UTKU VARLIK, BİENALLERİN SONU

Share Button

Contemporary İstanbul fuarıyla ilgili yazımın başlığı “ Çağdaş Sanatın Bulanık Sularında 2”, belki çağrışım yaptı, çağdaş histerinin en uç, en anlamsız bienallerinden biri olan 15. Lyon Bienali de kendine bir içerik olarak  “Bulanık Sularda Geziler”/ “Voyage En Eaux Troubles” koymuş ama başından bu yana kendini soyutlayan, bir kimlik ararken asıl amacını yitiren bir panayır görünümündeki bu bienalin çok yakında bu bulanık sularda batacağının

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

FUSIONproject/I, 14 Eylül-3 Ekim, Kuytu Artline

Share Button

FUSIONproject/I, 14 Eylül-3 Ekim 2019 tarihleri arasında  Kuytu Artline’da izlenebilir.

Kuytu Artline

Adres : Don Kişot Sanat Cafe , Yalı Mah. Rıhtım Caddesi No: 21/A Maltepe

Doç. Dr. Neslihan Kıyar , sergi ile ilgili görüşlerini “FUSIONproject/I’in temeli bir atölye dersinde attıldı. Bu projeyi tasarlamaya başlarken, bitirmenin de büyük kısmını gerçekleştirmiş olduk.  Mimarları

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Işıl Savaşer, Sanatta Cinsiyet ve Feminist Eleştiri

Share Button

Sanat alanında kadın cinsiyetinin erkek egemen bir sanat anlayışına ve üstünlüğüne karşı vermiş olduğu mücadele ve bu bağlamda yapılan çeşitli sanat hareketleri önemli yer tutmuştur. Erkek egemen bakış açısıyla sanat eserlerinde kadın bedeninin bir arzu nesnesine indirgenmesine karşı çıkan feminist akım, sanat üretiminde ve kullanılan ölçütlerde kadının sadece eş ya da anne gibi toplumsal rollerde yüceltildiğini ortaya koyarak, kadını ve kadına bakışı

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Erkan Doğanay: Contemporary İstanbul Üzerine

Share Button

Contemporary Istanbul (CI) 14. Edisyonu deneyimine dün akşamki açılışında biz de dâhil olduk. Yine her yıl olduğu gibi caddeyi trafiğe kapatan büyük gösterişli araçlar ve onları bekleyen şöförlerle, kapı önünde içeriye girebilmek için KUYRUK oluşturan ünlü/ünsüz sanatseverler…

Girişin sağ tarafındaki gişeye sokulup bilet ücretlerini soruyoruz: 300 TL … Ciddi misiniz?

Evet, birkaç hafta önce Fuarın Artistik Direktörü Anissa Touati fotoğraf çekmek isteyenler -ki günümüzün en hayati cihazı olan CEP TELEFONLARININ bu önemli işlevini kullanmamamız yönünde bir telkinde bulunarak- gelmesinler diye 75 TL olan giriş ücretini gerekirse 300 TL yapmalıyız dediğinde, hayır ciddi olamaz diye düşünmüştüm ama heyhat her şey gerçekmiş… Kaldı ki CI, bugüne kadarki popülerliğini bu cihazlarla birlikte küçümsedikleri izleyici kitlesine borçluyken Fight Club taktiği izlemelerine hiç gerek yok…Bu durum bana bu yaz Bodrum’da Çağla Şikel’in yaşamış olduğu 80 liralık ayran ücreti itirazına karşılık otel sahibinin atmış olduğu tweeti hatırlattı: “Çağla Şikel seksen lirayı içtiği ayrana değil, hayatı boyunca ünlü ya da deniz görmemiş insanları ondan uzaklaştırdığımız için ödüyor. Çünkü buraların fiyatı yükseldikçe insanlar ayrışıyor ve sıradan insanlar giremiyor…” Böyle kafaların bolca yaşadığı ve devletin bütün kurumlarının gözü önünde işletme sahibi oldukları için de ayrıca dünyanın özel canlıları olmalıyız…

Dönelim asıl konumuza, birkaç hafta önce basın açıklamaları ile başlayan tartışmalar fuarın beklenti çıtasını yükseltmiş olmalı ki henüz kapısında karşılaştığım pek çok tanıdığın yorumuna göre fuar bu sene tam bir “HAYALKIRIKLIĞI….”  yaratıyor imiş… GÖRECEĞİZ…

Sanırım Artistik Direktör Touati hanımefendinin fuara en büyük katkısı yeterince bayatlamış ve bugünün şartlarında içi tamamen boşaltılmış AKDENİZLİLİK kavramını başlık olarak kullanması, giriş ücretlerini düzenlemesi ve ayrıca Baraz Galeriyi kapı dışarı etmesi olmuş.

Geçtiğimiz yıl ve bir önceki yıllara göre katılım oranında düşüş yaşayan fuara bu sene 66 galeri katılmış, (elbette bu düşüşe ekonomik olumsuzlukların katkısı olduğu da aşikar) bu galerilerin 32 tanesi Türkiye’den 1’i ABD’den, 5’i İspanya’dan ve  Gürcistan, Fransa, İran, Avusturya, Almanya, Portekiz, Güney Afrika gibi ülkelerden katılıyorlar. Bir kısmı fuar yönetiminin geliştirmiş olduğu farklı sponsorluk modeli ile fuar destekçileri veya ilgili ülke kurum, şirket ya da kuruluşların galeri destek programları ile katılmış galeriler.

Merdivenlerden inip galeri bölümlerini gezmeye başladığımız andan itibaren her şey DEJA-VU gibi… Aynı galeriler ile başlıyor (sanırım on yıldır x-ist ve Drimart aynı yerdeler) diğer galerilerde aynı sanatçılar ve bazılarının aynı işlerini (fotoğraflarda göreceksiniz) belki üçüncü, dördüncü ya da daha fazla kez görmek oldukça sıkıcı oluyor… Kibrit kafaları alıp kendinizi tutuşturmak istiyorsunuz… Bu kaba tekrarları görünce İstanbul’u ve sanat ortamını iyi çalıştığını iddia eden Sanat Direktörünün fuarın öncesini bilmediği, çalışmadığı açık ve giriş ücretlerindeki bu fahiş artış, bu tekrarları göstermek adına isteniyor…

CI Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ise açıklamalarında İstanbul’a yapılacak sanat yatırımlarındaki rakamsal hacimden bahsediyor YALNIZCA… Sanatsal içerikleri, etkileri, süreklilikleri gibi yaşamsal detaylarına hiç değinmiyor. Fuarın 14 edisyon olduğunu düşündüğümüzde hafızamızı bilinçli olarak 14 yıl öncesine yönlendiriyor. 2002 ve sonrasında açılan birkaç müzeyi anımsatarak yeni açılacak olanlarını müjdeliyor. Bir yanıyla rakamsal boyutuna dikkat çekerken bir yandan da yaşanacak yeni gelişmeleri fuarla ilişkilendiriyor. Öğrencilerin fuara izleyici olarak girmesine olanak tanımayanlar sanat ortamına katkıları olduklarını düşünebiliyorlar… İLGİNÇ

Oysa Sayın Güreli’nin atladığı iki önemli ayrıntı var; müze dediğiniz şeyin ancak ve ancak büyük bir birikimle, koleksiyonla, arşivle ve eğitimle var olabileceği gibi hafıza oluşturması da gerekiyor. 2005 yılından beri büyük çaplı açılmadığı gibi ne açılan ne de açılacak olan müzelere Contemporary Istanbul’un katkısı var mıdır? Ne orandadır ayrıca incelemek gerekir. Her yıl müze açılamayacağı gibi de açılışını müjdelikleri İstanbul Resim Heykel Müzesi 150 yıllık bir birikimin sonucu olarak Türkiye sanat tarihinin hafızasını oluşturmaktadır.

Hafıza demişken Çamlıca Camisi’nin altında açılacak olan İstanbul İslam Medeniyetleri Müzesi’ne Topkapı Sarayı ve Türk İslam Eserleri Müzesi’nden taşınacak eserlerin seçkisini yapan, Aksanat Direktörü ya da küratörü, CI Yönetim Kurulu Üyesi (Türkiye’nin medeni iftiharı) fuarda Recent Acquisitions ve Collector’s Stories sergilerinin küratörü Hasan Bülent Kahraman’ın da unuttuğu bir şey sanırım hafıza. DEVAMINI OKUYUN

Share Button

Utku Varlık, Arter’in Arka Kapısı

Share Button

Fotoğrafta “ultra-modern” bir yapı haberden önce çarptı, sonra Vehbi Koç Vakfı Sanat Müzesi Arter – Dolapdere; kurucu direktörü  Melih Fereli konuşuyor, “mahalleye sırtını dönmeyen, mahalleyi davet eden bir yapı oluştu, Arter’in yeni binasıyla birlikte tüm halkımızın, özellikle gençlerimizin ve çocuklarımızın sanatla özgürce karşılaşabileceği bir ortamı mümkün kılmanın heyecanı içindeyiz!”

Birden 40 yıllarına döndüm, mahallemizde Halkevlerinin açılış söylevi: babam söylevinde “önüm- arkam sobe” demiyor sayın Fereli gibi; Cumhuriyet’ten, laik Türkiye’den ve de kültürden söz ettiğinde, bizler elimizde mandolinlerle ilk dersi heyecanla bekliyoruz; akşam da herkesin katılımıyla oynanacak bir tiyatro oyunu var. Yine günümüze dönelim: Peki burası neresi: Fereli devam ediyor, “Mahalleye sırtını dönmeyen, mahalleyi içine davet eden, hatta içinden geçip arka taraftan tekrar sokağa çıkabileceğini…” evet şimdi nerede olduğunuzu biraz anladınız, Dolapdere’desiniz, sırtınızı da Kasımpaşa’ya dayamışsınız ama buraların sosyal yaşama, yerleşme, kent sorunlarından bir haberiniz var mı?

Bir kaç yıl önce Tunca Sanat Galerisi’nin bir sergi açılışına davetliydim, Tepebaşı’ndan bir taksiye bindim, adresi söyledim: Bülbül, Paşabakkal sok. -Eskidji İş Merkezi – Dolapdere; bana göre çok yakındı ama şoför Tarlabaşı’dan aşağıya inmek istemedi, Kasımpaşa’dan dolaşacaktı! Anlamadım, açılışa geç kaldığımı vs. anlatırken, şöför, “…burada yaşamadığınız belli, bu sokaklara girmek istemiyorum, bir gece öldüreceklerdi, zor kaçtım!” Peki kimler bunlar..? Adam: “ Madem meraklısınız, gidelim.” dedi ve aşağıya inen sokaklardan birine girdik. Sanki birden düşte olduğu gibi paradoksal bir mekân değiştirdik, sokağın pisliği, kararmış duvarlar giderek o denli karanlık insanlar; sefalet, sanki hiç yıkanmamış, çul giysiler içinde bir sürü çocuk arabanın camlarına vuruyor, kadınlar kapıların önünde perişan, karanlık adamlar ötelerden topladıkları çöpleri yığmışlar, zorla geçtik, çöp arabalarını özellikle rahatsız etmek için sokağı daraltmışlardı. Sonunda aşağıya indiğimizde tarifsiz, büyükçe depo görünümünde, ön cephesinde ESKİDJİ  yazan yeni bir yapının  önüne geldik. Şöföre, “Söyledikleriniz doğruymuş, peki kim bu insanlar, nasıl olur İstanbul’un merkezinde bu sefalet?” dediğimde bana yanıtı, “Buralar boştu uzun yıllar, Rumlar gittikten sonra; geçmezdik buralardan ama bu adamlar nereden geldi, Belediye nasıl göz yumdu, gördünüz karanlığı!” Teşekkür ettim. Ona Tarlabaşı’nın tarihini, 6 – 7 Eylül’ü anlatacak vaktim yoktu; binaya girdim, galerinin olduğu kata çıkan devasa asansörü gösterdi birisi; ne bileyim; nedir bu bina diye soracaktım, vazgeçtim, sokağın şokunu atamamıştım! Asansörden çıkınca galerinin uğultusunun olduğu açık büyük kapıdan girdiğimde, kalabalık  ve dört genç ve güzel kızın yaptığı oda müziği… Garsonun getirdiği içkiyi içerken beni buraya çağıran Mimar Mehmet gülerek geldi!

Arter yeni binasında yeniden açılırken, günümüzün sanatını tüm boyutlarıyla geniş kitlelerle buluşturmayı misyon ediyoruz diyor Arter Başküratörü Emre Baykal, İstiklal caddesinde sanatseverlerle buluştukları 10 yıl içinde yaklaşık 1300 eseri kapsayan koleksiyon derlediklerini söylüyor.

Güzel: ne topladıklarının bilançosunu yapmadan uzun metraj bir Beyoğlu geliyor gözümün önüne, bir cumartesi Tünel’e doğru yürüyorum, yürümek değil biraz zorlamasam, akıntı beni rahatça Taksim’e götürecek; karşı koymak güç, nasıl olur bu kadar genç adam nereye gider, vitrinlere bakmak, oturup bir şey içmek değil, Beyoğlu’nda yürümek! Yorulmuştum, rastgele gördüğüm en dingin bir mekâna kendimi attım, çünkü mekân boştu ve vitrinde bir ton karışık kırmızı boyanmış artık malzeme -küratör buna “katmanlar” demiş- önce kavrayamadım, geriye çekilip Arter sinyalini görünceye kadar, ben Akaretler’de olduğunu biliyordum ve de orada Sarkis’in bir enstalasyonunu görmüştüm bir kaç yıl önce. Nasıl olur bu dinginlik, girdim ve yalnızım, sergi “HER DÜŞENİN KANADI YOKTUR”, vitrinde gördüğüm iş Phyllida Barlow’un, kim olduğunu merak ediyorsanız Darwin’nin torunu, Londra Royal Kolej’de prof. vs. Daha sonra Venedik Bienali’nde gereksizliğin anıtı olabilecek devasa inşaat malzemelerini sergilemişti, sergilediği kolonlar o kadar absürt ve “encombrand”(hantal) ve komikti! Daha sonra Blog’umda bunun üstüne bir yazı yayımladım. Barlow yalnız değil, başka yabancı katılanlar, etrafa saçılmış oklar, beyaz huniler, aptalca videoda ne anlatmak istediğini de anlamak olanaksız! Peki, niçin kimse yok?

Emre Baykal 1300 eseri kapsayan bir koleksiyondan söz etmişti, bu eserlerin ne olduğu, hangi malzemelerle yapıldığı, zamana dayanıklılığı, yanıcı, kendi kendini yok eden kimyasal kökeni meçhul boyalar, yapışkanlar, plastikler, karton vs. Bu Contemporary’de oynayanlar üç boyutlu gözlükler taktıkları için, dıştaki yalnız parlayan devinimleri  görüyorlar, onlara benzeme isteği ve de özellikle snop, distiller, prizmatik yani onlara akıl verenlerin dümen suyunda olmak. Bu konudaki  “ÇAĞDAŞ SANATI ANLAMAK SEMİNERLERİ 1 ” – 22 Şubat 2019 – blog yazımda, sürekli Fransız basınında skandal olarak ya da alay edilerek manşet olan, Kültür Bakanlığının FRACS – Çağdaş Sanat Ulusal Koleksiyonu – nun tüm Fransa’da 12 Çağdaş Sanat Müzelerine düzenli devlet tarafından satın alınan 30 bin “sanat eseri” nin depolarda “auto-détruiction” çürüdüğünün bilançolarının da gözaltı edildiğinin belgelerini arşivimde saklıyorum. Fransa’nın Çontemporary adına söz sahibi isimlerin Fracs’ı kafa-kola alıp, onu geçim kaynağı ettiklerinin altını çiziyorum; internette koleksiyona bir göz atın, gördüklerinize inanamayacaksınız, bu sanatçılar eski eşyalarını çöpe atmıyorlar “yerleştirme” adına projelerde buz dolabı, eski halılar ve giderek sokaktan buldukları ne varsa… İsim vermiyorum, çünkü tanıdık biri de çıkabilir! Arter yöneticilerinin bundan haberi olduğunu zannetmiyorum; olsa da Koç Holding’e söylerler mi, o da meçhul!

Şimdi açılış programlarına gelelim: üstte söz ettiğim koleksiyondan seçki bir sergi “SAAT KAÇ ”, eğer depodan çıkarılmışsa kanımca onarılmıştır! Yine bir koleksiyon sergisi, – çünkü mekân çok büyük – “KELİMELER PEK GEREKSİZ” ; bence “Sözcükler Gereksiz” olabilirdi, tema; jest, kalıntı ve iz – miş! Giderek, son yıllarda güncel sanatın öncüsü olarak farkına varılan Altan Gürman’ın bir retrospektifi “ ölünün arkasından konuşulmaz” diyerek bir şey söylemiyorum! Erkmen ailesinin böyle bir “biosphere” de olması şaşırtıcı değil; Ayşe Erkmen’in bir retrospektifi: BEYAZIMTIRAK, düşündüm hangi renk olabilir? Daha ilginç, programda Fransız “plasticien” Céleste Boursier-Mougenot’un bir yerleştirmesi, “ v.2 – dışarıdaki rüzgârın hızı ve yönüyle etkileşim içinde hareket eden üç adet kuyruklu piyano “! Açıklayayım: bunu görünce Contemporary’nin çok güçlü bir lobi olduğunu kanıtladım; nasıl olur, nereden bulunur böyle kendi ülkesinde bile “makaraya alınan” birisine bir açılım vermek; herhâlde bu şamataları beleş  yapmıyorlar! Bir gün Paris’te, Palais de Tokyo’da – kanımca bizimkilerin hayran olduğu bir mekân -, bu plasticien’in “ACQUALTA” isimli bir “performans”nı gördüm, yerleştirmeden öte büyük bir mekânı siyaha boyatıp, içine su doldurup, bir büyük havuz misali, görücüleri müzik eşliğinde “siyaha özgü” temasıyla ve kayıkla gezdirmesi… Bilmiyorum bu ephemere(geçici) şamata’nın ederi nedir? Arter’in onun emrine üç Steinway vermesine de ne diyebiliriz! Fazla uzatmadan bu Contemporary yıkamada son gözüme çarpan: sinema gösterilerindeki beğenileri belki canımı en fazla sıkanlar: Agnes Varda, Chantal Akerman – tahammül ötesi-, Laurie Anderson – zûlum – ve de ilk kez bir filmin ilk beş dakikasında salondan çıktığım “Cemetery of Splendour” adlı can sıkıcılığın zirvesi filmini yapan Apichatpong! Giderek bu Contemporary virüsünün içeriğinde bir yadsıma, can sıkıntısına yakın bir sığlaşma görüyorum, aynen “modern”in yanlış anlaşılmasına özgün “rastlantısal özellik”, soruyorum: DOCUMENTA KASSEL niçin 60 milyon borçla battı? Koç vakfı olmasa bu absürdü yapabilir misiniz?

İşte Dolapdere, Kasımpaşa semtlerinin günümüz sanatına ulaşmaları için “expérimantale” içeren “performans” önerileri; söz verdiler: mahalleye sırtlarını dönmeyecekler!

  DEVAMINI OKUYUN

Share Button

“Summer Collective II”, Hugo Galerie, (03 September – 29 September 2019)

Share Button

Group Exhibition of Paintings and Sculptures

Continues through 29 September 2019

HUGO GALERIE is pleased to present Summer Collective II, a group exhibition of paintings, sculptures, and drawings. The Summer Collective II features works of art by HUGO GALERIE artists Beth CarterMarc ChalméMarc DaillyJernej ForbiciFederico InfanteJoseph PaxtonEric Roux-FontaineBrian Keith Stephens, and Benoît Trimborn. We are exhibiting new collections and pieces never-before-seen in New York City, with an introduction to the paintings of French artist Guillaume Chansarel.

HUGO GALERIE is a fine art gallery in New York City specializing in contemporary figurative painting and sculpture. The gallery represents an international roster of artists working in a variety of media and range of genres. Please direct inquiries to info@hugogalerie.com.

  DEVAMINI OKUYUN

Share Button