Barış Kurt: Propaganda Eliyle Suskunluk Sarmalı Tesis Etme Sanatı

Share Button

lippmannphoto

“Rıza üretimi, iktidar, propaganda” gibi kimi kelimelerin bolca kullanılacağı, günümüz Türkiye iktidarının bu bağlamla ilişkilendirilmeye çalışılacağı ve yazının kendisinin başlıktan kısa olacağı düşünüldüğünde KolajART okurları olarak birçok alt başlığın eksik kalacağını düşünebilirsiniz ve haklı da olursunuz.

1.Dünya Savaşı yıllarında kullanılmaya başlanan “rıza üretimi” kavramı kitlelerin kendine ait olmayan tercihlerinin, kendi tercihleriymiş gibi gösterilip etkin kılınması yöntemidir. Creel komisyonu üyesi Walter Lippmann için rıza üretimi yoluyla biçimsel olarak seçme hakkına sahip insanların seçim tutumları daima yeniden “istendik davranışlar” elde edilerek yapılandırılabilir.

PhotoELF Edits: 2009:12:08 --- Saved as:  24-Bit  98% JPEG YUV444 --- batch crop --- crop 2009:12:07 --- Batch Resized

Propaganda etkinliğinin, sanatsal yöntemlere başvurarak etkin bir şekilde kullanılabilmesi için, öncelikle kitle iletişim araçlarının da etkin bir şekilde kullanılıyor olması gereklidir. Nazi Almanyası’ndaki Goebbels’in “uygar siyasî propagandası”, ya da Stalin dönemi Rusya’sının, sınıf savaşımı ve benzeri sosyalist mücadele dışındaki tüm sanat temalarına- toplumcu gerçekçi olsa dahi- ve aynı zamanda toplumcu gerçekçilik akımı dışındaki diğer akımlara toptan şüpheyle yaklaşması, rengi ne olursa olsun, yozlaşmaya yüz tutsun ya da tutmasın, her iktidarın sanatla kendi iktidarı arasındaki ilişkiye pragmatik bir pencereden baktığının bir kanıtıdır.

“Rıza üretimi” kavramı belki de günümüzde en çok “yaratıcı sanat” kavramıyla örtüşmektedir. “Güce dayalı iktidara sahip olmak çok iyi olabilir ama halkın kalbini kazanmak ve muhafaza etmek daha güzeldir” sözleriyle Goebbels’in “rıza üretimi” kavramını kastetmediğini kim iddia edebilir?

Başta da belirttiğimiz kitle iletişim araçlarının etkin kullanımı, yaratıcı sanat ürünlerinin ancak toplumun geneline hâkim olan kliğin, zümrenin ya da sınıfın genel ideolojik tercihleriyle paralel doğrultuda olmasıyla mümkün olur. Ters yöndeki her kullanım girişimi incelikli ya da bariz faşist girişimlere ve yasaklamalara konu olmuştur. Ancak diyalektik gelişim gereği tersi de doğrudur. Yani hâkim sınıfın sokaktaki zor aygıtı ve egemenliği kırıldığı anda artık kitleler kendi sanatsal yaratıcılıklarıyla iletişim araçları tekelini eline geçirmeye çalışır ya da alternatif araçlar kullanır.

800px-TR_spiral-of-silence-communication-theory

Bireylerin çevreyle, dünyayla, ülkesindeki gelişmelerle ilgili görüşlerinin bu denli etkin şekilde değiştirilebilmesinin ardında yatan maddî süreçler sanki bir işbölümü içinde gerçekleşiyor gibidir. İlgili medya kuruluşlarının reklam ve tanıtım programlarında izlediği yollar, kimi ekonomistlerin ve akademisyenlerin uyuşturucu etkisi gösteren açıklamaları; top modellerin, müzisyenlerin iktidar yanlısı açıklamaları, kitleleri özellikle baskıcı iktidarlarda önce “suskunluk sarmalının”* içine çekmekte, ardından “azınlıkta kalma korkusuyla” fikirlerini yavaş yavaş değiştirmeye yöneltmektedir.

5

Şimdi bu fikri, ülkemiz iktidarının güncel durumuna bağlayalım. Bugünkü iktidarın rıza üretimi kavramını tam bir verimlilikle kullanamadığını görüyoruz. Politik ajandasının izin verdiği zaman aralığını ancak kullanabildiğini; ve ucu ucuna kimi gelişmeleri yönlendirebildiğini gördüğümüz iktidarın, kendi muhafazakar (!) kimliğinin özlü politikalarını topluma yedirebilmesi için uzun zaman gerektiğini bildiği hâlde kuru siyasal açıklamalarla toplum mühendisliğine girişmesi, kısa sürede sonuç istemesi, yaratıcı sanat örneklerini kullanmadan (çünkü ellerinde hiç yok)  “bankta kız erkek yan yana oturursa karışmam ama saygı da duymam, alkol içenlerden bize oy veren alkolik değildir” gibi arka arkaya dümdüz açıklamalarda bulunması, 2013’ün haziranında karşıtını üretmiştir. Sonuç olarak etkili ve yaratıcı bir sanatsal propagandanın gücünü “gezici”ler elinden bolca seyrettik. İktidar iktidarını, önce sokakta, ardından zaten hiç kullanamadığı sanatsal yaşamda kaybetmişti. Burada belirtmek istediğimiz, kitle iletişim araçlarının etkin kullanımı ve tekelleşmesi iktidar yanlılığının bazı durumlarda rıza üretimi için yetmediğidir.  Eğer kitlelere verilecek yaratıcı sanat örnekleriniz, kahramanlık destanlarınız yoksa toplumda bir rıza üretimi değil, giderek artan bir “rızasızlık” oluşmaktadır. Öyle bir nokta gelir ki bu rızasızlık, kitlelerin kendi gerçek tercihlerini apaçık gibi ortaya çıkarır. Politik arenaya çıktığı ilk günden bu yana devlet güçleriyle karşı karşıya gelmemeyi ilke edinmiş; hatta muhalif kitleleri bastırmakta devletin para-militer gücü olarak kendini kullandırmış bir siyasî anlayışın (ister cemaat çevresi olsun isterse şimdiler de o çevreyle karşıtlaşan diğer AKP içindeki millî görüşçü klik olsun) kaba kuvvet dışında- tarih boyunca üretebildiği tek bir kahramanlık destanı bile –elbette- olmaz.

2

Sağın sığ ve yalan üzerine kurulu siyaset anlayışı ya toplumsal taleplere karşı şiddet üretmekte ya da cebini doldurmakta ustadır, ne yazık ki günümüz iktidarının bu ikisinde de “usta” olduğunun altını çizerek sözümüze son verelim.

4

*Suskunluk Sarmalı: Alman sosyolog Elisabeth Noelle-Neumann’ın geliştirdiği ve sınadığı -aslında kamuoyunu ele alan daha genel bir kurama bağlı- sosyolojik bir ilkedir(1974): 1 – kitle iletişimi 2 – kişiler arası iletişim ve toplumsal ilişkiler 3 -düşüncenin bireysel olarak açıklanması 4 – bireylerin toplumsal çevrelerinde onları çevreleyen düşünce ortamı hakkında sahip oldukları algılamalar. Bu dört öğe arasındaki etkileşimle ilgilenen kuram, kişisel düşüncenin başkalarının ne düşündüğüne bağlı olduğunu ele alan temel sosyo-psikolojik düşünceden kaynaklanır. İlke şu varsayımlara dayanır; 1 – İnsanlar belli bir görüşü benimsemekte yalnız olduklarını düşünüyorlarsa bunu açıkça dile getirmekten kaçınır, görüşlerinin paylaşılacağını anladıklarında konuşurlar. 2 – Birey belli bir görüşün toplumda ne kadar geçerli olduğunu saptamada kitle iletim araçlarını bir kriter olarak kullanabilir. Benimsediği görüş bu araçlarda yeteri kadar yer almıyorsa bunun kabul gören bir görüş olmadığı sonucuna varır. 3 – İletişim araçlarının hemen hepsi az ya da çok tekelci bir şekilde aynı fikirleri dile getirme eğiliminde olup insanları yönlendirici bir kanı iklimiyle baş başa bırakır. Buradan hareketle: 4 – Belli bir görüşe sahip birçok insan bulunduğu çevreden dışlanma korkusuyla görüşünü savunamayacaktır. Suskun kalındıkça bu görüş olduğundan daha az yaygın görünecek ve bu durum ise giderek bir suskunluk sarmalına neden olacaktır. Merak edenler için konuyla ilgili benzer teori ve çalışmalar da şunlardır: Solomon Asch’in uyma ve Stanley Milgram’ın itaat deneyleri.

Solomon_Asch

stanley_milgram

Share Button

Yorumlara kapalıdır