Meltem Yakın Üldes: Dejenere Sanat, Ben Anlamıyorsam Kötüdür!

Share Button

entartete-kunst-degenerate-art

Alman Sanatevi, 18 Temmuz 1937′de ideal Alman toplumunu yansıtan “uslu” yapıtların yer aldığı “Büyük Almanya” sergisi ile açılmıştır. Ertesi gün bu serginin karşısında “iyi ve kötüyü” halkın net bir biçimde algılaması amacıyla “Dejenere Sanat” sergisi açılacaktır. Max Beckmann, Marc Chagall, Max Ernst, Kandinsky, Kirchner, Paul Klee gibi onlarca öncü sanatçının 20. yüzyıl sanat tarihinin yapı taşları olan toplam 650 eseri, modern sanatı aşağılama maksadıyla açılan bu sergide yer almaktadır. Sergi üç yıl boyunca Almanya’nın ve Avusturya’nın çeşitli kentlerinde izleyicilerin “nefretine” sunulur. İlk on beş günde yaklaşık 36.000 kişi tarafından izlendiği düşünülürse, serginin üç yıl boyunca ne kadar büyük bir izleyici kitlesine ulaştığını tahmin etmek mümkündür. Plastik sanatların yanı sıra caz müziği ve bazı operalar da “Dejenere Olmuş Müzik” adı altında bu aşağılamadan payını alır.(1)

Hitler, Alman Sanatevi’nin açılış konuşmasında, modern sanata olan öfkesini Alman idealizmiyle süsleyerek kusar:

“Bugün sizlere kesin ve geriye dönüşü olmayan kararımı açıklıyorum: Alman Sanat hayatındaki bozukluklar aynen politik kargaşada olduğu gibi temizlenecektir.(…) Son dönemlerde gündeme gelen “Yeni Sanat” çağdaş Almanya tarafından kesinlikle anlaşılamamaktadır. Yeni bir çığır açanlar edebiyatçılar değil, savaşanlardır, halkı yönlendiren ve tarihi yazanlardır. Söz konusu zavallı çılgınları bunlara dâhil etmek mümkün değildir. (…) Sizler Prehistorik sanat kekemeleri… Peki sizler ne üretiyorsunuz? (…) Spastik, özürlü bedenler, idiotlar, zihinsel özürlüler, itici kadınlar, insandan çok hayvanı çağrıştıran adamlar, âdeta “Tanrı’nın gazabına uğramış” çocuklar(…) İşte zamanımızın en zalim sanatçıları bunları sizlere çağdaş sanat ürünleri olarak sunma cesaretini gösteriyorlar. Aslında çağdaş sanata yalnızca zamanımızın yapılandırdığı gerçek, güçlü insan tipinin damgasını vurması gerekirdi. (…) Bu tür sanatçıların gerçek objeleri resmettikleri tarzda algılayabildikleri söylenemez. Gönderilen resimler üzerinde yaptığım incelemelerde belirli kişilerin göz algılamalarının özürlü olduğunu, objelerin deforme edilerek algılandığını ve resmedildiğini gözlemledim. Halkımızın güçlü figürlerinin zihinsel özürlüler gibi yansıtıldığını izledim. Bunlar belki de kendi söyledikleri gibi çayırları mavi, gökyüzünü yeşil, bulutları kükürt sarısı olarak algılıyor veya hissediyorlar. (…) burada yalnızca iki olasılık var… Eğer söz konusu sanatçılar objeleri gerçekten böyle görüyor ve bundan dolayı yaptıkları figürlerin gerçek olduğuna inanıyorlarsa, göz bozukluklarının kalıtımsal olup olmadığının muayene edilmesi gerekir. Söz konusu sanatçılardaki göz bozuklukları fizyolojik olarak sonradan oluşmuşsa bu bahtsızlara ancak acımak gerekir, eğer doğuştan ise durum Alman İçişleri Bakanlığı’nı doğrudan ilgilendirir ki bu şartlar altında kalıtımsal göz bozukluğunun gelecek nesillere sıçramasını önlemek için kesin önlemlerin alınması zorunludur. Veya bu kişiler objelerin gerçek görünümünü reddederek başka nedenlerden dolayı realiteyi çarpıtıyorlarsa, o zaman bu durum ceza hukukunu ilgilendirir. (…) sanatçı sanat için yaratmaz, diğer kişiler gibi halk için yaratır.

Entartete Kunst/ Berlin

Serginin, Propaganda Başkanlığı Kültür Dairesi Başkanlığı tarafından bastırılan, Hitler’in konuşmasına da gönderme yaparak öncü sanatı acımasızca karalama kampanyasına saldırgan, alaycı bir dil ile devam eden, Dejenere Olmuş Sanat Sergisi Rehberi de başlı başına incelemeye değer:

“…Konu seçiminde egemen olan bariz aptallık ve izleyicinin etik değerlerini zedeleyici imajlar kayda değer.(…) Sanat, zorunlu askerlik hizmetine karşı çıkan Marksist propagandanın emrine girmiş bulunuyor. Amaç açıkça belirtilmiş: Asker, izleyiciye âdeta bir katil veya anlamsız bir savaş kurbanı olarak sunulmaktadır. Her şeyden önce halkın, askerȋ gurur, cesaret, kahramanlık ve fedakârlığa karşı köklü saygısının tüm olarak yitirilmesi amaçlanmaktadır. Böylece bu bölümdeki resimlerde iticilik uyandıran savaş malullerini, kurnazca resmedilmiş toplu mezarları, Alman askerlerinin ise budala, basit, erotik hovardalar veya ayyaşlar olarak bilinçli bir şekilde tanımlandığını görüyoruz. Sadece Museviler değil, savaş vahşetinin alçakça propagandasını yapan, bu kötü, cılız eserleri üreten ve foyaları daha önceden ortaya çıkmış Alman sanatçılar da Alman Kültür Tarihi’nde bir kara leke olarak kalacaklardır.

naziart_2723292b

(…) Deliliğin bu aşamasında sergi izleyicilerine sadece baş sallayıp gülmek düşüyor.

(…) Ama eğer söz konusu sanat eserlerinin terk edilmiş atölyelerin tozlu köşelerinden değil de sanat koleksiyonlarından ve Almanya’daki büyük şehir müzelerinden getirtildiği göz önünde bulundurulursa ve bu eserler bizim iktidarımızda bile asılı kaldıysa ve hayretler içinde kalan sanat dünyasına hâlâ sunulmakta ise, artık bunlara gülünemez (…) Ancak Almanlar gibi dürüst ve terbiyeli bir halkı alçakça istismar eden bu sanatçılara karşı şiddetle savaşmak gerekir.”

Benim emrettiğim gibi düşüneceksiniz

İronik bir biçimde bir iktidarı bu kadar öfkelendirebilmesi, modern sanatın doğru yolda olduğunun aslında en önemli ispatıydı.

Hitler ve taraftarları “Deliliğin bu aşamasında sergi izleyicilerine sadece baş sallayıp gülmek düşüyor” derken ya da sanatçıların muhtemel görme bozukluklarını irdelerken iktidarın insanda yarattığı güç sarhoşluğunun etkisiyle olsa gerek, asıl kendilerinin zaptedilemez bir deliliğin pençesinde son derece gülünç olduklarının farkında değillerdi elbette. Ancak öncü sanatçılara karşı şiddetle savaşmayı savunurken artık gülünç olmanın ötesinde mantık dışı bir zavallılık sergiliyorlardı. Küçümseyici naralarının arasında, faşizm yolunda kendilerine çelme takma ihtimali bulunan sanatın etki alanından duydukları ciddi endişeyi gelecek tüm nesillere ilan etmiş olduklarının da ayırdında değillerdi. Eğer korkmasalardı böyle kapsamlı ve acımasız bir yok etme projesine girişmezlerdi. Mesele sadece Musevi sanatçıların varlığı değildi; Dejenere Sanat sergisinde sadece 6 Musevi sanatçı yer alıyordu. Ya da sorun, gençliğinde ressam olmayı hayal etmiş ama bu hayalini gerçekleştirememiş kalbi kırık Hitler’in sanatçılara karşı bilinçaltındaki öfke ile de açıklanamazdı. Metinlerdeki koyu cehalet ve kolayca anlaşılmayana (Ben anlamıyorsam kötüdür!); farklı olana duyulan öfke açıktı. (“Anlamıyorsam herhâlde iyidir.” ise sonraki yılların ayrı bir kültür sorunudur ve ayrı bir yazı konusudur.) Sorun bu sanatçıların pek çoğunun sınırları zorlayıp, halka servis edilen doğruları sorgulayan, dolayısıyla tehlike arz edecek işler üretmesiydi. Örneğin I. Dünya Savaşı’na gönüllü olarak katılan Otto Dix savaşın gerçekten nasıl bir vahşet olduğunu tüm gerçekliğiyle yansıtma gafletinde bulununca, sergi rehberindeki ifadeyle “halkın, askerȋ gurur, cesaret, kahramanlık ve fedakârlığa karşı köklü saygısının tüm olarak yitirilmesini amaçlayan, savaş vahşetinin alçakça propagandasını yapan” sanatçılardan biri kabul edilerek Dejenere Sanat sergisinin önemli aktörlerinden biri olmuştu.

entartete_kunst

Sanat Muhaliftir

Sanatın pek çok kesim tarafından gerçek yaşamın tamamen dışında etkisiz, yapay bir oyalanma aracı, tüketim toplumunun piyasa ürünü olarak algılandığı çağımızda nasıl olup da bir iktidarı bu derece rahatsız edebildiği düşünülmelidir. Aslında cevap basittir. Dönemin sanatı, gelenekle, geçmişle olan bağını koparmaya var gücüyle gayret etmektedir ve (zaman zaman politik anlamda olmasa bile) doğası gereği muhaliftir.(2) Modern sanatta seyirci hazıra konamaz, epey gayret etmesi, tabularını ve algılarını gözden geçirmesi gerekir. Böylece herhangi bir konuda (ki sanat bu anlamda iyi bir başlangıçtır) soru sormayı öğrenen, alışılagelmiş olmayana doğrudan öfkelenmek yerine üzerinde düşünmeye, araştırmaya gayret eden bir insan, hayatın diğer alanlarında da sorgulamaya, şüphe duymaya başlayacaktır ki -tecrübeyle sabittir- bütün sistemler kendileri için tehdit oluşturan bu “haddinden fazla” düşünen insandan rahatsız olurlar.

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de iktidarlar ne zaman ki bir sanat dalını, kendilerini öfkelendiren sanatçıları, sanatın işlevini (mutlaka ama mutlaka toplum için sanat!) dillerine dolayıp aleyhlerinde coşkuyla cehalet ve nefret kokan yorumlar yaparlarsa o sanatı ve sanatçıyı daha dikkatli izlemek gerekir; rahatsız edici olması –en azından farklı bir bakış açısı sunması- sanatın doğasındadır çünkü. Aksi takdirde varlığının bugün pek bir anlamı yoktur. Ayrıca sakız olmuş şu “toplum için sanat” ezberinin de iktidarlar tarafından içeriği bilinmeden, çekiştirilerek kullanıldığına dikkat çekmek gerekir. İktidarlar aslında savundukları üzere toplum için sanat istemezler, onların arzu ettiği uyuşturucu bir propagandadır, -sanki bu durumda ortada sanata dair bir kırıntı kalması mümkünmüş gibi- istedikleri bir “resmȋ” sanattır, bir “memur” sanatçıdır. Yukarıda dejenere sanat kapsamında adı geçen pek çok sanatçı ise aslında toplumun bunalımını yansıtmıştır ki sorun da tam olarak budur. Baskıcı rejimlerde, gösterilmesi emredilen topluma zerk edilir, geri kalanı yok edilir. Ne demiştir Hitler: “Aslında çağdaş sanata yalnızca zamanımızın yapılandırdığı gerçek, güçlü insan tipinin damgasını vurması gerekirdi”. Nitekim dönemin resmȋ Alman sanatı güçlü, en az üç çocuklu Alman ailesini; hâlinden memnun, sağlıklı işçiyi, kahramanlaştırdığı askeri yüceltir (ve hepsi sarışındır) ancak propaganda kokan bu yapıtların bugün en ufak bir sanatsal değeri olmamasının yanı sıra izleyicide uyandırdığı duygu, ağırlıklı olarak utançtır.

Adolf Ziegler “Dört element,” bir 1937 triptych vardı Hitler'in mantel. - Kopya

Almanya’da Dejenere Sanat sergisinden sonraki dört ayda yaklaşık 17.000 resim ve heykel müzelerden toplanır; 1939 yılında yüzlerce yapıt yakılır. Böyle organize ve karşı durulmaz bir yok etme çabasına karşın bugün geride dev bir modern sanat kültürü mevcut. Nazilerin topluma hizmet için görevlendirdikleri uslu sanatçıların ise esamesi okunmamakta. Hitler kendi doğrularına olan hastalıklı güveniyle ve hakkında gerçek anlamda bilgi sahibi olmadığı sanata ve sanatçıya böylesine fütursuzca ve cahilce hükmetme arzusuyla kendisini nasıl bir kara mizah öğesine dönüştürdüğünü görebilseydi eğer, mutlaka bir kere daha düşünürdü.

Bu yazı, PSİKEART Dergisi – Temmuz-Ağustos 2012, Sayı; 22, sayfa 80-86’da yayımlanmıştır.

Dipnotlar:

1- Bu yazıda yararlandığım Yahşi Baraz’ın kapsamlı “Entartete Kunst-Dejenere Olmuş Sanat” (Lebriz.com Sanal Dergi, 27 Ocak 2009) yazısında ve Genç Sanat dergisinin Aralık 1998 sayısında, konuşma metinleriyle ilgili daha ayrıntılı bilgiye ulaşılabilir.

2- Postmodern Sanat söz konusu olduğunda muhaliflikten bu kesinlikte bahsedilemez, farklı unsurlar devreye girmiştir.

Share Button

Yorumlara kapalıdır