DON EDDY at Nancy Hoffman Gallery, March 19 – April 30, 2020

Share Button

On March 19 an exhibition of new work by Don Eddy opens at Nancy Hoffman Gallery and continues through April 30. Eddy is one of the few early Photorealist painters who has taken his vision into new terrain, and has expanded his unique painting process. In the ‘70s Eddy painted the California urban landscape, focusing on cars, reflections on cars, bumpers, headlights. The subject came naturally to the son of a car body and fender shop father. The artist moved quickly from cars to storefronts

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Utku Varlık, Sanrı, 15 Haziran – 28 Ağustos 2020 | Bozlu Art Project Mongeri Binası

Share Button

UTKU VARLIK
SANRI
15 Haziran – 28 Ağustos 2020

 

SERGİYİ ONLINE İZLEMEK İÇİN: : https://youtu.be/RHC2N6-cVec

Bozlu Art Project Mongeri Binası, 15 Haziran – 28 Ağustos 2020 tarihleri arasında Utku Varlık’ın “Sanrı” isimli sergisine ev sahipliği yapıyor. Varlık, yeni sergisinde sanrılarının peşinden giderek, tıpkı Baudelaire’in ifade ettiği gibi “Düşlerin tek gerçeklik olduğuna inananlara,”

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Arthole’ün “Sen Diye Bir Şey Kalmasın” adlı sergisi, 13 Şubat’ta Avlu Bebek’te açılıyor

Share Button

Sanat ve tasarım platformu Arthole, kurucusu Çiğdem Sungur küratörlüğünde, şehrin sıra dışı etkinlik mekanlarından Avlu Bebek’te üç sanatçıdan oluşan bir grup sergisi gerçekleştiriyor. Başta Berlin olmak üzere, İstanbul ile dünyadaki diğer sanat ve tasarım merkezlerini buluşturmayı

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

TÜRKİYE’DEN ÇAĞDAŞ SANAT, 17 ŞUBAT 2020 TARİHİNDE KİEV’DE AÇILIYOR!

Share Button


Haluk Akakçe , Ertuğrul Akyüz, Refik Anadol , Suzan Batu , Bedri Baykam, Bubi, Taner Ceylan, Server Demirtaş , Koray Erkaya , Bahri Genç, Deniz Gökduman, Genco Gülan, Horasan, Hayal İncedoğan, Mustafa Karyağdı, Serhat Kiraz, Seydi Murat Koç, Şükran Moral, Ahmet Oran, Mehmet Özenbaş, Bünyamin Özgültekin, Ardan Özmenoğlu, Barış Sarıbaş, Yusuf Taktak, Varol Topaç, Mehmet Yılmaz

Açılış: 17 Şubat 2020, Pazartesi

18.00:21.00

Kiev’de yer alan Modern Art Research Institute

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Nesli Türk, Corpus Magnum, 11 Mart-1 Nisan 2019, Merkür Galeri

Share Button

                     

Bedenin Sınırlarını Deneyimlemek

“Bedenin Hafızası (2011)” ve “Kara Duyu (2015)” sergileriyle hesaplaştığı duyumsamayı “Corpus Magnum” serisiyle başka bir plastiğe taşıyor. Hep beden, sıvılar, kıvrımlar ve “saçılma” ile derdi olmuştur Nesli Türk’ün. Bedenin saçıldığı büyüklüğü boyamak… Ötesi, dünyevi ve sonsuz!

Nesli’nin güçlü desenine ve boya sürüşüne eşlik eden bu yaklaşım, “Corpus Magnum” ile eskizin hafifliğine dönüşerek sökün ediyor gözlerimize. İnsanın, “anima” ya da arzunun dolayımsız akışı…  Tanıdık olan;  Nesli’nin tuvallerinde “Büyük Beden”in ya da  “kadın oluşun” gözüne dönüşüyor.

Kıvrılan beden, açılan ağızlar; hep bedenin devinimiyle uğraşıyor ressam… Sarının salınımı, titreyen melankolisi ve grinin gölgesiyle parlayan, açılan bir yüzey. Bedenin kıvrımı ve sancısı insanlığımızın gözüne evriliyor sarsıntılı güncelliğiyle. Bakan mıyız? Yoksa bakılan mı olduk hep…

Genç kuşağın güçlü fırçalarından Nesli Türk  “Corpus Magnum” resimleriyle bu bakışı sorgulamaya çalışıyor bıkmadan.  Büyük bir bedeniz aslında hepimiz!

Nesli Türk

1983 yılında, İzmir’de doğdu. 2002 yılında Yeditepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Plastik Sanatlar Bölümü’ne kaydoldu ve üç dönem boyunca mesleki İngilizce görerek üniversitenin hazırlık sınıfında okudu.

2003 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Resim Bölümü’nde lisans öğrenimine başladı. 2009 yılında lisans öğrenimini tamamladı.

Aynı yıl, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Bölümü, yüksek lisans programına girmeye hak kazandı.

2010 senesinde yüksek lisans öğrenimine devam ettiği sırada, Erasmus öğrenci değişim programı ile Almanya’da Halle, Burg Giebichenstein Hochschule für Kunst und Design/Burg Giebichenstein, Sanat ve Tasarım Üniversitesi’nde öğrenim gördü.

2011 yılında Akademililer Sanat Galerisi’nde Bedenin Hafızası isimli ilk kişisel sergisini açtı.

2013 yılında yüksek lisans programından 20. yy Resminde Ekspresif Beden İmgesi isimli eser metni çalışması ile mezun oldu.

Aynı yıl, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Bölümü sanatta yeterlik (doktora) programına girmeye hak kazandı. 2017 yılında Resim Sanatında Ekspresif Bedenin Melankoli Kavramı İle İlişkilendirilmesi isimli eser metni çalışması ile mezun oldu.

2015 yılında, KARŞI Sanat Çalışmaları’nda, Kara Duyu isimli ikinci kişisel sergisini açtı.

Yurt içinde ve yurt dışında pek çok karma sergiye katılmış olan sanatçı, İstanbul’daki atölyesinde çalışmalarına devam etmektedir. Ayrıca çeviri çalışmaları yapmış olan Nesli Türk’ün Türkçe’ye kazandırdığı eserler arasında Paul Virilio’nun Sanat Kazası isimli kitabı bulunmaktadır.

“Corpus Magnum” 11 Mart-1 Nisan 2019 tarihleri arasında MERKUR’de izlenebilir.

MERKUR :Mim Kemal Öke Cad. Erenler Apt. No: 12 D: 2  Nişantaşı / İstanbul

Telefon: 0212 225 37 37- 0212 231 69 87
www.galerimerkur.com

galeri@galerimerkur.com DEVAMINI OKUYUN

Share Button

Fırat Arapoğlu,Unutulamayan Gelecek…

Share Button

Aya gitmeyi seçtik.

John F. Kennedy 12 Eylül, 1962

Bu son iki on yıl boyunca yoğun bir zaman-mekan sıkışması evresi yaşamakta olduğumuzu, bunun politik-ekonomik uygulamalar, sınıf güç dengeleri ve kültürel ve toplumal yaşam üzerinde, insana yönünü şaşırtan, sarsıcı bir etki yaptığını ileri sürmek istiyorum.

David Harvey, Postmodernliğin Durumu

 

ABD Başkanı John F. Kennedy’nin Rice Üniversitesi’nde Ay’a seyahat programını açıkladığı anı hayal edin ve bugünü; yani içinde bulunduğumuz “Mars’a Yolculuk” dönemini. Kendimize şunu soralım: Dünya yıllar içerisinde nasıl hızlı bir değişime uğradı? Ya da gerçekten değişmekte mi? Krassimir Terziev, Unutulamayan Gelecek sergisinde, bize yaklaşık yarım yüzyıllık bir geçmişi, kendi lensleri üzerinden gösteriyor ve şu soruları gündeme getiriyor: Sahiden, biz bu dönemi geride bıraktık mı? İçinde bulunduğumuz zeitgeist’a dair neler söyleyebiliriz? Sanatçının çalışmaları, bizlere siyasal olgular, otoriteryen tutumlar ve özgürlükler konusunda zamanın belirli bir mesafesinden mesaj verirken, bu kavramların hem geçmişin hem de günümüzün gerçeklikleri olduğunu iletiyor. O halde, bu serginin geçmiş ve gelecek arasında salınan bir boşlukla ilgili olduğunu ve çözümlerin/yorumların bu boşluktan çıkacağını varsayabiliriz. David Harvey’in belirttiği gibi, “mekan ve zamanın nesnel niteliklerinde öylesine devrimci değişikler olur ki, dünyayı görüş tarzımızı, bazen çok köklü biçimlerde, değiştirmek zorunda kalırız”. Terziev’in yaklaşımında, tarihin bilişsel göreliliği ve tarihteki her şeyin karşılaştırılabilir olma olgusu, bu zaman-mekan sıkışması önermesi ışığında okunabiliyor.

İmgeler çağındayız ve bu imgeler kavramsal, deneysel ve belgesel-yönelimli olarak gruplandırılır ve bu imgeleri, akademik ve analitik bir biçimde ele almak ve üzerlerine görsel-sessel bir biçimde eleştirel yaklaşımlar geliştirmek oldukça önemli. Ancak böyle bir eleştirel yaklaşımla günümüzde sanat, medya ve teknoloji arasındaki etkileşim tam anlamıyla kavranabilir ve Krassimir Terziev, sanatın günümüzdeki farklı ifade olasılıklarını kullanarak, bizleri bir tür zaman yolculuğuna çıkartıyor ve sergi, sanatçının geçmiş ve gelecek arasındaki ilişkiye dair stratejik yaklaşımlarını ve bu ilişki arasındaki konumunu görünür kılıyor. Terziev’in zaman-mekan (uzay) ve birey arasındaki ilişkilere dair gözlemlerine tanık oluyoruz ve çalışmalarındaki görsel kayıtlar, sinematik dil ve yeni anlatılar yaratma arasındaki sınırlarda salınmakta.

Geçmişin imgeleri ve günümüzdeki yansımasıyla, bizleri büyük anlatılar döneminin ütopyalarında bir yolculuğa çıkartan Terziev, “görülmeyen” ama “hayal edilebilen” bir paradigmayla, insanlığın dünya-dışı gezegenlerde yerleşme ütopyasını işlerinde bize anımsatıyor. Terziev’in kozmik ütopyaları, hayvanların insanlardan önce uzaya seyahatlerine de referans vererek, bizi efsanelerle birleştiren bir düşsel dünyaya götürüyor.  Diğer bir olgu ise, teknolojik aygıtlar ve kullanıcı arasındaki ilişkiye dair. Artık çalışır halde olmayan tablet ve televizyonlar gibi yüzeylerinde kullanıcılarının imajlarını taşıyan aletlerle, zamanın donduğu an’ın kalıcılaşmasını temsil ediyor. Öte yandan, NASA’nın Mavi Bilye olarak adlandırılan, binlerce kilometre mesafeden çekilen yörünge fotoğrafı üzerine, dünyaya içkin egzotik bir palmiye ağacı siluetini ekleyerek, farklı ilişkilere dair okumalar geliştirilebilecek bir manzara resmini de izleyicisine sunuyor.

Yeri gelmişken bu yörünge konusu Terziev’in çalışmaları için oldukça önemli. Yerküredeki kıtaların bir karmaşa içerisinde görüldüğü, ama aslında kültürel iletişimin günümüzdeki halinin ustaca görsel-veri haline geldiği işleriyle, son kertede, çağımızın ürettiği görsel dil ön plana çıkıyor. Böylece, totalde, teknolojinin bağımsızlığının geleceği mercek altına alınırken, artık insana gerek kalmayan imge üretimi ve değişen perspektifler sorgulanıyor, çünkü artık çizgisel değil, dikey bir perspektif çağındayız, hepimiz.

Aile, ulus ve insanlık, hayvanlar ve topyekün dünyasal yaşam kültürünün uzay-mekanla ilişkisine değinen çalışmalar, kolaj, imge-metin birlikteliği, ışıklı-kutu ve video gibi teknik ifade araçlarını kullanarak zaman ve mekan arasındaki ilişkiyi şeffaflaştırıp, yeni bir geçici-hakikat üretiyor. Sanatçı tarih, bellek, rüyalar ve imgelemin nasıl bir formatta sunularak, çağın görselliğini yansıtabileceğini ustaca görselleştiriyor. Çağdaş Bulgaristan Sanatı’nın önde gelen isimlerinden birisi olarak Krassimir Terziev, çağdaş yaşam kültürü, ulusal değerlerin gizemlileştirilmesi, bellek ve toplumsal belleksizlik konularına temas ediyor. Ne diyelim? Yolculuğa hazır mısınız?

  DEVAMINI OKUYUN

Share Button