Serkan Azeri, ”Öz”ü Hatırlamak Üzerine

Share Button

     Bugünün dünyasında ”insan”, giderek doğadan ve kendi değerlerinden uzaklaşmaktadır. Bu kaotik sistemin içinde, insanın yeniden ”kendini hatırlaması” ve parçası olduğu doğa ile ”öz”ünde bütünleşebilmesi yeni bir bilinçlenme sürecini beraberinde getirir. İnsanın özünü ve köklerini hatırlaması, farkındalığını da yükseltir.

      Kent ve insanı merkezine alarak daha

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Serkan Azeri: Barış Cihanoğlu’nun Güçlü Söylemleri Üzerinden Resimsel Analizi

Share Button

 

Bir sanatçı için üretkenlik ne denli önemliyse, hayat görüşünü de eserlerine yansıtabilmesi o denli önemlidir. Sanatçının bir yaşam örneği olarak bunu ortaya koyması ve devam ettirebilmesi, bu anlayışı günümüz sistemi içerisinde koruyabilmesi, olumlu gelişimi adına ileriye dönük referans alabileceğimiz en önemli kriterlerin başında gelmektedir.

Barış Cihanoğlu’nun resimlerindeki anlamı fark edebilmek için, onun hayata bakışını ve yıllar içerisinde kararlılıkla sürdürdüğü “dik duruşunu” kavramak en doğru yaklaşım olacaktır. Resim Barış Cihanoğlu için düşüncesini ortaya koymak adına hep bir araç oldu. Klasik beğeniler ve piyasa onu hiçbir zaman ilgilendirmedi. Şartlar ne olursa olsun kulaklarını tıkadı. Sadece kendi söylemine, yapacaklarına ve resmi aracılığıyla inşa ettiği kendi yoluna odaklandı.  Yeri geldi, yaptığı resimler eleştirildi, yeri geldi açacağı sergi öncesi resimleri reddedildi. Her türlü olumsuzluğa rağmen, bu söylemin enerjisiyle şekillenen resimleri bu tıkanma süreçlerinde kendi yolunu açtılar. Onun resimleri nitelikleri ve anlamlarıyla fark edebilen gözler ve zihinler için her zaman “kendilerini’’ sundular.

Modern Resim tarihi içerisinde yenilik yaratan ressamların başına gelen olumsuz durumları yaşadı Barış Cihanoğlu. Gücünü ve ilhamını hep bu yaşam örneklerinden aldı. Mücadelesini verdiği nitelikli resminin yakın süreçte olmasa bile“doğru zamanda” mutlaka fark edebileceğinive amacına ulaşacağını düşündü. Barış, neyi amaçladığını çok iyi biliyordu. Böyle bir duruşa sahip olmanın günümüzde karşısına çıkaracağı olumsuz durumları ve karşı mücadelenin zorunluluğunu da çok iyi biliyordu. Bu yüzden güçlü fikirleriyle, inancıyla, kendisini ileri taşıyan bir bilinç oluşturdu.

Barış Cihanoğlu’nun resimleri bu toplum için genel klasik beğeniye uymaz. Birçok kişi için de, soğuk, irrite edici gelebilir.  Onun resimlerinin görselliği, resimlerdeki anlamı ve ışık tuttuğu karakter modellerini kavrayamayanlar tarafından doğru algılanamayabilir. Onun resimsel imgeleri bir anlamda insanların “kendi gerçeklikleriyle yüzleşmek istemeyişlerinin” tuvale yansımış halidir. Barış’ın tuvalleri karşılarına geçip izleyen insanlar için bir “ayna” olur. İçte saklanan, dile getirilemeyen çarpık eğilimleri, psikolojik sorunları gerek mizahi gerekse de irrite edici bir enerjiyle vurur yüzlere…

Barış Cihanoğlu’nun daha önce açtığı bir sergisinin ismi ‘’Kendini bul’’ dur, bu sergide kullandığı başlık bile bu yüzleşme ve arayışa gönderme yapmaktadır. Bir insan için en zor olan yüzleşme kendi gerçek iç kimliği ile olan yüzleşmesidir. Kendi içinde var olanı, hatta çoğu zaman kendisine karşı bile açıklayamayıp gizlediği eğilimlerini, zayıflıklarını pervasızca izleyiciye yansıttığı için elbette ilk bakışta hoşa gitmeyecektir bu ayna tutuş.  Bu resimler anlam resmidir. İmge resmidir. Anlam derinliği yaşam modelleri üzerinden biçimlenir görsellikte. Karakterler üzerinden okunan bozulmuş sistemin eleştirisi vardır.  Bu resimler aynı zamanda birbirinin tekrarı olan resimler değildir. Her dönem yeniliğe açık, takip eden için merak uyandıran güçlü bir söylemin görsel dilini yansıtan yaratımlardır.

Barış Cihanoğlu’nun 20 Ocakta Gallery İlayda’da açtığı kişisel sergisi “Ortak alan” da, bu kararlı yolculuğun son ürünleri görülmekte, sergi 26 Şubata kadar görülebilir… DEVAMINI OKUYUN

Share Button

Serkan Azeri: Murat İrtem’in Perspektifinden Bugünün Kentleri

Share Button

Çağımızın sürekli ilerlemeye ve gelişmeye yönelik yapısının kent görünümü üzerindeki olumsuz etkileri ve bu yapılanma karşısında doğadan giderek uzaklaşan insanın öz değerlerinden ayrılmasından kaynaklanan doğal bellek kaybı kavramları üzerine düşünen ve üreten bir sanatçı Murat İrtem…

O,  günümüzün kentlerinin görüntülerini kendine özgü lekesel soyutlama diliyle resmediyor. Gelişen kent kavramının görselliği ile doğru orantılı bir biçimde büyük boyutlu resimler  yapıyor.  Tuval üzerinde kentin gerçekçi görüntüsünü düşündüren çizgisel  ve lekesel boyutta çarpıtmalarla başlayan biçim yoğunlukları resmin orta ve alt bölümlerinde giderek boyanın yoğun olarak kullanıldığı dokusal uygulamalarla devam ediyor. Metropoller, içerisinde yaşadığı dünyayı sorgulayan sanatçının perspektifinde, kurgulanmış kaotik yapılarıyla,giderek renk ve lekelerden oluşan soyut birgörselliğe dönüşüyor.

Murat İrtem, çok yönlü bir çalışma disiplini içerinde ürettiği resimlerinde, bugünün dünyası  yapaylığı içerisinde kaçınılmaz olarak girmiş olduğu yoğun tempoya bağlı olarak, tıpkı orantısız büyüyerek genişleyen kentlerde olduğu gibi, insanında giderek kendine yabancılaşmasını görsel boyutta erime ve yok oluş gibi kavramlara göndermeler yaparak vurguluyor.

DEVAMINI OKUYUN

Share Button

Serkan Azeri: Gerçek Yaşam Sahnesinde Kurgulanmış Sembolist Bir Gösteri

Share Button

Bugünün dünyasında, zaman ilerledikçe insanlar arasındaki ilişkilerin beklenti ve amaçlar doğrultusunda giderek gerçek anlamını kaybetmeye başlayıp sıradanlaştığı, iletişim problemlerinin ise günden güne attığı görülmektedir. Durum böyle olunca psikolojik olarak kendini tüm doğallığı ve gerçekliği ile ifade edemeyen birey, çoğu zaman toplumsal ilişkiler içerisinde yapmacık tavırlar içerisine girebilir. Bir savunma mekanizması gibi oluşturduğu bu yapay karakteri, sanki maske takıp sahnede kendisine verilmiş rolü oynamaya çalışan bir tiyatro oyuncusuna benzetebiliriz.

Eski dönemlerin görkemli saraylarında, nasıl ki saray soytarıları ve hokkabazlar, onları himayesi altında tutan krallarına karşı, yaşamlarında zaman zaman farklı psikolojiler içerisinde bulunsalar da, daima iç gerçekliklerini kısa süreliğine bir kenara atıp, güler yüzlerini ve türlü oyunlarını göstermek zorunda oldukları gibi, günümüz dünyasının ilişkilerinde de bireyler, adeta her zaman eğlendirme zorunlulukları olan bu karakterler gibi, çeşitli seviyelerde ilişkiler içerisinde bulundukları ya da yaşamı paylaşmaya mecbur kaldıkları kişiler perspektifinden ne yazık ki sadece nesnel ve eğlendirici işlevleriyle beğeni gören kuklalara dönüşüyor çoğu zaman.

Nehir Çetin,  insan merkezli bir tavırdan yola çıkarak ürettiği resimlerinde, günümüz ilişkilerindeki “yapaylık” kavramını ve iletişim problemlerini yansıtmada, simgesel anlamlar yüklediği tiyatral sahneleri bir ifade biçimi olarak benimsiyor.

Mekân, tıpkı bir tiyatro sahnesine dönüşüyor resimlerinde. Işık,  tiyatral tavırlar içerisinde bulunan karakterlerin ifadelerinin algılanmasında izleyiciyi yönlendiren bir unsur olarak kullanılmıştır. Kompozisyonlarındaki farklı unsurlar ve açık-koyu tonları aracılığı ile yakaladığı ritim de, yine izleyiciyi yüzlerde biçimlenen ifadenin algılanması doğrultusunda yönlendiren bir yapılanma boyutunda karşımıza çıkmaktadır.

Genç bir ressam olan Nehir Çetin’in resimlerinde, kurgusunun yanı sıra resim kurallarına bağlılığı da dikkati çekiyor. Mekân içerisinde oluşturduğu tekli ya da çok figürlü kompozisyonlarında, sıcak ve soğuk renk kontrastlarını uyguladığını görüyoruz. Resimlerinin tamamına egemen olan soğuk atmosfer anlayışı ise, insan ilişkilerinde yaşanan problemlerin yarattığı iç gerilimin etkisini görsel boyutta hissettiriyor.

Resimlerinde başat olarak karşımıza çıkan figürleri, belirgin konturlarla sınırlanıyor. Bu biçimsel yapılanmanın yanı sıra, mekân içerisinde dağılmış olan masklar, buruşturulup atılmış kâğıtlar gibi bazı nesneler ile mekân içerisinde uyguladığı renklere yüklenen simgesel anlamlar bize Paul Gauguin’in resimlerini de düşündürüyor.

Gerek tek figürlü kompozisyonlarının birçoğunda, tuvalde resme egemen bir konumda yerleştirdiği karakterlerin,  gerekse deçok figürlü kompozisyonlarında figür toplulukları içerisinde bulunan bir veya iki karakterin, sanki içerisinde bulundukları ortamın dışına çıkmak istercesine resimle temas kuran izleyiciye yöneltilmiş bakışları, izleyiciyi bu ifade aracılığıyla resmin içine çekme arzusunun yanı sıra, kavramlar boyutunda düşündürmeye yönlendiren bir bağ kurma isteği olarak da açıklanabilir.

Nehir’in açmış olduğu bu ilk kişisel sergisi ile birlikte gerçekleştirdiği çıkış, ona bir genç sanatçı olarak ileri ki süreçte, bu resimleriyle ortaya koyduğu tutarlı tavrının altyapısı üzerine, “duruş ve üretim” boyutunda zorunlu olarak “sürekliliği” de koyacağı bir misyonu beraberinde getirmektedir.

DEVAMINI OKUYUN

Share Button

Serkan Azeri: Halim Çeliker’in Resimleri Üzerine

Share Button

Araştırma, analiz, kurgu ve bunların sonucunda ifade biçimi olarak sürekli gelişen ve değişen figür odaklı bir eğilim, Halim Çeliker resminin uzun soluklu serüveni içerisinde en temel özellikler olarak karşımıza çıkıyor. Farklı süreçlerde ürettiği seri çalışmalarını incelediğimizde,bu özelliklerin gelişiminde etkili olan uygulamalarının ve arayışlarının belirleyici olarak daima ön planda olduğunu görüyoruz.

Halim Çeliker, resimlerindemekan içerisinde figürü ve sürecin akışı ile gerçekleşen bedenin hareketlerini titizce inceleyip tek bir zamansal bakıştan uzaklaştırarak adeta “anların birbirine eklemlendiği” sürecin algısını yaratacak bir biçimde ele alıyor. Hareketi oluşturan aşamaları ve detayları inceleyen Çeliker, Fütürist ressamlarda gördüğümüz anlık kareleri üst üste getirme anlayışının verdiği hareket izleniminin dinamik etkisini, ele aldığı figürün sadece belirli noktalarında ritim yaratacak şekilde uyguluyor. Figürü olağan gerçekliğinden uzaklaştırarak, gerçekleşen hareketin algısını yaratan aşamaları detaylarda gerek geometrik – hacimsel gerekse de, renkçi – lekesel uygulamalarla yansıtıyor.

Halim Çeliker’in resimlerinde egemen bir konumda olan büyük boyutlu figür düzenlemelerindeki etkiyle bütünlük yaratan geometrik alanlarla birlikte yer yer renk lekeleri ve serbest fırça sürüşleri ile şekillenen arka plan, zaman – mekân kavramlarının tekdüze bakıştan uzaklaşmasının görsel anlamda yarattığı düşselliğin de hissedildiği yarı soyut bir anlatım boyutuna ulaşıyor. Bu sahneler, zaman süreçlerinin birbiri içinde eridiği, soyutla somutun iç içe geçtiği ve hacimsel yapıyla da, lekesel boya zevkinin kaynaştığı bir görsellik oluşturuyor.

DEVAMINI OKUYUN

Share Button

Serkan Azeri: Bahattin Bilgin’in Soyut Resim Dilinin Düşünsel Temeli Üzerine

Share Button

Bir ressamın içinde yaşadığı zaman sürecindeki tecrübeleri sonucunda şekillenen hayat görüşü, ürettiği resimlerinde geliştirdiği biçimsel dilinde veya o dilin temelini oluşturan düşünce boyutunda kendini gösterir.

Soyut resim, modern resmin gelişiminde, görünen dünyadan tamamen kopuşu ifade eden bir üslup olarak yepyeni bir çığır açmıştır. Doğadan bağlarını tamamen koparması özelliğiyle “sanatçının bakış açısıyla yarattığı yeni bir dünyadır”. Soyut resmin temeli bilgi ve derin araştırma ile şekillenen bir bilinç durumudur. “Yeni bir dünya inşa etmekiçin”,var olan gerçekliğin ve nesnel görüntülerin çok iyi tanınması, özümsenmesi, “nelerin, neden ve niçin” değiştirileceğinin bilinmesi bu yolda önemlidir. Soyut resim, bu yönüylezihinsel boyuttaki tasarımın ekseninde,  görünen gerçeklikten uzaklaşma ya da yeniden inşa düşüncesinin sınırlarının tamamen sanatçının estetik algısının çerçevesinde geliştiği bir anlayıştır.

Ressam Bahattin Bilgin’in resimlerinin şekillenişinin temelindeki anlayışını, yukarıda bahsettiğimiz bakış açısı ile değerlendirmek yerinde bir yaklaşım olacaktır.

Bahattin Bilgin, içinde yaşadığı toplumun sorunlarına yabancı kalmamış, 70’li ve 80’li yıllardaki aktif mücadeleci kimliğini korumuş ve günümüze ulaşan süreç içerisinde de bu yönünü devam ettirmiş bir karakterdir. Daha özgür, daha adil, “insana önem veren” bir dünya anlayışının savunucusudur. Eylem insanı olarak şekillenen kimliğinin ve vermiş olduğu mücadelenin yanı sıra, mevcut dayatılan sistemin tamamen dışında “yeni bir dünya yaratma isteği” de, özellikle son dönemde ürettiği resimlerinde benimseyip geliştirdiği soyut dilin düşünseldayanağıdır kanımca.

Bahattin Bilgin’in ürettiği “lekesel soyut” resimlerin biçimlenmesinde, kendisinin yeniliğin peşinde kararlı olan kimliğinin etkin olduğunu görmekteyiz. Kalın boya tabakalarıyla şekillenen dokusal etkinin yoğun bir biçimde görüldüğü resimlerindeki renge ve lekeye öncelik veren tavrı, İkinci Dünya Savaşı sonrası özellikle Paris’te gelişen soyut resim etkinliklerinde gözlemlediğimiz araştırmacı bir duruşu ortaya koyuyor. Bu resimlerindeki serbest fırça sürüşleriyle gerçekleştirdiği formlar, tuval yüzeyinde iyice belirginleşen karakterini gözler önüne sererek, görsel boyutuyla hareketle bütünleşen canlı kompozisyonlar oluşturuyor.

Bahattin Bilgin’in üretiminde “Foça soyutlamaları”, özel bir seri olarak karşımıza çıkıyor. Türk ressamları içerisinde Avni Arbaş ve Ferruh Başağa gibi usta isimlerin yaşamlarının son dönemlerini geçirdikleri Foça, Akdeniz ışığının güçlü etkisinin yarattığı enerjisiyle, Bahattin Bilgin’in bu görüntülerden yola çıkarak, estetik bakış açısı ile kendi söyleminde dönüştüreceği renkli görsel sahneler yaratıyor.Foça soyutlamalarında, “lekesel soyut” anlayıştaki seri resimlerindeki görsellikle bağlantı kurduğumuz oluşumlar dikkatimizi çekiyor.Gökyüzü, denizin sıcaklığı, tekneler ve yapılar tamamen lirik bir söyleme dönüşüyor.  Özellikle bu resimlerdeki sahil şeridinde konumlanmış olan yapılar, evler ve sokakların görüntüleri, olağan gerçeklikten tamamen uzaklaşarak, ağırlıkla tuvalin ortasında yoğunlaşan soyut bir dille şekilleniyor.

DEVAMINI OKUYUN

Share Button