Umut Yalım: Ağır Aksak

Share Button

Fikret Mualla 5

Yazı Tura filminin başkişilerinden Şeytan Rıdvan askerliğini yaptığı Güneydoğu’da gâzi olur ve bir bacağı dizden kesilir. Nişânlıdır. Memleketi Göreme’ye döndüğünde düğünü yapılacaktır. Büyük bir sevgiyle karşılanan Şeytan Rıdvan, ilk nişanlısını görmek ister. Buluşurlar. Kız, kendisini baştan aşağı bir süzer. Gözleri ayaklarına denk geldiğinde ve takma bacağındaki tek tip ayakkabıyı gördüğünde, şöyle der: “Başka ayakkabı da giyebileceksin değil mi?” Bu, Şeytan Rıdvan’ı bitirir. Kız, onu küçümsemiştir. Zaten, evlenmekten de vazgeçer kız. Artık yarım bir insandır o. Bunun bir nedeni daha vardır tabiî; o da, artık futbol oynayamayacak olmasıdır.

Fikret Mualla, Sarı Elbise

Fikret Mualla’nın hayatının içki ve delilik arası gitgellerle geçmesinin başlangıcı annesinin İspanyol Gribi’nden ölümüdür hiç kuşkusuz. Okulda kaptığı bu hastalığı annesine bulaştırdığı için, kendini bu ölümün müsebibi görür hep. Ancak, hayatının kırılma noktalarından biri de futbol sahalarından geçer. Birçok sanatçının hayat duraklarından biri de futbol sahalarıdır. Albert Camus “Hayat hakkında ne öğrendiysem futboldan öğrendim.” der. Gençliğinde kaleci olan Camus’nun, o tek başınalığı ya da kendi deyimiyle o “tek başına dayanışma” hâli kalecilikten gelmekteydi. Fikret Mualla da bir futbol delisiydi. Saint Joseph’in avlusunda topun peşinden epeyce koşmuştu. Tâ ki, o güne kadar. 1915 yılı ve vatanın buhranlı yıllarının başlangıcı. 12 yaşında olan Fikret Mualla siyasetten bihaber değildi çünkü babası Ekrem Bey, Düyun-u Umumiye’nin ikinci müdürüydü. Dolayısıyla, evde siyaset hiç eksik olmuyordu. Gerek ülkedeki gerekse evdeki buhrandan kurtulmak için Fikret Mualla kendini topa veriyordu. Ancak bir mahalle karşılaşmasında bacağı kırıldı. Malum, savaş ve yokluk yılları. Bacağı alçıdan yanlış kaynamış olarak çıktı. Bu durum, annesinin ölümü gibi, ömrü boyunca peşini hiç bırakmadı.

tumblr_lxuetwL1jg1qhxnezo1_1280

Hale Asaf, bu tabiri her ne kadar sevmesem de, ilk kadın sanatçılarımızdandı. Köpeklerden geçen bir hastalık nedeniyle daha 5 yaşındayken ciğerlerinden bir ameliyat geçirmişti. Bu durum da hayatı boyunca peşini bırakmadı. Hale Asaf, 1921 yılında, Berlin Güzel Sanatlar’a okumaya gitmişti. 1923 yılında, Fikret Mualla’nın sınıf arkadaşı olmuştu. Fikret Mualla annesinin ölümünden sonra hep annesine benzer kadınları sevmiş ancak onları da -annesinin ölümünden kendini sorumlu tuttuğu için-, annesi gibi öldüreceğinden korkmuştu. Hâle Asaf’a  ilk görüşte aşık oldu. Hale Asaf’ın çocukluk hastalığı sürüyordu. Bundandır ki, epeyce bir süre ölür korkusuyla bir türlü açılamadı ona. Zaten Hale Asaf’tan sonra da kimselere açılamayacaktı. Fikret Mualla ne zaman, nerede, nasıl Hale Asaf’a açıldı tam olarak bilmiyoruz; fakat ihtimâl boz bir Berlin akşamı olsa gerek. Bir şeyden daha eminim; Hale Asaf’a açılırken kesin bir eliyle bacağını tutuyordu. Velhasıl, Hale Asaf’a açıldı. Hale Asaf da Fikret Mualla’nın bacağına baktı. Mesaj alınmıştı. Gerisine ve teferruata gerek yoktu.

Bu hadiseyi yaşadıktan sonra, hiçbir şey olmamış gibi ve kaldığı yerden içkiye ve “deli”liğe geri döndü.

Share Button

Yorumlara kapalıdır