Şener Azizoğlu: Postmodern Medya Kuramı Üzerinden “Büyük Karnaval” (Billy Wilder)

Share Button

ace-in-the-hole

“Kitlelere büyülenmeyi işleyen medya mı, yoksa medyayı büyük gösteriye yönlendiren kitleler mi?” (1) diye sorar Baudrillard. “Ace in The Hole”(1951) filmiyle Billy Wilder da bu soruya cevap arıyor.  “Sunset (Bulvarı) Blvd.”(1950) ile Hollywood sinema sektörünü yerden yere vuran yönetmen bu kez medya ve gazetecilik kavramını koyuyor hedef tahtasına. Filmin“Ace in The Hole” ismiyle gösterime girmesi beklenirken yapımcı firma tarafından son anda ismi “Big Carnival”(Büyük Karnaval) olarak değiştiriliyor. Film medyaya, cemiyete ve sisteme zamanına göre ağır sayılabilecek eleştiriler getirdiğinden sinema eleştirmenleri tarafından topa tutuluyor ve bu kötü propaganda filmin hak ettiği ilgiyi görmesine mani oluyor.

Filmde Chuck Tatum (Kirk Douglas) son derece hırslı ve fırlama bir gazeteci. Ancak meslek ahlakı ve alkol bağımlılığı yüzünden hiçbir gazetede dikiş tutturamayıp kendisini Albuquerque Sun-Bulletin gazetesinde kıytırık haberler yaparken buluyor. Yine fazlasıyla önemsiz bir haber yapmak üzere çıktığı yolda, Kızılderili mezarlığını soymak için mağaraya inmiş Leo Minosa’ nın (Richard Benedict) göçük altında kalması üzerine onun sıradan hikâyesinden Pulitzer ödüllü bir haber çıkarmayı koyuyor kafasına. Chuck sıradan bir haberden, kendi sansasyonel hikâyesini yaratmanın peşine düşüyor.

“Olaya naklen sunulan olay görüntüleri tarafından kısa devre yaptırma işleminin en açık ve seçik şekilde görüldüğü yer medya evrenidir. Haberciler sanki olaydan önce olay yerine varmış gibidirler. Bir felaket yaşandığında gazeteciler ve foto muhabirleri / kameramanlar yardım ekiplerinden önce olay yerine ulaşmaktadırlar. Ellerinden gelse felaket öncesinde orada olurlar. Ancak en iyisi olayı yaratmak ya da olay kışkırtıcılığı yaparak taze taze sunma ayrıcalığına sahip olmak.” (2) Filmde tam da bunlar yaşanıyor. Chuck, Leo’nun evi terk etmek üzere olan hafif meşrep karısı Lorraine Minosa’ dan (Jan Sterling) acılı bir eş, birkaç dakikalık çalışma ile neticelenebilecek hadiseden büyük bir kurtarma operasyonu yaratmayı başarıyor. Yerel yöneticilerle şer ortaklığı yaparak habere başka gazetecilerin erişimini engelliyor.

Ace-in-the-Hole-1951-5

Haberin yayılmasıyla birlikte insanlar zavallı (!) Leo’nun düzmece kurtarılma operasyonunu yerinde görmek üzere akın akın bölgeye gelmeye başlıyor. Kuş uçmaz kervan geçmez bu bölge yavaş yavaş cazibe merkezi hâline geliyor. Seyyar satıcıların, karavanlı ailelerin gelişi ve en nihayetinde panayırın da kurulumu ile birlikte Leo’nun yeraltındaki ölüm-kalım mücadelesi ve çaresiz bekleyişi kamuya açık bir gösteriye dönüşüyor. İzleyiciler Tatum’un yarattığı “medya sirki”nde göstermelik bir kaygıyla, neşe içerisinde vakit geçirmeye başlıyor.  Böylece Leo kalabalıklar nezdinde kanlı-canlı bir birey olmaktan çıkıp bir vakit geçirme/eğlence nesnesine dönüşüyor. Burada Jean Baudrillard’ın dediği gibi hiç olarak izlenme ve hiç olma durumu söz konusudur:

“Baudrillard medyanın hipergerçekleri yaratmasının temel nedenini izleyici kitlelere yüklüyor, çünkü Baudrillard’a göre, kitleler şahane gösteriden, gerçekle uğraşma yerine oyalanmaktan, kaçıştan, eğlenceden başka bir şey istememektedir; kitleler anlam üretme yeteneğinden yoksundurlar ve anlam üretmek de istememektedirler.” (3)

Neticede Tatum’un riyakâr planı tam manasıyla bir fiyaskoya dönüşüyor. Kurtarma operasyonu geri dönülemez bir şekilde adım adım Leo’yu ölüme sürüklüyor. Wilder çok boyutlu bir şer ekseni tasviri yapıyor. Onun filmlerinde “iyi insan” tanımına uyabilecek çok fazla insan yer almıyor. Öyle ki mezar soyguncusu Leo, ironik bir şekilde hikâyenin en masum karakteri oluyor. Tatum son insanlık kırıntılarıyla bu toplum cinayetini itiraf ediyor ve suç ortaklarını lanetliyor. Böylelikle Leo“gösteri toplumunun” kurbanı, kalabalıklar ise bu ölümün pasif röntgencileri oluyor.

Screenshot-01_large

“Ace in The Hole”(Big Carnival), Billy Wilder’ın yönetmenliğinden ziyade senaristliğiyle ön plana çıktığı bir yapım. Wilder, savaş sonrası postmodernizme evrilme sürecindeki toplumun, çürümüş medya üzerinden fotoğrafını çekiyor. Film, o günden bu zamana sinema teknolojisindeki muazzam ilerlemenin farkına vardırarak medeniyet adına gururumuzun bam teline dokunurken; toplum psikolojisi, ahlaki derinlik ve medya etiğinde arpa boyu kadar mesafe katedilemediği realitesiyle de yüzleşmek durumunda bırakıyor.

Dipnotlar:

(1) İrfan Erdoğan; Baudrillard ve Postmodern Medya Kuramı

(2) Jean Baudrillard; Sanal Evren ve Haber Dünyası

(3) Jean Baudrillard; Sanal Evren ve Haber Dünyası

Share Button

Yorumlara kapalıdır