Ali Şimşek: Yolun Sonunu Göstermek!

Share Button

Ali-Şimşek

İnşaat Ya Resulallah! Bir beton cumhuriyetine dönüşüyoruz. Şu artık kesin, bütün mücadelelerin kalbinde kent ve kamusal alan duruyor. Tarihte daha önce görülmedik şekilde kentin bizzat talan ve sömürünün merkezine yerleştiği bir aralık yaşıyoruz. Kent hakkı diğer bütün çelişkileri ve talepleri birbirine eklemleyen bir fanusa dönüşüyor. Arzunun özgürlük hayalinin ve “Umut İlkesi” ütopyanın konakladığı zemin oluyor. İktidar her milimetrekareyi, manzarayı sermayeye tahvile uğraşıyor. Her yer inşaat, her yer hafriyat!

pancar

Hafriyat. Direkt inşaatı, kentsel dönüşümü, atılacak artığı, hurdayı ve hesaplaşmayı anıştıran kelime. Arkada bırakılan cüruf, toz ve duman ve kalıntı. Yaralanmış bellek aynı zamanda.

Hafriyat grubu, 1990’larda kendini gösteren ama 2000’lerde iyice azan kent-kapitalizm ilişkisini Türkiye çağdaş sanatına taşıyan en önemli kolektifti. Adının hakkını tam anlamıyla veriyor; Türkiye’nin hafriyatını deşeliyordu. Üstelik daha AKP’nin inşaatçılığı başlamadan yıllar önce…

Hakan Gürsoytrak, Mustafa Pancar, Neriman Polat, Nalan Yırtmaç, Murat Akagündüz, Antonio Cosentino ve Extramücadele TOKİ’leşen, sermayeye peşkeş çekilen, manzara hakkı çalınan insanların çilesini çiziktirdiler, boyadılar yıllarca.

Evet. Betonlaşma hızla ve arsızca devam ediyor. Taksim koca bir beton zemine dönüştü Gezi’nin hemen arkasından. Beyaz ve soğuk bir boşluk.

Hayalet üzerimize çökerken, sevindirici başka bir hayalet geri döndü işte.

Uzun süren bir sessizlikten sonra Hafriyat üyelerinin teker teker geri dönüşlerini izliyoruz.

Bu ay Antonio ve Extramücadele’nin Stüdyo X’te “Anne Ben Beton Dökmeye Gidiyorum” adıyla açtıkları sergiyi daha dolaşamadan, Milli Reasürans’ta Mustafa pancar’ın “Yol Kenarı” sergisi açılıverdi. Geçtiğimiz günlerde Fulya Çetin Depo’da “Havaya Uçuşanlar” adıyla son işlerini sergilemeye başlamıştı. Elbette planlı değil; ama bence güzel ve yerinde bir tesadüf oldu.

Pancar, Yol Kenarı’nda tel tel, lime lime, paramparça olmuş bir kenti anlatıyor. Yol Kenarı özellikle otobanı düşündürüyor. Kendisi olmasa da kenti bölen bu kara asfaltım kenarında uçuşan beton denizini gösteriyor. Yolun sonunu ya da…

mustafa pancar

Pancar, yeni iş dizilerinin kolaj tekniğiyle üretilmiş daha küçük ölçekli örneklerinde de büyük yağlıboya resimlerdeki ve desenlerdeki renk alanlarını ve figürlü anlatımı koruyor. Sanatçının küçük resimlerinde kavram ve içerik değişmezken, yeni ürettiği şeffaf teknikli kolajlar da figürler tamamlayıcı bir betimleme olarak sunuluyor.

Pancar, el işi ödevlerini hatırlatan dilim dilim kağıtları boyanın kendisine tahvil ediyor. Uzaktan pentür izlenimi, biraz yaklaşınca yapıştırma, kolaj kağıtlara dönüveriyor. Kente her gün çelikten raptiyeler ile dikilen kübik konutlar gibi kolaj. Bütün sergi dilim dilim kolajların, tel parçalarının kocaman bir pentüre dönüştüğü bir atmosfer sunuyor. Telin tül olamadığı bir kent. Ama bütün o hafriyatın, enkazın üzerine tırmanan insanlar bri umudu da muştuluyor. Kenti geri kazanma istencini ve mücadeleyi…

Sergi, 10 Şubat-21 Mart 2015 tarihleri arasında Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde izlenebilir.

 evren sungur--

Makinadaki Tin

Evren Sungur’un Summart’taki son sergisi “Organik Makineler”a Maalesef son iki günü içinde uğrayabildim. Özellikle boya sürüşünü sevdiğim bir ressam Evren. Evren Sungur, ”Organik Makine” isimli yeni serisinde alternatif evrim, otomatikleşen güncel yaşam, gerçeküstü medeniyet tasarımı gibi konuları ele alıyor. Sanatçı figüratif anlatımın klasik biçim ve kompozisyonlarını görmezden gelip yeni bir görsel dil oluşturarak, hayali mekanlarda gerçeküstü insan tasarımlarını yüzey üzerine taşıyor. Seyirciyi bilinçli olarak içinde bulunduğu zaman ve mekandan koparıp resmin karşısında kendisiyle yalnız bırakan sanatçı, seyircinin kendi geçmiş ve geleceğine karşı duyacağı rahatsızlığı da bir fetişe dönüştürerek geleceğe yönelik ip uçları veriyor.

Organik Makineler bir tarafıyla içinden çıkılamayacak bir oksimoronu gösteriyor; ama diğer taraftan çok uzak olmayacak bir gelecekteki karşılaşmaları. Makine genelde “olumsuz” tınıya sahip bir kavram. Fütürizm ve Konstrüktivizm gibi iyimser tınıları dışında, bir duygusuzluğu, hatta korkuyu imliyor. Makine bir tarafıyla bilim-kurgu külliyatının çok kullandığı bir başkalaşımı, makinelerin kontrolden çıkarak insanları yönetme korkusunu da anlatıyor. Yani modernizmden günümüze makine ütopya çağrışımından, kıyametçi bir distopya çağrışımına geçti. Evren, ütopya-distopya arasında sarkan, salınan, et ve bedeniyle yığılan bu başkalaşımları boyuyor. Makine aynı zamanda, kendi kendine yeten, aparata ihtiyaç duymayan, arzu yeğinlikleri olarak çalışıyor. Yakıtı ise salgı.

Share Button

Yorumlara kapalıdır