Şöhret Doğruyol: Zen Bahçesinden Kamusal Bir Sanat Alanına

Share Button

bahane

2014’e girmemizle birlikte kış, soğuğunu iyice hissettirmeye başlarken İstanbul, sanatsal yolculuğuna, yeniliklerini de eklemleyerek kaldığı yerden devam ediyor. Eskiye oranla uzamış sergi süreleri, tek sanatçılı sergilerde dahi küratörle çalışılması ilk başta dikkati çekenler… Sanat eğitimi almış ya da az çok sanatsal duyuşu olan sanatçıların kendi eser sergilemelerinde yerleştirme tasarımını yapabilecek düzeyde olmamaları(?) da ayrı bir inceleme konusu…

Geçtiğimiz günlerde sonlanan birkaç sergiye değinecek olursak: Arter’in ikinci katında gerçekleşen “Bahane” isimli sergi, galerinin “sanat için alan” sloganı ile örtüşen bir konseptte tasarlanmıştı. Mekânda, sergi süresi boyunca izleyicilere kitap, video, internet, çay, kahve, sohbet, atölye çalışması gibi imkânlar sağlanarak kamusal bir alan oluşturulmaya çalışılmış. Amaçlanan şeyin, sanat için kamusal bir platform oluşturma fikri olduğu aşikâr… Gürültüsü bol, kamusal temalı son İstanbul Bienali’nden sonra da fazlasıyla isabetli bir seçim olmuş. Projenin sanat izleyicilerini bir nebze de olsa, bu bağlamda bir doyuma ulaştırdığını düşünüyorum. Özellikle de sanat eğitimi almaya çalışan üniversite öğrencileri için mekân, imkânları itibari ile de alternatif bir eğitim alanı olarak düşünülebilir.

“Bahane”de gösterimi yapılan videolar Vehbi Koç Vakfı Koleksiyonu’ndan seçilmiş, belgesel ve filmler ise karma bir seçkiden oluşturulmuş. Bu seçkiler arasında en çarpıcı çalışmalardan biri, sanıyorum ki Frank Scheffer ve Andrew Culver’in “Aşırı Nüfus ve Sanat” adlı video çalışmasıydı [1]. 1992’de John Cage’in, Stanford Üniversitesi’ndeki son kamusal performanslarından birinde okuduğu aynı adlı şiiri, Ryoanji bestesi eşliğinde, sanatçının yaşadığı New York Altıncı Cadde’nin görüntüleri ve Ryoanji’ye esin kaynağı olan Japonya’daki Zen bahçesinin görüntüleri eşliğinde verilmesi ile adeta bir yin-yang oluşturulmuştu. Bu tezat; besteci ve aynı zamanda müzik kuramcısı da olan Cage’in yumuşak, endişeli fakat bir o kadar da etkileyici anlatımı ile daha da çarpıcı hâle gelmekteydi. Tolstoy şiiri betimlerken “miskinleştirici, uyuşturucu etkisi yaratan” gibi sıfatları kullanmıştı [2]. Sanatçının beklenmedik zamanlarda, aniden rahatsız edici bir gürültü eşliğinde ekrana düşen düz ve tek renkten oluşan fonları kullanmayı seçmesini, izleyiciler üzerinden kendinden geçiş etkisini kotarmaya çalışma amaçlı tercih etmiş olduğu düşünülebilir. Bu sıra dışı ve özgün kurgusu ile eser, 28 dakika boyunca sürmesine rağmen izleyiciyi sıkmadan ekrana kilitleyebilen çarpıcı bir niteliğe de sahipti.

53-File1

Ryoanji bestesinden söz açılmışken mekânın 3. katında gerçekleşen Sarkis’in “Cage / Ryoanji Yorumu” sergisinden de bahsetmemek olmaz. Sarkis de tıpkı besteci John Cage gibi Zen bahçesinden derin bir şekilde etkilenenler arasında ki sergide iki yapıt bu bahçenin inkâr edilemeyecek esininden oluşmaktaydı. Geçmişte almış olduğu iç mimarî eğitiminin etkisini çoğu sergisinde hissettiren Sarkis’in bu sergisinde de, böylesine etkilendiği Zen Bahçesi’nin plânını tasvir etmesine pek de şaşırmamak lâzım. Sarkis’in bir başka karakteristik özelliği hâline gelmiş olan iz bırakma tekniğini de yine bu sergide izlemek mümkündü. Sarkis’in, Cage’in “Ryoanji” bestesinin solo versiyonuyla ilk kez karşılaştığında bu partisyonu çizgilerin ve kaligrafinin boş bir sayfa üzerindeki dansı gibi algılaması ve bu çizgileri parmakları ile takip ederek sergide görüntülenen 96 adet suluboyayı gerçekleştirmesi bu durumu belgeler niteliktedir [3]. Sarkis’in sergisindeki görsellik ve işitsellik, mekânsal olarak bir bütün oluşturarak dinginlik ve şiirsellikle birlikte, izleyicisine adeta bir meditasyon etkisi yaşatmak ister gibiydi. Sergide müziğin belirli bir periyot dahilinde sunulması, sessizliğin de ezgiye dahil edilerek bir nevi “cümle arası noktalı virgül” edasıyla düşünmeye ya da düşünceye ara vermeye olanak tanımaktaydı. Sarkis’in sergi mekânındaki beste arası düşünmeye izin verilen sessizlik, “Aşırı Nüfus ve Sanat”ta tam aksi yönde, beste arası aşırı seslilik şeklinde karşımıza çıkmaktadır.  Sarkis’teki yumuşak geçişler, “Aşırı Nüfus ve Sanat”ta adeta bir tokat gibi kişiyi apansız sendeletmektedir.

Japanese_Zen-garden_4

Zen Bahçesi sanatçıları niçin bu denli etkilemiştir? Zen, Japonya’da Budacı bir tarikattır. Dijitalleşen dünyaya rağmen öğretinin varlığını koruması ve etki alanının kendi ülkesi ile sınırlı kalmaması dikkat çekicidir. Güzelin, düşünceyi kolaylaştırdığını ileri süren Zen Budacılığı, Japonya’da sanatın gelişmesine de büyük katkılar sağlamıştır. Düşüncenin insanları aydınlanma durumuna getirdiğine inanan öğreti, her zaman için sadeliği benimsemiştir [4]. Zen Bahçesi’ni bir çeşit “derin düşünme bahçesi” olarak tasavvur etmek mümkündür. Zen Bahçesi çakıl, kum, kaya ağırlıklı bir bahçedir. Bahçede, tarakla düzeltilmiş olan çakıllar, suyu; üzeri yosunlarla kaplı olan kayalar ise adaları temsil etmektedir. Çalılar büyük tepeleri ve dağları anımsatacak şekilde budanmışlardır [5]. Kişiler rahatlama amaçlı, tırmıkla kumları taramakta ya da taşları zeminde farklı şekillerde konumlandırmaktadırlar. Günümüzün kapitalist dünyasında, saflık ve sadelik taraftarı Zen Bahçeleri, modern mimarînin birer albenili unsuru olarak da kullanılmaya başlanmıştır.

51-File4

Arter’in ilk katında geçekleşen Aslı Çavuşoğlu’nun “Taşlar Konuşuyor” sergisini de Arter’de gerçekleşen diğer sergilerin uzantısı niteliğinde görmek mümkün. Taşların Zen Bahçesi ile olan yakınlıkları ile bir bağlantı kurulabilir. Aksi takdirde serginin pek de keyif verici olduğu izlenimine kapılmak zor. Sergilenen işler ve sergileme biçiminden dolayı ilk bakışta bir müzeden kesit izlenimi veren sergide sanatçı,  Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, parçası olabileceği bütüne dair fikir vermediği gerekçesi ile eksik ya da önemsiz olarak görüp de sergilenmeye değer görmediği -“etütlük eser” olarak tasnif ettiği- parçaları seramik, kauçuk, epoksi, pleksiglas, keçe, volkanik taş, deri ve sünger gibi farklı malzemelerle “tümleyerek” yeni bütünler yaratmaya çalışmış. En en kısa sürede gezdiğim sergilerden biriydi.

52-File1

Arter’in bir diğer katındaki sergi ise Fatma Bucak’a ait “Düşüşe Dair Bir Başka Hikâye Daha” idi. Sergi, sanatçının performansına dayalı video artlarından oluşmaktaydı. Fatma Bucak da tıpkı Nezaket Ekici, Şükran Moral, Özlem Şimşek gibi anlatı malzemesi olarak kendi bedenini özgürce kullanan sanatçılar arasında… Bedenlerini araçsallaştırarak bir sanat icra nesnesi olarak kullanma, yakın dönem kadın sanatçılar arasında sıklıkla tercih edilen bir yöntem hâlini aldı.  Sanatçının sergi adında kullanmış olduğu “düşüş” sözcüğü ile insanın cennetten kovuluşuna gönderme yapılmakta… Kadın kimliğine dair çatışmaları yapıtlarında irdeleyen sanatçı, yalın anlatımı ve basit kurgusu ile kendine özgü bir teknik oluşturmuşa benziyor. Özellikle de saf, insan eli değmemiş doğayı (kayalık, toprak, tuz gölü gibi) mekân olarak seçmesi sergiyi, Arter’in diğer katlarındaki sergilerle ortak bir noktada buluşturuyor.

 

Kaynakça

[1]   http://www.youtube.com/watch?v=ZTr3rA1T210

[2]   Tolstoy, Sanat Nedir?, Bilge Karınca, İstanbul, 2004

[3]   Sarkis, İnterpretation Of Cage/Ryoanji Yorumu, Sergi Katalogu, Arter, 2014

[4]   Meydan Larousse,  C:12, 1972, İstanbul

[5]   http://www.avrupaparkbahceler.com/makale.php?baslik=japon-bahceleri-ii-%E2%80%93-japon-bahce-sanatinin-karakteristik-ozellikleri&no=39

Share Button

Yorumlara kapalıdır