? Oysa zevksizlik diz boyu, tüm plastik sanatlar diye tanımladığımız olguda; Çağdaş Sanat sapması sanki çirkinliğe övgü, resimde boyayamamak, çizememe, kirletme! Evet beğeni, ama kim kimi yargılıyor; yargılasın diye geçiştiremeyiz çünkü bu zevksizlik paraya, ün’e dönüşüp, bir nehir misali zengin koleksiyonlara, ünlü mimarlara çizdirilen modern müzelere,
Kategori: SANAT
Sabahattin Şen: Yaşama Sanatla Gülümseyebilmek
Sanat yaşama gülümseyebilmektir. Yaşama gülümseyebilmek de sanattır. Bunları birbirinden ayıramayız. İnsanın sanatsal yaratıcı gücü en güzel duyguları en üst derecede ortaya koyabilmektir. Kendi değerlerimizi böylesine ortaya koyabilmek mutluluğun da kendisidir. İnsanın yarattığı sanattan daha üstün bir değer olmadığına göre sanat bizim için yaşamın güzellik duygusunun en zor koşullarda bile bize gülümsemesidir. Ne olursa olsun insan kendi içindeki güzellikleri
Ali Şimşek: Dağılana Bakmak…
Lekeye bakmak… Dağılana ve de doğaçlamanın lezzetine. Zemine dağılan şeffaflık, zemine el veren zenginlik. Her rengin dağılması lirik bir duyarlılığa uç veriveriyor. İstisnasız resmin şiire en çok yaklaştığı anlardır, boyanın, lekenin beyaz zemindeki dağılışı. Dağılmayı izlemek bütün çıkarsızlığı ile. Bedeni sarmalayan, “aynı” yapan, duyumsatan lirik uçuş.
Doğaçlamak. Bir caz melodisinin hızı ve sıçramalarıyla. Kuralsızlığın “kuralı”
Derviş Ergün: Kiç’e giden her yol mübahtır.
Bilmenin hazzını yaşayan cahilin güdük kalan bilgilenme tecrübesi, bilme kaygısının giderilmesinden ziyade, bilgide kendi düşüncesini tamamlayan genel doğrunun sahiplenilmesiyle alakalıdır. İzlediği filmde, okuduğu kitapta kendi hayat hikayesinin anlatıldığını düşünür, özdeşliği kişi odaklıdır. Ben merkezli bilgilenmede özne kendisidir ve ancak onun kavrayışında
NİLGÜN YÜKSEL, YERYÜZÜ CENNETİNDE HİSLİ MADDE
Bir gün bir deniz kenarında! Ormanın içinde, dağların üzerinde, kentin merkezinde. Çoklukta, teklikte, ıssızlıkta…
Varlık ve hiçliğin tam ortasında! Yaşamın kudretini elinde tuttuğunu sanan, yaşamın içinde savrulan, yiten, kendine yenik düşen; yaşamla akan, benliğini onaran, ruhuna sahip çıkan, üreten, devinen, yaratan, dönüştüren, büyüten, çoğaltan insan.
Ve madde. Statik, durgun, kendinden başka bir şey olmayan madde.
Kadim kültürlerde evrenin huzur veren,
Nilgün Yüksel: Muğlak Alan
Disiplinlerarasılık! Yaşamdaki kullanımını bir yana bırakırsak özellikle postmodernite tartışmalarında gittikçe daha çok karşımıza çıkan bir kavram. Aynı zamanda üzerine sıkça yazılan, konuşulan, tartışılan, yeniden üretilen; merkeze konduğu bu süreç içinde üretim pratiğinde gittikçe muğlaklaşan bir alan.
İsim verme ya da tanımlama; önce kafamızın karışıklığını gidermek için yaptığımız, sonrasında aklımızı karıştıran; kendimizi, benliğimizi,
Sabahattin Şen: Yaşama Sanatla Gülümseyebilmek
Sanat yaşama gülümseyebilmektir. Yaşama gülümseyebilmek de sanattır. Bunları birbirinden ayıramayız. İnsanın sanatsal yaratıcı gücü en güzel duyguları en üst derecede ortaya koyabilmektir. Kendi değerlerimizi böylesine ortaya koyabilmek mutluluğun da kendisidir. İnsanın yarattığı sanattan daha üstün bir değer olmadığına göre sanat bizim için yaşamın güzellik duygusunun en zor koşullarda bile bize gülümsemesidir. Ne olursa olsun insan kendi içindeki güzellikleri
Ali Şimşek: Dağılana Bakmak…
Lekeye bakmak… Dağılana ve de doğaçlamanın lezzetine. Zemine dağılan şeffaflık, zemine el veren zenginlik. Her rengin dağılması lirik bir duyarlılığa uç veriveriyor. İstisnasız resmin şiire en çok yaklaştığı anlardır, boyanın, lekenin beyaz zemindeki dağılışı. Dağılmayı izlemek bütün çıkarsızlığı ile. Bedeni sarmalayan, “aynı” yapan, duyumsatan lirik uçuş.
Doğaçlamak. Bir caz melodisinin hızı ve sıçramalarıyla. Kuralsızlığın “kuralı”
Derviş Ergün: Kiç’e giden her yol mübahtır.
Bilmenin hazzını yaşayan cahilin güdük kalan bilgilenme tecrübesi, bilme kaygısının giderilmesinden ziyade, bilgide kendi düşüncesini tamamlayan genel doğrunun sahiplenilmesiyle alakalıdır. İzlediği filmde, okuduğu kitapta kendi hayat hikayesinin anlatıldığını düşünür, özdeşliği kişi odaklıdır. Ben merkezli bilgilenmede özne kendisidir ve ancak onun kavrayışında
NİLGÜN YÜKSEL, YERYÜZÜ CENNETİNDE HİSLİ MADDE
Bir gün bir deniz kenarında! Ormanın içinde, dağların üzerinde, kentin merkezinde. Çoklukta, teklikte, ıssızlıkta…
Varlık ve hiçliğin tam ortasında! Yaşamın kudretini elinde tuttuğunu sanan, yaşamın içinde savrulan, yiten, kendine yenik düşen; yaşamla akan, benliğini onaran, ruhuna sahip çıkan, üreten, devinen, yaratan, dönüştüren, büyüten, çoğaltan insan.
Ve madde. Statik, durgun, kendinden başka bir şey olmayan madde.
Kadim kültürlerde evrenin huzur veren,
Nilgün Yüksel: Muğlak Alan
Disiplinlerarasılık! Yaşamdaki kullanımını bir yana bırakırsak özellikle postmodernite tartışmalarında gittikçe daha çok karşımıza çıkan bir kavram. Aynı zamanda üzerine sıkça yazılan, konuşulan, tartışılan, yeniden üretilen; merkeze konduğu bu süreç içinde üretim pratiğinde gittikçe muğlaklaşan bir alan.
İsim verme ya da tanımlama; önce kafamızın karışıklığını gidermek için yaptığımız, sonrasında aklımızı karıştıran; kendimizi, benliğimizi,






