Özgen Yıldırım: Kavramsalı Aşmak, Ölüme Yakın Deneyimlere Yelken Açmak Susan Hiller’ın Sanat Yapıtları Üzerine

Share Button

Channels _Susan Hiller_   Multi-Kanal Video Enstalasyon_106 televizyon_9 medya oynatıcısı_7 DVD player_2011--

Özgen Yıldırım
Sosyolog & Sanat Yazarı
ozgenyil@gmail.com

 

Sanat yapıtında düşünceyi aşmak yalnızca duygulara dokunmak anlamında değil, kavramları aşmak ve onu, varolanın ötesine taşıyarak adeta uzamda farklı bir boyuta taşımakla ilişkilidir. Kavramsal olanı, irrasyonaliteye kaydırmak, işte tam da bu boyut değiştirmenin uzamsal zeminine ulaşmaktır. İzleyici yapıtla karşılaştığında kendi gerçekliğinin, zamanının ve mekânının dışına çıkar, uzamsal zemin ayaklarının altından kaymıştır artık. İzleyici boşlukta tutunacak kavramlar arar, ancak onlar çoktan terk etmiştir zihni…

 Channels _Susan Hiller_   Multi-Kanal Video Enstalasyon_106 televizyon_9 medya oynatıcısı_7 DVD player_2011_---

Fransa, İkinci Toulouse Uluslararası Sanat Festivali, les Abattoirs’in ağırladığı Amerikalı sanatçı Susan Hiller, sergilediği sanat yapıtları ile izleyiciyi zaman ve mekân boyutunda asılı bırakarak farklı deneyimlere adım atmalarında itici bir etki yaratmaktadır. İzleyici bu deneyimi sindirmenin ötesinde sanat temsillerinin estetik ile olan ayrışmazlığı karşısında da yeni bir deneyim ile sınanmış olmaktadır. Estetik temsil şimdiye kadar tecrübe edilen diğerlerinden o denli farklıdır ki, sanırım bu etki sanatçı Hiller’in yaratıcılığı ile doğru orantılı gitmektedir.

Channels _Susan Hiller_   Multi-Kanal Video Enstalasyon_106 televizyon_9 medya oynatıcısı_7 DVD player_2011_Detay

Hiller, yapıtlarındaki kavramsal olanı aşma ve ötesinde ne olduğu ile ilgili merakını ve yaratımlarını, izleyiciye yine yapıtlar üzerinden kademe kademe aktarmaktadır. Sindirme süreci gerçeklikle olan bağın kopması ile doğrudan ilişkili olduğundan, sanatçı öncelikle teknolojiyi uzamla bir araya getirdiği 20 estetik temsilden oluşan “From India to Planet Mars (1997-2004)” isimli çalışmasıyla başlar. Bu neon resimler, uzamın sonsuzluğunun içinde ne denli hikâyeler barındırdığının ve bu hikâyelerin hâlen bitmediğinin altını çizer. Her bir neon resim birbiriyle bağlantılı ancak kendi içinde tamamlanamayan bir öykünün parçaları olarak konumlanır. Bu konumlanmada izleyici kendini merkez almaya çalışsa da daha önce tecrübe etmediği gerçeklik olgusuyla karşılaştığında tepkiselliğini kontrol altına alması bir hayli zorlaşır. Bilinmeyen her zaman ürkütücü ve korkutucudur. Gerçek ve görünür olan ise insanın güvende olduğu yanılsamasını oluşturur. Hiller’ın, izleyiciyi sarsma ve gerçekten olana, olanın ötesine geçme cesareti veren bu yapıtlar yanılsamadan kurtulmak için oradadırlar. Sanatçı “The Last Silent Movie” isimli video çalışmasında insanın bu sarsıcı deneyimde visuel(görsel) olanın sahte olduğu, büyük bir yanılgı olduğu gerçeği üzerinden gider.  Görünür olan, visuel olan, insan bedenini ele geçirmiş âdeta onu prangalamıştır. Bu esirlik sadece bedensel değil aynı zamanda duyusal algı üzerinde de tüm ağırlığı ile durmaktadır. Bedenin ve duyguların üzerindeki bu baskı, sanatçı tarafından izleyiciyi yeni bir deneyimin başlangıcına götürür. Bu başlangıç insanın özü ile doğrudan ilişki kurabileceği, konuşma ve işitme üzerine kurgulanmış, gerçekliğin ne olduğu sorusunun artık zihinlerde yer edindiği bir sürecin farkındalığıdır. Sanatçı Hiller, visuel olandan arınmışlığın, salt benlik ile temasa geçme tecrübesini yaşattığı bu yapıttan sonra “Resounding Ultraviolet ( 2014)” isimli video çalışmasıyla izleyiciyi kişisel sınırları aşmaya iter. Kişisel sınırların aşılması dış dünya ile olan kısıtlı ilişkinin sonsuzluğa yayılması için şarttır. Sanatçı otuz dakikalık bu video çalışmasında izleyiciyi, renklerin, onların varlığının, değişiminin ve yokoluşunun betimlendiği dijital bir hikâyenin içine dâhil eder. İzleyici kendine yöneldiği bu süreçte, mental ve duyusal tecrübeleri dijital boyutta yeniden yapılandırır. Artık bilindik anlamda kavramlar, anlamlar, rasyonel olasılıklar yoktur, onlar çoktan farklı bir boyuta taşınmıştır.

From India to Planet Mars_Susan Hiller_20 negatif fotoğraf_1997-2004

Susan Hiller’ın, yapıtlarındaki özgün duruşun teorik çerçevesini şöyle belirleyebiliriz: Sanatçı conceptualart(kavramsal sanatı)’ı tersine çevirerek paraconceptualism(parakavramsalcılık) olarak adlandırır. Onun sanat yapıtlarındaki en etkili örneği, ölüme yakın deneyimler oluşturmaktadır. Ölüme yakın deneyimler, insan bedeninin ve zihninin fiziksel ağırlıklarından kurtulma, düşünceyi sıfırlama dahası bilinmeyen bir tecrübeye doğru akışı temsil eder. Hiller’ın teorik çerçevesine oturttuğu sanat yapıtları, videoları, enstalasyonları ancak bu deneyimin parçası olmaya gönüllü izleyicilerle daha iyi anlaşılabilmekte ve kavranabilmektedir.

106 televizyon, 9 multimedya ve 7 dvd ile desteklenen “Channels (2013)” Hiller’ın övgüyle bahsedeceğim büyük boy enstelasyon çalışması olarak yukarıda değindiğim deneyimlerin şiddetini arttırarak zihinlerde yer etmeyi başarmaktadır. 106 adet farklı boyutlardaki televizyonları devasa bir şekilde platforma yerleştiren sanatçı her birini tek tek farklı renk formatında ayarlayarak spontaneliği elimine eder. Ekranların her biri kendi sırası geldiğinde açılır ve kapanır, ekranda yayın akışı yoktur sadece boşluk ve karıncalanmalar vardır. Bir müddet sonra ekranların bazılarının renklerinin değiştiği ve yayın dalgalarının çizgisel olarak ekranda belirdiği görülür, ardından, iki kadın ve bir erkeğin konuşma sesleri birbiri içine geçerek işitilmeye başlar, bu esnada sadece ses dalgalarının izleri görülür. Senkron sanatçı Hiller tarafından o denli özenle hazırlanmıştır ki izleyici bu kanallar karşısında onun deyimiyle boyutunun doğrudan değiştiğini artık algılar düzeydedir. Channels, başlı başına bir enstalasyon olarak serginin odak noktasını oluştururken sanatçının ölüme yakın deneyim dediği şeyi bu enstalasyonun etkisine kapılan her bir izleyici kişisel olarak tecrübe etmektedir. Yapıt, enstalasyon geleneği içinde başlı başına özel bir ilgiyi hak etmektedir kanımca…

Share Button

Yorumlara kapalıdır