Şeref Akşit: Galeri Ziyaretleri 4: Sabiha Kurtulmuş ile Merkür Galeri Üzerine…

Share Button

SAM_2467

Merkür Galeri, 2010’da Sabiha Kurtulmuş tarafından kurulmuştur. Türkiye’nin en önemli sanatçıları ile çalışan Sabiha Kurtulmuş’un yılların birikimine dayanan deneyimiyle kurduğu Merkür Galeri öncelikle genç sanatçıları sanatseverlerle buluşturmayı hedeflemektedir.

Kolajart okurları için Sabiha Kurtulmuş’la keyifli bir sanat sohbeti gerçekleştirdik.

Şeref Akşit: Merhaba, biraz galerinin geçmişinden, tarihçesinden bahseder misiniz?

Sabiha Kurtulmuş: İlk önce Şakayık Sokak’ta 2010’da kuruldu, yaklaşık bir buçuk yıl orada kaldık. Yaklaşık üç buçuk yıldır da buradayız. Başlangıcından günümüze genç sanatçı arkadaşlarımızla çalışıyoruz.

Ş.A.: Genelde iki farklı galericilik anlayışı var. Birincisi gelenekçiler. Onlar diyelim ki Şeker Ahmet Paşa, İbrahim Çallı, Fikret Mualla..resimleri alıp satıyorlar ve çoğunlukla figüratif, tuval resmi sergileri yapıyorlar. Daha çok günümüzde modern ressamlarla ilgileniyorlar. İkinci anlayış ise çağdaş sanatla ve çoğunlukla genç sanatçılarla ilgileniyor, interdisipliner alanlardaki -yani; fotoğraf, dijital, yerleştirme, illüstrasyon, performans- yeniliklere sıcak bakıyorlar. Siz hem genç bir galerisiniz hem de gördüğüm kadarıyla genç ve çağdaş sanat hatta belki deyim yerindeyse, “güncel sanat” alanında eser üreten sanatçılarla çalışıyorsunuz…

S.K.: Evet genç sanatçılarla çalıştığımız doğrudur ancak galericiliği “klasik” ve “çağdaş” üslup olarak çalışanlar diye ikiye ayırmayı doğru bulmuyorum. İyi galericiler aynı zamanda iyi birer ‘art dealer’dır bu yüzden sanata yön verirler. Sanat da “yeni” “eski” diye ayrılmamalı, iyi sanat vardır, kötü sanat vardır. Ayrıca “güncel sanat” terimine de katılmıyorum, dünyada böyle bir isim yok. Çağdaş sanat var.

Ş.A.: “Contemporary Art”, evet katılıyorum ama ülkemizde böyle bir algı oluştu…  

Gülüşmeler. . .

S.K.: Böyle bir algı var ama içi boş, güncel, neye göre güncel, ne kadar güncel, yurt dışında bir karşılığı yok.

Ş.A.: Bu kaygan zeminde var olmak ve ayakta kalabilmeyi sürdürmek çok zor, malum bugüne kadar yüzlerce galeri kapandı, yenileri açıldı, deyim yerindeyse, kimler geldi kimler geçti. Bu en zor zamanlarda galeri olarak siz daha da güçleniyor, büyüyorsunuz. Bu bağlamda, bu uzun yolda asla taviz vermediğiniz ilkeler, etik kurallar neler oldu ya da tam tersi başarılı olabilmek için nelerden taviz vermek zorunda kaldınız?

S.K.: Taviz anlamında herhangi bir şey hatırlamıyorum. Çok çalışarak, dik duruşumuzla, sanatçı seçimlerinde dikkatli olarak, onlarla birlikte büyüyerek bugünlere geldik.

Türkiye’de yeterli sayıda müze, enstitü ve galeri dışında sanat kurumu olmadığı için önemli sanatçılar koleksiyonlara  yeterince girememiş olabilir. Kapanan galerilere gelince çok iyi/ünlü sanatçılarla çalışan galeriler vardı, bilinen sanatçıların, çeşitli müze ve koleksiyonlarda yerlerini bulamamaları onlarda hayal kırıklığı yaratmış olabilir. Bazı yakından tanıdığım galeriler de etkinliklerde yeterli kişiye ve hedeflerine ulaşamadıkları için kendileri kapattılar. Bu iş gerçekten uzun vadeli hedefleri olması gereken bir alan, bazıları da sanat camiasının iyi kâr getirdiğini, belki duruma göre sosyal ortam, prestij, şan şöhret getirdiğini düşünüp şansını deniyor. Bir iki senede hemen karşılık bekledikleri için sonrasında faturalar, kiralar, çeşitli giderler masraf olmaya, külfet olmaya başlıyor. Bu şekilde algılanınca zaten sorun oluyor, o zaman yanlış yerdesinizdir!

SAM_2502

Ş.A.: Ticari bir mekân olmasının yanında, bir sanat galerisinin bir misyonu olduğunu düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız, nasıl bir misyon?

S.K.: Tabii, etik, ahlak, güvenilirlik ilk başta gelir. Sanat satıyorsunuz, yani yenilen içilen bir şey, insanların ilk önceliği olan bir şey değil. Fikir satıyorsunuz, geometrik bir obje satıyorsunuz bu nedenle galeri olarak yeterli güvenirliği sağlamanız, koleksiyoneri doğru yönlendirmeniz lazım, bu önemli bir misyondur.

Ş.A.: Sanatçı seçimi konusunda nasıl davranıyorsunuz? Yeni bir sanatçıyı yetiştirmek ya da keşfetmek diye bir şey var mı?

S.K.: Önceleri güzel sanatlara gidip oradan seçiyorduk. Tabii ki gelişimini, sanat algısını, entelektüel düzeyini inceliyorduk. Çağdaş sanatta yeni bir akım yoktur, trentler üzerine dönen bir sanat piyasasından bahsettiğimiz için sanatçı adayımızın gerek algı gerek iş pratiği olarak çağın hızına ve enerjisine yetişebilen bir karaktere sahip olması gerekiyor. Çağdaş sanatın, açılan bu uluslar arası geçidinden yalnızca günümüz çağdaş, genç sanatçıları geçebiliyor. Modernlerimizin çoğu Paris ve Amerika’da yan işlerde çalışarak para kazanıp resim yaptılar. Zorluklardan bugünlere geldiler.

S.K.: Günümüzde genç bir sanatçı okulunu bitiriyor, bir sergi açıyor, PR’lığını iyi yapan, iyi bir satış grafiği çizen bir galeriyle anlaşmışsa o sergiden bir şirketteki genel müdür maaşı kadar para alıyor. O parayla isterse dünyanın dört bir yanını gezebiliyor, istediği yerde yaşayabiliyor. Ben henüz sanatçı adayısınız, daha sanatçı  değilsiniz, bu uzun bir yol, sabırlı olmanız ve yıllanmanız gerek, diyorum. Gençlerde koleksiyoner / galerici yuzde 50 riski birlikte alır. Geçc bir sanatcinin 5 sene sonra sanatı bırakıp grafiker olmayacağını bilemeyiz.

Ş.A.: Evet daha net, hem heykelciyim, hem ressamım, new media da yapıyorum, onu da bunu da video art da, sayı arttıkça içerik biraz muğlaklaşıyor, o yüzden “sanatçıyım, nokta!” belki de üç nokta… Tabii sanatçı dememiz için bir sergide, iki sergide kendini göstermiş, olumlu eleştiriler almış, özgün tarafları dikkat çekmiş, birkaç satış yapmış olması yeterli değil. Belki 4-5 kişisel sergi, pek çok karma sergi yaptıklarında o zaman bir sanatçı kimliğinden, varoluştan söz edilebilir. Markalaşma süreci belki on yıl sürüyor marka olduktan sonra da onu koruma serüveni hiç bitmiyor.

S.K.: On-on beş yıl önce güzel sanatlar mezunu olmayan, alaylı diyebileceğimiz kişiler de bu kulvarda yer alabiliyordu artık yalnızca tuval değil, farklı medyumlar da kullanıldığı için temel sanat eğitimleri ortaya çıkıyor, önem kazanıyor ve fark yaratıyor. Bu anlamda “okullu” sanatçı adaylarını tercih ediyoruz.

SAM_2500

Ş.A: Beş yıllık sanat galerisi deneyiminizde karşılaştığınız en trajikomik ya da “Bu da mı gelecekti başımıza” deyip lanetler okuduğunuz olay ne oldu?

S.K.: Ben iş hayatında çok kontrollüyümdür, hesaplı risk alan biriyim, hatta sert mizaçlı olduğumu da söylerler. Beni çok şaşırtacak sürpriz olaylar olmadı. Ama tam tersi, tavizler vermem beklenirken vermemişimdir, benim koleksiyoneri mutlu etmediğim anlar olmuştur belki tabii bunu ben bilemem…

Gülüşmeler. . .

Ş.A.: Peki, biraz da İstanbul’un günümüz uluslar arası sanat pazarından bahsedelim, çağdaş sanat anlamında gerek beğeni gerek- her seferinde %65’leri bulan- satış grafiğiyle İstanbul, çağdaş sanatta yeni bir merkez olma yolunda ilerliyor. Yeni ve iddialı olan Art International’ı ve Contemporary İstanbul’u nasıl buluyorsunuz?

S.K.: Gayet iyi, malum son beş yıldır sanat fuarlarımız dikkat çekiyor, önemseniyor. Yurt dışında Art Management okuyan arkadaşım var, onun söylediğine göre Sotheby’s’da bu yıl İstanbul değer kazanan üçüncü merkez seçilmiş. Tabii bazıları sergilemeyi beğenmiyor, küratöryal sergi talebinde bulunuyor, orası pazar alanı! Sanat fuarları sergi alanı, küratörün alanı değildir, bunun ne olduğunu iyi bilmek lazım.

Ş.A.: Ülkemizde, günümüz sanatının ekonomik, politik, ya da kültürel sorunları neler sizce?

S.K.: Bize özgü bazı sorunlar var elbette belli başlı önemli sorunlarımız var. Mesela aklıma ilk gelen, çok hızlı karar verip hemen tüketen bir koleksiyoner kesiminin mevcut olması. Kulaktan dolma bilgilerle yatırım yapıp sonra pişman oluyorlar. Bu işin de ciddi bir eğitimi olmalı, koleksiyoner kendisini geliştirmeli, çağdaş sanatı takip etmeli. Bazı koleksiyonerler tavsiyeler üzerine yola çıktıkları için pişman oluyorlar.

Ş.A.: Mağdur duruma düşüyorlar…

S.K.: Evet, özellikle koleksiyoner eğer yatırım amaçlı düşünüyorsa ev ödevine iyi çalışmalı!

SAM_2489 kırp

Ş.A.: Evet ben de görüştüğüm, karşılaştığım koleksiyonerlere bunu tavsiye ediyorum. Koleksiyonerlerin modern sanatı ve en azından aşinalık kadar olacak da olsa çağdaş sanatın tarihini, -ki bizler de uzun zamandır bu işin içinde olsak da bilmediğimiz çok şey var, çağdaş sanat bir okyanus- çağdaş sanatta ekol/idol sanatçı örneklerini biliyor olmaları lazım. Güncel haberleri, sanat dergilerini okuyor, takip ediyor olmaları lazım.

S.K.: Evet, aslında bu eğlenceli, keyifli bir hobiye de dönüştürülebilir, bunu başarmak çok da zor değil, eserlerle ilgilenmek, onlar hakkında düşünmek güzel bir uğraşı.

Ş.A.: Genç sanatçı adayları  –tabi onların her biri kendisini sanatçı ilan etmiş durumda ama bize göre henüz değiller, 1987 doğumlu ve daha genç olanlardan bahsediyorum- onlar yeni bir neslin temsilcisi. Diyelim ki biz belli bir geçiş döneminin tanığıydık bilgiye ulaşmak çok zordu, günlerce kütüphanelerde araştırmalar yapardık, haftalarca gidip gelirdik, internet henüz “sosyal medya” alanı değildi. Portaller vardı, çeşitli paylaşım siteleri, forum sitelerinden sanatsal bilgi, belge dökümanlara zorlukla ulaşıyorduk ya da etkinlikleri takip edebiliyorduk. Yeni kuşak bu anlamda bilgiye, iletişime, soru cevaba çok açık, çok şanslı bizim döneme göre. Dünyaca ünlü sanatçı bilmem kim, facebooktan arkadaşı ve ona koşulsuz facebooktan soru sorabiliyor. Sohbet ve yeni çalışmalarını, güncel hayatında neler yaptığını görme, tanıma fırsatını bulabiliyor. Bu bağlamda, yeni kuşak postmodernizm denilen çok katmanlı, birbirlerine karşı disiplinlerin bile “iç içeliği” yaşadığı çağın içine doğdu. Henüz kimliğini ve gelişimini tamamlamamış, değişmeye devam eden bir kültürün ve yeni bir çağın içindeyiz. Bu anlamda genç sanatçı adaylarını egosal olarak, farkındalık, bilinç, sorumluluk anlamında ve entelektüel olarak nasıl buluyorsunuz?  

S.K.: Öncelikle tembeller, her şeyi bilgisayardan ibaret görüyorlar. Gezip araştırmayı sevmiyorlar. Diyelim ki, galerimizle çalışan genç sanatçı arkadaşlarım maddi olarak Avrupa’yı, yurtdışındaki müzeleri, sanat fuarlarını gezme şanslarına sahipler, fakat bunu yapmıyorlar. Ben mesela ilk olarak Louvre’a gittim, bence new media art yapacak olsan da klasik eserleri görmelisin. Mesela ekonomik bütçeye göre de 300-500 euroya turlar var, mutlaka gitmek lazım. Ben kendi adıma, bohem sanatçıların son dönemine yetiştim. Ustaları yakından tanıdım, atölyelerinde vakit geçirdim; ama yeni nesil için üzüldüğüm şey, anlatacakları bir öykü yok! Ben mesela katalog yazısı yazılacağı zaman genç sanatçı adaylarından kendi yazılarını da yazmalarını, kendi sanatlarını nasıl bulduklarını anlatmalarını istiyorum. Bir izleyici, bir eleştirmen veya bir koleksiyoner onlara soru yönelttiğinde işlerini açıklıyor veya gerektiğinde benzeri çağdaş sanatçılarla karşılaştırıldığında rahatça açıklayabiliyor, tartışabiliyor olmaları lazım.

Ş.A.:   Genç sanatçıların bu bağlamda, bu siber çağda, fiber hızda akan bilgiler, imgeler yağmurunda nelere dikkat etmesini tavsiye edersiniz ve onların adına neleri tehlikeli buluyorsunuz?

S.K.: Genç sanatçılar “sosyal medya” ya da görsel datalara sahip çeşitli internet sitelerinden beslendikçe çok benzer işlere yöneliyorlar, aynılaşıyorlar. Etkilendikleri veya esinlendikleri aynı popüler sanatçı olunca, özgünlük de katmadan benzerini yapmaya başlıyor ve birbirini tanımadan, görmeden dahi  sanatsal  olarak benzerliğe, aynılığa düşebiliyorlar.

Ş.A.: Ülkemizdeki modern sanat, çağdaş sanat eğitimini nasıl buluyorsunuz? Benim gördüğüm kadarıyla pek çok güzel sanatlar veya sanat tarihi öğrencisi çağdaş sanatı geçtim, modern sanatı yeterince özümsemeden, tam kavrayamadan okuldan mezun oluyor.

S.K.: Tabii sanat eğitiminde tartışılacak çok şey var. Evet, modern sanat ve sonrası sanat eğitiminde eksikliklerimiz var. Ama tabii sanat eğitimi yurt dışında da sorunlu. Mesela tam tersi “new media”yı yeni eğitimlerde ele alıp sanat onlardan ibaretmiş gibi gösteriyorlar. Klasik sanat tamamen yok sayılıyor. Elle tutabileceğiniz, duvara yaslayabileceğiniz hiçbir bir şey gösterilmiyor, bu tarz eğitimi de sakıncalı buluyorum. Klasik sanat hiçbir zaman ölmez bence, kişisel olarak da aslında tercihim klasik sanattan yana.

Saliha Yilmaz_Tuccarlar Sohbette_35x50cm_Kagit Uzerine Karisik Teknik_ 2014

Ş.A.: Klasik derken, kalıcı sanat demek istiyorsunuz galiba? Diğer yandan hep tartışıla gelen bir şey vardır hani günümüzde ‘güncel sanat’ gibi, ne kadar güncel? Yarının günceli ne olacak? Ya da daha eski bir tartışma konusu ‘çağdaş sanat’, ‘modern sanat’ Aslında günümüze klasik olarak gelen her sanat eseri zamanın ‘modern sanatı’ydı, hatta çağının tanığı olmasından dolayı çağdaştı terminoloji olarak doğru sayılmasa da ‘çağdaş sanat’tı hatta yüz yıllarca kendinden sonra gelenlere ilham kaynağı olanlar kendi zamanlarında ‘avangart’tı. Müzikten örnek vereyim J.S. Bach, yaşadığı dönemde on parmakla piyano çalınmazken sağ el, sol el tekniğini geliştirmiştir, orkestrasyonu zenginleştirmiştir, kimilerine göre günümüzün çağdaş müziğini, hatta caza giden müzik armonilerini deneyen kişidir. Leonardo desek, uçak tasarımlarından gemi çizimlerine, efsanevi, ölümsüz eseri Mona Lisa’ya kadar insanlığa ışık tutacak eserler bırakmıştır. Tabii Michelangelo, Caravaggio ve diğerleri de öyle. Siz kalıcı ve ölümsüzlüğünü ilan eden sanat eserlerinden bahsediyorsunuz sanırım.

S.K.: Evet. Dediğim gibi çağdaş sanat şu anda trentlerle şekilleniyor. Bir yıl soyut gundemde, bir yıl figur, bir yıl fotoğraf… Beş ya da on sene sonra bunların devamı, sonu ne olacak bilmiyorum, kimse de öngöremiyor. Ben kendi adıma gördüğüm, dokunduğum, hissettiğim sanattan vazgeçmeyeceğim.

Sifa Girinci_Ilerleme_Tuval Uzerine Yagliboya_100x100cm_2014

Ş.A.: Ama tabii diğer yandan yeniliklere de sıcak bakıyorsunuz, şu anda olduğu gibi küratöryal projelere de yer veriyorsunuz. Şu andaki küratöryal sergi…

S.K.: Küratörler, Melike Bayık ve Mergüze Günay. Sanatçılar: Recep Akar, Mustafa Duymaz, Didem Erbaş, Murat Germen, Şifa Girinci, Emre Kantaşlı, Volkan Kızıltunç, Manbor, Ali İbrahim Öcal, Saliha Yılmaz. Küreselleşen dünya düzeni ve kent hayatının baskıcı dinamikleri karşısında “Pardon, Kaçıncı Kat?”, isimli küratöryal sergi. Kent ve doğa ilişkisi üzerinden sanat alanında dönüşümün olanaklarını sorguluyor. Devamı niteliği taşıyan sergi ise “Olmadı Kaçarız” 10 Şubat’ta açılacak.

Ş.A.: Sizce Türkiye’de küratörlük işlevi, durumu nasıl?

S.K.: Sistemdeki sorunlar küratörleri de etkiliyor. Küratörler de bağımsız değiller. Bir tarafta koleksiyonerler, diğer tarafta galericiler ya da büyük sergi alanı, mekân sahipleri var. Doğal olarak, bana küratöryal bir proje geldiğinde galeriye nasıl bir yenilik getireceğini, prestij olarak nasıl bir katkı sağlayacağını sorgularım mesela.

Ş.A.: Son olarak neler eklemek istersiniz?

S.K.: Kendi adıma size teşekkür ediyorum, sizi takip ediyorum ve destekliyorum. Her ne kadar sosyal medyayı ve sanal mecraları kullansanız da bu işi iyi yapıyor, bizleri, sanatçıları tanıtıyor, gündemi ve günceli bizimle paylaşıyorsunuz, iyi ki varsınız.

Ş.A.: Ben teşekkür ederim, galerici olarak tavırlı ve kararlı duruşunuz, istikrarlı ilerleyişiniz ve örnek galericiliğiniz, açık sözlü değerli fikirleriniz, keyifli sohbetiniz için.  

Share Button

Yorumlara kapalıdır