Şeref Akşit: Ölüm Korkusu, Requem ve Mozart

Share Button

007-amadeus-theredlist

Korku, insanoğlunu ve diğer yandan bütün canlıları ayakta, hatta hayatta tutan en önemli içgüdülerden biridir. Kendisinden büyük ve güçlü mamutlarla veya abartacak olursak, dinazorlarla karşılaştığında korkup mağaraya saklanan atalarımız, ilk uygarlıklarının ve hatta ilk şarkı/türkülerinin, ilk duvar resimlerinin yani, sanatın da temellerini orada atmışlardır. Bir varlık için en temel şey, önce kendi canını ve daha sonra sevdiklerinin canını korumayı sağlamaksa, korku bunu başarmayı sağlayan en güçlü güdüdür.

 

Adrenalini tavan yaptırıp, kaçmayı betimleyen “tabanları yağlama” deyimi de korkudan gelir. Korku genellikle hayatımızı kurtarır dedik; ama korkudan ölenleri de hepimiz duymuşuzdur. Trajedi yaşayan, doğal afet ya da büyük tehlikeyle karşılaşıp pes eden insanları duymuş ya da bir yerlerden okumuşuzdur. Elbette ödü patlayıp ölen bazı hayvanlar da vardır, aslanla cebelleşen yavru geyiği, kurtla, kartalla karşılaşınca yığılıp kalan tavuğu, tilkiyle, gelincikle boğuşurken ödü patlayıp kırmızı, patlak gözleriyle “kalpten giden” tavşanları bir şekilde duymuş, görmüş, okumuş ya da belgesellerden izlemişizdir. İnsanlarda ise, söylence şeklinde, “bilmem kimin bilmem nesi”…nin başından geçen olaylar vardır, zorluklarla baş edip fizikî olarak ölüm tehlikesini atlattığı hâlde “kalbi dayanamadı”ları duymuşuzdur. Hatta iyileşmek üzereyken yaşadığı şoktan bir türlü kurtulamayarak hastanede can verenlerin sayısı da az değildir. Müzik dehası Mozart da ölüm korkusuna yenik düşmüştür.

mozart nota elyazma diesIrae

Mozart, en BÜYÜK eserini, REQUEM’i tamamlayamadan ölmüştür. Şu an hâlâ dinlediğim ve dinlerken içimi ürperten değil, direk donduran- gerçi kış geliyor, soğuk ayaz akşamlarındandır, diye kendimi kandırmaya çalışsam da- ezici ezgileriyle Azrail’in görkemli imgesini canlandırmama neden olan beste, şaheser. Dinleyen binlerce insanın “ölüm müziği” diye adlandırdığı ve dinlerken kendi ölümünü düşündüğü bir trans hâli. Bazı müzikologlara göre W.Amadeus Mozart popüler kültürün, popüler bestenin ( yoğun kullandığı 1, 4, 5 armonisi, bugünkü popüler müziğin çok büyük bir çoğunluğunda kullanılır ve “trilyon milyarlarca” diye abartabileceğimiz sayıda pop bestesi bu kalıpta yapılmıştır ve de yapılmaya da devam etmektedir.) gelişimine yön vermiştir. Çok genç yaşta dehasıyla popülerliği, yüksek beğeni elde etmiş Mozart, popüler olmanın nasıl bir sabun köpüğü olduğunu da çok genç yaşta yaşayarak öğrenmiştir. Özgür ruhuyla yaptığı özgün besteleriyle zamanla gözden düşmüş, popülerliğini yitirmiştir.

İzlemiş olanlar hatırlayacaktır, Requem’in yazılması, (tabi ki senaryo gereği öykü değiştirilmiştir) ancak İngiliz Hasta(9), Titanic(11) gibi filmlerin geçebildiği bol prestijli, 8 Oscar ödüllü Amadeus, filminde şöyle anlatılır; Mozart’ın kapısına gelip imzasız bir mektup bırakan ve kendisinden bir requiem yazmasını isteyen Mozart’ın bir nevi rakibi olan besteci Antonio Salieri’dir. Azrail gibi giyinmiş, siyah pelerinli, siyah maskesiyle tanınmaz hâlde sık sık Mozart’ı korkutarak taciz eder. Film, Salieri’nin gözünden anlatılır. (Fakat belgelere göre bu eseri ısmarlayan kişi, aynı zamanda bir amatör besteci olan Franz Walsegg isimli bir konttur.) Notasyonunu Mozart’a yazdırdığı ve asıllarını istediği eseri besteletme ve ileride bu besteyi kendisinin yaptığını iddia etme amacındadır. Beste, duygu olarak, o güne kadar yalnızca çocukken, ölen kuşuna küçük bir requem (ağıt, matem) bestelemiş olan Mozart’ın tarzına hiç uymamaktadır. Genel tarzı olan neşeli, devingen, çocuksu, coşkulu, uçarı müzik karakterine hiç uymayan, dolayısıyla hiçbir bestesine benzemeyen karanlıkta, ağırlıkta ve kasvette bir beste yapmaya zorlanmaktadır genç ve hep genç olarak kalacak besteci. Kont, sık sık baskın yaptığı evine, her seferinde para getirerek beş parasız Mozart’ı bir an önce besteyi bitirmeye zorlar. Mozart gece-gündüz besteyle uğraşırken sağlığını da ciddi anlamda tehlikeye atmaktadır. Mozart, geçici süre ailesinin yanına giden karısına son mektuplarında “yakında öleceğim, bundan eminim” diye yazmıştır. Eşi Constanze eve geldiğinde deyim yerindeyse Mozart ölüm döşeğinde, bitap hâldedir. Mozart 1791’de öldüğünde, 1- Introitus 2- Kyrie 3 – Sequentia 4- Offertorium, bu dört ana bölümden oluşan K. 626 nolu eseri Requiem’in, 3. bölümünün son parçası olan Lacrimosa’nın dokuzuncu, yani son mezurunda kalmıştır. Mozart’ın ölümünden sonra Constanze’ın isteği üzerine, Franz Xaver Süssmayr, temel duygu ve kompozisyon yapısına göre eseri tamamlamıştır.

wolfgang_amadeus_mozart

Requem’in sözlerinin kısaltılmış çevirisi:

“Yargıç, ki her şey onun ağzından çıkana bağlı,

Gökyüzünden inip geldiğinde!

İnsanın göğsü nasıl da korkuyla çarpıyor.

Borazanlardan boşalan büyülü ses,

Yeryüzünün mezarlıklarında çınlıyor,

Her şeyi tahtın önüne sürüklüyor.

Ölüm gelmiş çatmış, doğa sarsılmada,

Tüm kainat uyanmada,

Hesap vermek gerek Yargıç’a.

Şimdi suçluluk içinde feryat etmekteyim

Bütün utancımı kederle sahiplenerek:

Koru. Ey Tanrım, yakaran bu kulu.

Günahkar kadınları bağışlayarak,

Ölüm döşeğindeki hırsızları affederek

Bana bir umut verdin.

Dualarım ve inlemelerim değersiz.

Yine de, yüce Tanrım, merhametinle,

Beni sonsuz ateşlerden kurtar.

Bana iyi kulların arasında bir yer ver.

Kötülerden uzak tut,

Beni doğruluğa yönlendir.

Ah! O gözyaşı ve matem günü!

Yeryüzünün tozundan çıkıp gelenler

Kendini yargı önüne çıkmaya hazırlamalı:

Koru Tanrım, merhametle koru onu!

Merhametli kutsal İsa Efendimiz.

Onlara sonsuz huzurunu lütfet. Amin.”

 

Mozart’ı normal şartlarda belki on beş yıl sonra ulaştırabileceği olgunluğa birkaç ayda ulaştıran, onu yaşlandıran, öldüren Requem, ölüm korkusunu, ölümü, huzur arayışını, günahlarla yüzleşmeyi, Tanrı’yı düşündüren, düşündürten bestedir. Enstrümanlarda kullanılan teknik mükemmellik vokallerde de, hem kadın hem de erkek seslerinde ölümü, matemi hissettirecek, hatta dinleyeni esir alacak güçte ve keramettedir. Ölüm korkusunu yani amiyane tabirle ecel anını, ölümün nasıl bir şey olduğunu yaşarken hissetmiş bir dahinin son çığlıkları, yalvarışları, duaları bestenin bütününe hâkimdir.

 

Ölüm korkusuyla son zamanlarını yaşayan ve belki de ölüm korkusuyla ölen ilk ve son insan Mozart değildir elbette ancak otuz beş yaşı genç olarak kabul edersek ve beş yaşından itibaren beste yaptığını, bu yıllara yüzlerce ölümsüz eser sığdırdığını,  düşünürsek, on beş-yirmi yıl daha yaşasa, muhtemelen müzik tarihini değiştiren bestelere imza attığını görebilecektik.

Share Button

Yorumlara kapalıdır