Hakan Erol: “İlk”ler: Bir Dinazorun Anıları

Share Button

İnsanın hayatında “ilk”ler her zaman önemlidir…

İlk aşk…

926_Bir_Dinozorun_Anilari

İlk üniversite…

İlk kez çalışma ve kendi paranı kazanma…

İlk evlilik…

Liste böyle uzayıp gidiyor.

“İnsanlık Tarihi” açısından da ilk’ler her zaman önem arz etmiştir.

İlk yazının icadı,

İlk ateşli silahların bulunması,

Amerika kıtasının keşfi,

Atom bombasının kullanılması…

Bu liste de böyle uzayıp gider…

Listelerin kısaca özeti ise bizler için her şeyin “ilk” inin anlamlı ve önemli olduğudur. İyi veya kötü, doğru ya da yanlış, önemli olan o “ilk” adımın gerçekleşmiş olmasıdır…

Benim ise o “ilk adımım” biraz daha farklı yönde oldu…

Tüm hayatımı etkileyen; yaşam tarzımdan, dünya görüşüme, sokakta yürüyüşümden, konuşma tarzıma kadar beni etkileyen o “ilk”in yeri benim için çok ayrı.

Bahsettiğim şey bir kitap…

Bir insanın az çok fikir ve düşüncelerinin oturduğu yaşta okuduğu kitaplar çok önemlidir. Bu bilimsel bir veridir aynı zamanda. Bu yaşta yapılan okumalar geleceğe birer basamak döşemektir.

Benim hayatımı değiştiren o “ilk” kitap ise Mina Urgan’ın; “Bir Dinazorun Anıları” isimli kitabıydı. Hayatıma nasıl yön vereceğim konusunda bana yoldaş olan bu kitap hâlâ kütüphanemin en güzel köşesinde durur. Altı yıl kadar oldu bu kitabı okuyalı ancak okuduğum satırların çoğu dün gibi aklımda…

Mesela kitaptan bir bölüm: “…1960’ta yirmi yedi öğretim üyesinden oluşan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden sadece beş kişi profesör olmama olumsuz oy vermişti ve bu red oylarını kadın olduğum için değil, solcu olduğum için vermişlerdi, diyorum. Feministler, “kadının toplumda yeri yok” diyorlar. Bense gerçek bir sosyalizmin bu duruma çare bulacağına inandığım için “bu bir kadın sorunu değil, bir sınıf sorunu” diyorum…”

Mina Urgan’ın kitabını okuyup da bu cümleden etkilenmemek mümkün mü? Bu cümle günümüzde kendini “solcu” olarak tanımlayanların da unuttuğu şeyi hatırlatır aynı zamanda: “Sınıf sorunu!” Bu güzel insan, adeta kitabında hepimize birer ders verir.

ataturkun-manevi-kizi-nebile-bayyurtun-dugununde-ata-dans-ederken

Örneğin o zamanlar küçük bir kız olan Mina Urgan’ın, Gazi Mustafa Kemal’le (O hep böyle söylerdi, Atatürk denmesinden nefret ederdi.) bir baloda dans etmesi… Mina Urgan için en önemli olaylardan biridir hayatında.  Beni “ben” yapan şeydir Mustafa Kemal, der…

Mina Urgan’ın, Nazım’dan bahsedişi ise  “işte kitap budur’’ dedirten cinsten…

nazim-hikmet-sozleri1

Kulak verelim:

“… 1938’de, üniversite öğrencisiyken, Nâzım Hikmet’in otuz sekiz yıl yatmak üzere hapse atıldığı günlerde aklım başıma gelmişti. Bir solcuydum artık ve Nâzım’ın benim gibi düşünenlerin şairi olduğunu biliyordum. Kendisi hep içerdeydi ama şiirleri hapishaneden kaçardı ara sıra. Bunlar elimize geçince, daktiloda hemen yedi kopya çıkarır, tanıyıp güvendiklerimize dağıtırdık gizlice. Yaşıtlarım bunu anımsarlar; “saadet zinciri” denilen, saçma sapan bir mektuplaşma olayı vardı eskiden: Öyle “saadet zincirini” alınca, kopya edip başka birine yollardınız, saadet zincirinin kopmaması için. Nâzım Hikmet’in şiirleri de bizim umut zincirimizdi. Nâzım’ın bizlere verdiği umut zincirinin hiç kopmaması, sesinin hep duyulması gerekiyordu…”

Umut zinciri…

Ayrıca Mina Urgan bir insan olarak ‘’utandığı’’ olaylar silsilesinden de bahsediyor kitabında…6-7 Eylül olayları, Kanlı Pazar, Deniz’lerin asılması,12 Eylül darbesi…

deniz-gezmiş_480496

“… 5 Mayıs 1972’de Deniz’lerin sabaha karşı asıldıklarını duyduğum gün de çok yoğun bir utanç yaşamıştım. O üç çocuk kan dökmemişlerdi, kimseyi öldürmemişlerdi ve henüz yirmi beş yaşına basmamışlardı. Ama TBMM’deki babaları, hattâ dedeleri yaşındaki milletvekilleri, onları ille öldürmek istiyordu. Bunun tek nedeni korkuydu bana kalırsa. Salt kişisel çıkarları üstüne kurulu o kepaze dünya görüşleri açısından, Deniz Gezmiş gibi gençlerin varlığı bile, onlar için korkunç bir tehlikeydi. Deniz Gezmiş’leri ömürlerinin sonuna kadar zindanlara kapatmak yetmezdi. Kendileri rahat yaşayabilmeleri için, Deniz Gezmiş gibilerinin yeryüzünden yok edilmeleri gerekiyordu…”

Mustafa Kemal’den Yahya Kemal’e,  Neyzen Tevfik’ten Abidin Dino’ya, Nazım Hikmet’ten Deniz Gezmiş’e kadar pek çok önemli ismin hafızalarımızdaki yerini tazeleyen kitap,  zenginleşmiş içeriğiyle ve Urgan’ın samimi anlatımıyla okura kimi zaman coşkulu bir anı yeniden yaşatırken kimi zaman da bir o kadar hüzünlü bir sahneyi derinden hissettiriyor.

Dilinin sade ve günlük konuşma dili düzeyinde olması ise sanırım kitabın en önemli özelliği…

Yukarıda kitaptan alıntılar yaptık, örnekleri çoğaltabiliriz ancak kitabın “tadı”  ve “heyecanı” kaçmasın diye bu kadar örnek yeterli diye düşünüyorum. Şiddetle tavsiye ederim; bu yazıyı okumayı bitirdiğiniz gibi en yakın kitapçıya giderek gururla ve büyük bir ‘’aşk’’la isteyin kitabınızı…

Hani dedik ya “ilk”ler önemlidir diye, işte ben bu kitap sayesinde sol düşünceyle, “komünizm” ile tanıştım… Öyle korkulacak bir şey olmadığını Mina Urgan öğretti bana.

İnsan sevgisini, emeği, paylaşmayı, dostluğu ve daha iyi, daha güzel bir ülkenin mümkün olduğunu öğretti bana.

Geleceğin ise kendi ellerimizde şekilleneceğini…

Şimdi hayatımda en çok gurur duyduğum şeylerden biridir “Bir Dinazorun Anıları”nı okumuş olmak.” İyi ki ilk bu kitabı okumuşum zamanında!” derim ara ara kendime…

“İlk”lerinizin yolculuğunda, kendinizi bulmanız ümidiyle…

Share Button
Hakan EROL

Hakkında Hakan EROL

92 yılında İstanbul’da doğdu.Kırklareli Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Müjdat Gezen Sanat Okulu Yaratıcı Yazarlık Bölümünde bir süre okudu. Yazarkafa, Ayı gibi dergilerde Duvar ve Gündemedirne gibi gazetelerde edebiyat üzerine yazıları yayımlanan Hakan Erol, uzun süredir düzenli olarak soL Haber Portalı’nda Serbest Kürsü’de yazmakta. Şimdilerde ise polisiye bir roman üzerinde çalışmakta…

Yorumlara kapalıdır