A. Mümtaz İdil: Solcu Olmak Sigarayı Bırakmaktan Daha Zor Elbette

Share Button

LiveImages-Kelebek Haber Galerisi-531-yılmaz güney efsanesi-cinayet davası yüzünden tutuklu

Siyasî olarak baskı altına alınmış, kısmî özgür toplumlarda sanat da zorunlu olarak baskı altına girer. Uzun süredir baskı altında bulunan toplumlarda ise sanat mutlaka bir başkaldırı olarak kendini gösterir; ama bizim ülkemizde bu söz konusu değildir, zira zaten bir özgürlük ortamından göreceli biçimde en baskıcı döneme ulaşılmıştır. Bunun doğal sonucudur belki, baskıyı henüz üzerinde hisseden daha az okumuş kesim, başına gelen tüm belaları da sanat ve kültür faaliyetlerine bağlar. Kültürü gereksiz görür, okuma faaliyetleri anlamsızdır, sinema eğlencedir vb… Tüm refahı ekonomi sağlamaktadır ve ekonominin iyi gitmesi de tamamıyla hükümetlerin çabalarıyla gerçekleşmektedir.

Ekonominin yaşamın tüm katmanlarına doğrudan etki ettiği öylesine hazmedilmiştir ki, ekonominin bozulmasına yol açtığı düşünülen toplumsal isteklere ilişkin başkaldırılar bile hoş görülmez olur. Yalnızca toplumsal istekler değil, ekonomiyi ayakta tutmak için verilen ödünler, alınan rüşvetler, yolsuzluklar bile “bizim konumumuz değişmediği sürece bunlar dünyanın her tarafında oluyor,” bağışlamasına gidilir.

karanlikta-uyananlar-1964

Oysa bilinmez ki, ceplere giren paraların ülke zenginliklerinin satışı sonucunda yaratılan yapay bir artıştan kaynaklandığı ve bir süre sonra bunun tam bir felaketle sonuçlanacağı kaçınılmazdır. Bu yüzden kısa dönem yolsuzluk-rüşvet ekonomileri bağışlanabilir bir yumuşaklıkla geçiştirilir.

Biz o dönemi geçiriyorduk uzun süredir, ama şimdi sıcak para akışı yavaşlayıp da, dünya ekonomisi de krize girince; bunun üzerine bir de satacak “mal” kalmayınca durum değişti.

On-on beş yıldır Türkiye, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında başlayan ve 1980 darbesine kadar gelen süreçte kültür ve sanatta müthiş atılımlar yapmıştı. 1980 darbesi “kitap okumayı, kültürle uğraşmayı, sanatı sevmeyi” tam anlamıyla unutturmuştu. AKP hükümetiyle birlikte bu tamamen rafa kaldırıldı ve duble yollar ve yüksek apartmanlar dikmek mimarî sanatı oldu, bunun dışında da sanat başkasını kandırmaya indirgendi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Son on iki yıldır Türkiye sanatsal açıdan neredeyse hiç üretmez oldu. Birkaç münferit örnek dışında sanatçımız da bulunmuyor. Popülist sanat yaklaşımı, sanatın kavrama biçimini de değiştirdiğinden, bizlerin de sanatı kavrayış biçimimizi etkiledi. Her söylenen şarkı halkı yakalamaya çalıştı, her yazılan roman bir reklama sırtını dayayarak, okura dayatıldı.

Dünya tarihi hiçbir zaman bu dönemdeki kadar sosyalizm düşmanı olmadı. Hayatında Marks okumamış insanlar Marks eleştirmeni oldu, Sovyetler Birliği rejimi ile ilgili kulaktan duyduklarını ise sosyalizmin çöküşü olarak yorumladı. Günlük olayların yorumlarını vermekten bile aciz bir medya karşısında halk, marksçılığın yalnızca siyasal, toplumsal bir kışkırtma yöntemi ve başkaldırmaya dayalı yıkıcılık yarattığına inanmaya başladı. Anarşizmle eş değer tutuldu ve artık çağını kapattığı söylenmeye başladı. Üstelik, marksizmin çağını kapattığını söyleyen insanların çoğu da, marksizmle ilgili kulaktan dolma bilgisi bile olmayan popülist kültür eylemcileriydi. Onlar kazandı. Kimsenin marksizme falan yüz verecek durumu yoktu, zenginleşiliyordu, para boldu, artık insanlar daha önceleri sokaklarda görme olanağı bulamadığı araba modelleri görebiliyordu, satın alamıyordu belki ama görüyordu. Bu zenginliğin işaretiydi, toplum iyiye doğru gidiyordu. Marksizm ancak bunu önünü kesecek bir anarşik yönetim biçimiydi.

silmido4

Elbette bu kandırmaca zenginlik bir yerde sona ermek zorundaydı. Ekonomistlerin “saadet zinciri” oluşturarak yarattıkları bu yapay zenginlik, tepe noktadakiler tarafından paylaşıldıktan sonra ülke geneline elbette yayılmayacaktı. Ayakkabı kutularına tıkıştırılırken sağa sola dökülenlerle idare eden halk, bunu bile zenginlik olarak gördü. Hele bir zengin olunsundu, sonra ardından kültür de sanat da gelecekti.

Ama olmadı. Olamazdı da.

Şimdi artık tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sol bir eylem kendini göstermek zorunda. Örgütsüz bir “sol eğilimli” çıkış hüsranla bitecek, bu kaçınılmaz. Dünyada zulme ve esarete başkaldırı her zaman kısa dönemli başarılarla sönüp gitmiştir. Tarihte hiçbir köylü ayaklanması başarılı olmamıştır. Sistemli ve örgütlü bir mücadele ile ancak kültür ve sanat insanların beyinlerine yeniden nakşedilebilir ve ancak bundan sonra ekonomi ve siyaset bu pota içinde yoğrulabilir.

Eksiğimiz kültürümüz değil, bunu elde edebilme yollarındaki yanlışımızdır. Bununla mücadele ise “ben mücadeleye başlıyorum.” ile gerçekleşmiyor ne yazık ki.

Çalışmak gerekiyor.

Herhangi bir Pazartesi günü sigara bırakmaya karar vermekten daha büyük bir irade gerektiriyor.

Exils

Share Button

Yorumlara kapalıdır