Umut Yalım: Bir Alev Alatlı Sendromu

Share Button

2487931

Bir deyim vardır “Mezârlıklar, kendilerinin vazgeçilemez olduklarını sananlarla doludur” diye. Bu, aydın için de geçerlidir. Batı dillerindeki karşılığına göre bizde “mürekkep yalamış” kesim toplumun öncüsü, aydınlatıcısı olarak görülmüştür. Bunun en büyük nedeni de, Sanayileşme ve bütün fikirsel devrimleri ıskaladığımızdan dolayı, yatay ya da dikey toplum inşası sürecinde bu inşaata altyapısı yetmeyen halk yerine, Sanayileşme ve fikirsel devrimlere yerinde tanıklık eden mürekkep yalamış kesimin ikâme edilmesidir. Bütün modernleşme sürecimizdeki “tepeden inmecilik” geyiğinin de özü bu süreçtir. Ne yazık ki, o zamanda da bu zamanda da, elimizdeki insan malzemesi budur. Coğrafyamızdaki tahsil görmüş ve mürekkep yalamış kişinin kaderi bu öncü ve aydınlatıcı görevdir. Kimi toplumcu olup bu göreve soyunur kimi de bireyci olup kendi işine bakar. Bu benimsememe, kişinin hakkıdır da ancak hakkı olmayan şey; halka ve buna koşut olarak da iktidara yaranmaya çalışmaktır. Yaranmaya çalışmak , yancılığı doğurur. Bunun en büyük kaynağı da özgüven eksiliği ve yine buna koşut olarak özseverlik patlamasıdır. Bu genelde, narsistik kişilik bozukluklarında görülür. Bunun da kökeni: Değersizlik Sendromu’dur.

alter_ego_ism_01_by_bardamu_13-d41def7

Bireyci de olsa toplumcu da olsa bir aydını “Çağının tanığı” yapan en büyük özellik ahlaki niteliğidir. Akıl ve onu kullandığı mecra olan zekâ zaten olmazsa olmazdır ancak onu diğerlerinden ayıran ahlaktır. Toplum ahlakı kaypak olduğundan aydının fikirsel sürecini ve bu süreçteki yalpalamalarını kendi ahlakı belirler. İnsan doğasının gereği olarak yalpalamalar doğaldır ancak aydın bu yalpalamaları bile kendi ahlaki çizgisinde yerine oturtur; toplumun ya da yönetenlerin değil. Toplu ahlaka uyan kişi ise bu toplu ahlâkın müsebbibi olan iktidarın sesi hâline gelir ya da başka bir deyişle Sahibinin Sesi olur. “Gökkubbe altında hoş bir sedâ” olmayı isteyen biri için Sahibinin Sesi olmak, demin sözettiğim kişilik bozukluklarının temelini ve devamını oluşturur. Devamını oluşturur çünkü bu sürecin sonu yoktur. İktidarlar değişir ancak aydınlar yaşadıkları sürece vardırlar. Yaşadıkları sürece de varlıklarını sürdürmek isterler. Buradaki temel sorun şu: Varlığını sürdürme kaygısı. Yaşamak, narsistik kişilik bozukluğundan muzdarip biri için ayrıntıdır. Onun en temel çıkmazı var olmaktır. Var olmak başkası tarafından onaylanma sürecidir ve bu, her gün olmalıdır. Tek bir gün bile atlansa, bu var olma süreci sekteye uğrar. Bu, narsistik kişişlik bozukluğu olan biri için ölümcüldür. Sekteye uğramalar ve kendi içinde sekmeler yaşamın doğal akışında olağandır çünkü hayat budur. Hayat insanı sevmez. Bizim hayatı sevmemiz gerekir. Sırf  bu yüzden de, yaşam, var olma sürecini aksattığından dolayı, narsistik kişilik bozukluğu olan biri yaşamı sevmez. Özgüvensizliği de buradan gelir. Buna mukabil, yaşam yerine kendisini ikame eder. Bu da, o özseverlik patlamasının kaynağıdır. Ancak, bu özseverlik patlaması yaşamda ve bireylerde, yine doğal olarak, karşılığını bulamaz ve Değersizlik Sendromu’na yol açar. Değersizlik Sendromu’nun olağan sonucu da birine veya bir yapıya eklemlenmektir. Bu eklemlenme bağımsız olmadığından bir takma uzuvdan öteye gidemez. Yani, el görünümlü bir eldir; elin bizzat kendisi değildir. Ne kendi iradesiyle çatal tutabilir ne de bir çivi battığında tepki verir. Bir tepkiden çok sahibinin verdiği bir tepkimedir. Tıpkı, bir göz seğirmesi gibi. Sahibinin sıkıntı ve öfkesi onda yansır ve bir tepkime gibi sahibinin demek isteyip de diyemediklerini yineler.

alevalatli-E560-A6E5-E801

Alev Alatlı (A.A) kendi kuşağının mürekkep yalamış kişilerinden biri. 80 ve 90’ları, kendi dibini bile aydınlatamayan bir mum gibi geçirdikten sonra 2000’lerle birlikte devlet ricalince önce meşru sayılmaya ve 2010’larla birlikte de yine aynı çevrece onaylanmaya başladı. İlk çıkışı, Başbakan’ın “One Minute” olayında, Başbakan’ın davranışının ne kadar “Edep çerçevesinde ve Şimon Peres’in yaşına uygun olduğu”ydu. Böylece, siyasi sözlüğümüze örf ve âdetlere dayalı bir yorum eklenmiş oluyordu. Özünde, kendi Değersizlik Sendromu’yla cebelleştiği dönemlerde ortaya attığı “Türkiye’nin Paçozlaşma” sürecine kendisinin de bir tuğla eklemesi kamuoyunu elbette şaşırtabilir ancak bu sendromun müsebbipleri olan özseverliği ve özgüven eksiliğinin birbiriyle çarpışması nihayette bir yerde tezahür edecekti. Bu da, One Minute’e kısmet oluyordu. Bu, kendi kuramına kendisini kurban etme sürecinin başlangıcıydı. Bu süreç katıldığı çeşitli televizyon tartışmalarında da kendisini gösterdi. Burada bunları tek tek sıralamaya gerek yok. Belleği güçlü olanlar bir çırpıda anımsayacaktır. Özellikle, Yiğt Bulut’la -ki kendisi de aynı sendromdan muzdariptir- olan konuşmaları bu sürecin başını ve köşetaşlarını oluşturur. Ancak her şeyin bir istiap haddi vardır. A.A’nın da istiap haddi ve kendi paçozlaşma sürecinin bittiği ve yeni bir evreye geçtiği an, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödül Töreni’ndeki “Söylev”idir. Bu söylevle birlikte, A.A, Alev Alatlı Sendromu’na dönüşmüştür çünkü A.A kendi Değersizlik Sendromu’ndan çıkıp Cumhurbaşkanı’nın Değersizlik Sendromu hâline gelmiştir. Yani, A.A, Cumhurbaşkanı’nın Diğer-Ben’i (Alter- Ego) hâline gelmiş ve yine kendisini Cumhurbaşkanı’nın Değersizlik Sendromu’nun yüklenicisi (taşeron) durumuna sokmuştur. Bu, kanımca, az görünen bir olay olduğundan A.A’nın kendi adıyla anılmasını gerektiren bir sendromdur. Paçozlaşmadan paç ‘öz’leşmeye geçen bir devinim. Kişinin kendisi için bir değeri olan o Değersizlik Sendromu’nun bile onaylanmak ve meşrulaşma üstünden sahibininkine eklemlenmesi. A.A’nın kendi adıyla anılmayı hak eden bir sendroma dönüşmesi çok kötü. Özünde, milletimizin mürekkep yalayanının, yönetenin ahlakına dönüşmesi ne ilk ne de son; ancak, kendi fikirsel çıkışını bu dönüşmeye ve yozlaşmaya dayandıran birinin, kendi Değersizlik Sendromu’nu bile elinde tutamayıp başkasının Değersizlik Sendromu’na dönüşmesi epey kaygı verici bir durum çünkü ister olumlu ister olumsuz olsun, kendi eğilim ve yönelimlerimiz bile bizim olmaktan çıkıyorsa, artık kepengi kapatmanın vakti çoktan gelmiştir. Yoksa, kepengi üstümüze kaparlar…

Share Button

Yorumlara kapalıdır