Lütfiye Bozdağ: Fısıltı…

Share Button

Doğadan kopuş, kendine yabancılaşma, içimizdeki çocukluğa olan mesafe her geçen gün artarken kaotik gürültü patırtı arasında Aysun Oz unutulmuş çocukluğun sesini bize fısıldıyor. Bu fısıltı bize yaban hayatın bir parçası olduğumuz, temelde hepimizin aynı olduğuyla ilgili unutulmuş bir gerçekliği hatırlatıyor. Doğa için ‘en önemli içsel kaynağım’ diyen sanatçının, ekilip biçilen bahçelerde geçen çocukluğu, bitkilerle ve kuşlarla olan

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Lütfiye Bozdağ: Eti Behar’ın “Quinns” Sergisi

Share Button

Her sergisinde bir kavram üzerine yoğunlaşan Eti Behar’ın 18 Aralık 2021 – 25 Ocak 2022 tarihlerinde BE Contemporary Art Gallery’de gerçekleşen ve farklı dönemlerinden seçkiler sunan “Quinns” başlıklı sergi, sanatçının 2004 yılından bu yana üretimlerine bütün olarak bakma imkânı sunuyor.

Eti’nin sanatının figüratif ya da soyut olsun temel arketipi daire formudur. Sanatçının heykellerinde daire formu, kadın doğurganlığının yaşamı yeniden üretmesiyle

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Lütfiye Bozdağ: Necmettin Yağcı’nın Heykelleri Üzerine Bir Değerlendirme

Share Button

İnsan yaşadığı yere benzer 

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer 

Suyunda yüzen balığa 

Toprağını iten çiçeğe 

Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine….

Edip Cansever

Necmettin Yağcı, Fallen Diplomats Memorial, Island Park Drive, Ottawa, 2012

Şairin ifade ettiği gibi Necmettin Yağcı doğup büyüdüğü Mardin, daha sonra yaşadığı Ankara ve İstanbul ile birlikte varoluşunu gerçekleştiren bir sanatçı. Mardin’de aile mesleği olan sabun üretimiyle çocukluğunda tanışan sanatçı sabunlara şekil vererek

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

LÜTFİYE BOZDAĞ, CÜNEYT GÖK İLE KARIŞIK İŞLER SERGİSİ ÜZERİNE

Share Button

LB: “karışık işler” başlıklı bir sergi açtınız. Karışık işler ismi nereden aklınıza geldi?

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Lütfiye BOZDAG, Füge Demirok’un Resimlerinde “Asimetrinin Estetiği” Peştemalım

Share Button

Füge Demirok, aile köklerinin uzandığı coğrafyanın geleneksel motiflerini son dönem resimlerine konu ediyor. Karadeniz bölgesinin peştamal desenleri ve renkleri, asimetrinin estetiği olarak karşımıza çıkıyor. Demirok resimlerinde, daire, kare, üçgen gibi geometrinin sabit biçimlerini kullanmasına rağmen, aynı zamanda bilinçdışı bir etkiyle, belleğinin dışavurumu olarak asimetrinin egemen olduğu bir soyutlama içinden plastiğini kuruyor. Asimetri, Füge’nin resimlerinin en temel yapısı olarak, tuvalden üç boyutlu forma geçildiğinde heykellerinde de karşımıza çıkıyor. Sanatçının heykellerindeki asimetrik biçim arayışlarına paralel olarak, tuval resminde renk üzerine yaptığı araştırmalar ve denemeler, bu sergide, öne çıkıyor.

Demirok’un resimleri; plastik tadın matematik görsellikte vuku bulması, bir yandan Selçuklu tezyin sanatının geometrik biçimlerini hatırlatırken diğer yandan çağdaş sanatın, geometrik soyutlamaları içindeki çeşitli varyasyonları olarak okunabilir. Füge sadece Karadeniz peştamallarından değil aynı zamanda bu coğrafyanın, Selçuklu sanatının yalın, minimal sonsuzluk düşüncesinden de etkilenmiş, saf bir estetik anlayışa yöneliyor. Bu arayışın içinde sadece plastik ögeler değil, onların yanı sıra sezgisel boyutu da ağır basan, kültürel ve felsefi bir düşünsel arka planın da olduğunu görüyoruz. Selçuklu tezyinat sanatı ve bu sanatın temellendiği geometrik biçimlerin kurgusu Selçukludan Osmanlıya İslam estetiğindeki matematiksel geometriye denk düşüyor.

Geometrik tezyinin İslam’daki sonsuzluk kavramıyla ortaya çıkan düşüncenin plastiği olarak Füge’nin resimlerinde kullandığı altın yaldız ve varak karıştırılmış renk kullanımı Anadolu uygarlıklarının ve çok kültürlü İstanbul kentinin sanatçının belleğinde oluşturduğu kültürel bilinçdışının açığa çıkmasından başka bir şey değildir. Bu çok kültürlülüğün içinde, eski İstanbul’un ikonografik geçmişi ve aynı zamanda metafizik ve kozmik bir dünya tasavvurunun izlerini de taşıdığı görülmektedir.

 Asimetrik düzenlemelerin egemen olduğu tuvaliyle Demirok, modern fiziğin belirsizliğine ve rastlantısal oluşumlara bırakıyor kendini. Bu rastlantısal varoluş çizginin ve rengin etkisiyle metafizik ve tinsel bir Aura, zamansızlık ve sonsuzluk duygusu uyandırıyor.

Sanatçı, geometrik çizgi ve desenlerin ritmi ile oluşan kompozisyonlarının içine asimetriyi eklediğinde düzensizliğin düzenine ulaşıyor. Kusur sözcüğünün aslında kusurluluktan ziyade gereklilikten geldiğini vurgulayan Demirok, asimetrinin aslında kendisi için neredeyse mutlak simetri anlamına geldiğini ifade ediyor. Düzenin aslında düzensizlik içinde bir varoluş olduğunu vurgulayan sanatçı İngiliz şair Robert Herrick’in (1591-1674) “Delight in Disorder” şiirini referans vererek, düzensizliğin verdiği hazzın kendi içindeki ahenkli ve dengeli şiirselliğinin ifade edildiği dizelerin kendisini çok etkilediğini belirtiyor ve bu anlayışın etkisiyle tuval resimlerinde Anadolu’da kadınların olmazsa olmazı peştamalın asimetrik estetiğini plastik dil üzerinden yorumluyor.

Not: Sanatçının resim ve heykelleri 25 Ekim -17 Kasım 2018 tarihleri arasında Ankara’da Nurol Sanat Galerisi’nde görülebilir. DEVAMINI OKUYUN

Share Button

LÜTFİYE BOZDAĞ, HAYRİ ESMER’İN RESİMLERİNDE ETKİYİ ÖNCELEYEN YALIN VE MİNİMALİST BİR KURGU

Share Button

Hayri Esmer’in “Boşluk ve Sınır” başlıklı solo sergisinde, biçimsel arayışların yol açtığı değişimi sanatsal anlayışının bir gereği olarak ele aldığını görüyoruz. Resim çalışmalarının yanı sıra zaman zaman gravür çalışmalarını da sürdüren sanatçı, şiddet konseptli kurgularla yola çıktığı ilk sergisinde tereddüt ve gerilim referanslı işler yapmış, akabinde bu sergiyi; yüzeyler, bölünme ve parçalanmalardan oluşan pencereler serisi izlemiştir. Son dönem çalışmalarında ise daha çok mekân algısına odaklanan sanatçı, konstrüktiv bir anlayışla yoluna devam ediyor. Bu dönem çalışmalarının en karakteristik özelliği de etkiyi önceleyen yalın ve minimalist bir kurguyu öne çıkarmasıdır.

“Resmim etkiyi önceleyen bir karaktere sahip. Tüm bunların da etkiye odaklanan bir resim için vazgeçilmez olduğunu söylemek gerek. Bundan dolayı da resmin izleyiciyi kuşatmasını, onunla diyaloğa açık olmasını ve onu ikna etmesini istiyorum. İşte bu kaygılar değişimi kaçınılmaz kılarak, yeni bir kimliğe dönüştü.”[1]  Kendi ifadesinde belirttiği üzere sanatçının daha önceki çalışmalarında dikkati çeken tema vurgusundan sıyrıldığını ve etki odaklılığa evrilen yeni bir döneme girdiğini söyleyebiliriz. Bu yeni dönemde sanatçı, teknolojinin getirdiği yaygın dijital, canlı, parlak ve renkli diyagramları, çağın değişkenliğine ve görünürlüğüne referans olarak kullanıyor.

Renklerin pentür tadından ziyade daha grafiksel bir tatta çizgilerden oluşan satıhlar olarak birbirini kesen, zikzaklar çizen, yer yer tüm yüzeyi örten ve boşlukları öne çıkaran hâliyle bir yandan konstrüktiv yapıya hizmet ettiğini diğer yandan kurgunun içinde çarpıcı bir keskinlik sağlayarak resmin tansiyonunu belirlemede başat bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Boşlukta devinen bu renkli geometrik diyagramlar, sınırlarla boşluk arasında gidip gelen derinlik, espas hissiyle aynı zamanda boşluk ya da sonsuzluk gibi kavramları sorgulamaya imkân veriyor.

Boşluk, sonsuzluk gibi kavramlar bir dönem üretimlerine nüfuz edecek kadar sanatçının zihnini meşgul etmektedir. Piranesi’nin öncü romantik resimleri olarak bilinen Hayali Hapishaneler/Carcerid’lnvenzione serisinde yer alan devasa perspektifin göz aldatıcı etkisinden, düş gücünden ve iç içe geçmiş, bitimsiz mimarisinden hayli etkilenen sanatçı, “boşluk ve sınır” sergisiyle bu etkilenmenin kendi plastiğinde ortaya çıkan anlayışını paylaşıyor.

Boşluk ve sınır, mekân olarak dünya, yaşam- olarak ölümle sınırlı olan insanın bir paradoksu aslında. Piranesi’nin dikkati çektiği bu paradoksa Hayri Esmer, labirent gibi bilindik bir metafordan yola çıkarak kendi dil ve üslup anlayışı içinde plastik dilini kurarak cevap veriyor. Tıpkı yaşamla ölümün, boşlukla sınırın kesişmesi gibi sanatçı da sınırlar ve boşluklarla kesişen labirentler içinde, iç içe geçmiş, düzensiz, olabildiğince rastlantısal kurgulanmış bir kompozisyonda gezinmemize vesile oluyor.

Postmodernizmin kaygan zemininde her şeyin değiştiği, sahici olmayan, istikrarsız, tekinsiz ortamında her şeyin birbirine karıştığı, değerlerin yerini değersizliklere bıraktığı, yozlaşmış, çürümüş kaotik bir belirsizliğin, parçalanmışlığın Hayri Esmer resimlerinde labirentler üzerinden metaforik ifadesi olarak karşımıza çıkması çağın sorunlarını sanatçının içselleştirdiğini ve plastize ettiğini gösteriyor. Sanatçının resimlerinde bu parçalanma zamansal ve mekânsal karakterler üzerinden “sonsuzluk ve sınırlılık” paradoksu olarak da okunabilir. Ancak Hayri Esmer’in labirentleri çıkışsız ve çözümsüz değil, sınırları ve özgürlüğü birbirine dönüşebilen ve çıkışı olan konstrüktivler olarak algıya açılıyor ve alımlayıcının düşünsel müdahalesine olanak tanıyor. Alımlayıcı labirente girdiğinde oyun başlıyor, içinde dolaştığı hissiyle sergiyi geziyor. Dinamik ve dingin ikilemler üzerinden giden gerilimin dozu zaman zaman keskinleşirken, geometriden konstrüktive doğru yol alırken alımlayıcıya düşünsel olanın koridorlarında gezinmenin keyfi, değişimin, keşiflerin ve deneyselliğin, tanımlanamayan arayışların tadı kalıyor.

[1][1] Yaşayanlar Gülay; Hayri Esmer ile Görüşme, sa.18,, Kazım Türker Galerisi Sergi Kataloğu, 2018; İzmir DEVAMINI OKUYUN

Share Button