Sabahattin Şen: Resimde Eleştiri

Share Button

eleu015Ftiri resmi (3)

Bu resmin eleştirilmesi konusunda açık bir kapı bırakmıştım. İstedim ki eleştiri konusunda da doğru bir anlatımı yakalayarak sanattaki değerlerin yerine oturtulmasında hepimizin katkıları olsun, sanatın içine biraz daha birlikte girilsin. Bugüne dek hiç kimseden eleştiri içeren bir yazı veya açıklama gelmedi. Gelmesini gerçekten çok isterdim; çünkü ülkemizin doğru eleştiri yapanlara çok ama çok gereksinimi var. Gelmeyince de bunun kınanacak ve başkalarını suçlayacak bir yanı yok, anlayışla karşılanması gerekiyor. Çünkü sanat konusundaki eleştiri, eleştirilerin en zorudur. Başarabilmek de o denli zordur. Bu nedenledir ki ülkemizde görsel sanatlar alanında gerçek bir eleştirmen olamadı. Çok uyduruk, yüzeysel, sanata ilişkin yapıdan uzak ve temelsiz eleştirilerle işine gelene övgü, gelmeyene sövgü gibi yazıları oluşturan sanattan anlamayan kişilerin eleştirmenlik adı altındaki görüşleri tutarsızlıklardan başka bir şeyi yansıtmıyordu.

Sanat eleştirisi çok iyi bir görgü, bilgi ve deneyim istiyor. Çağın ve güncelliğin yeterince izlenmesinin yanında sezgiler de doğru sonuçları yansıtmaya yardımcı olacak biçimde kullanılmalı. Bir de eleştirmenin nasıl boya yutulduğunu bilmesi gerekiyor. Öyle hariçten gazel okumakla olmuyor. Sanat tarihi yalayıp yapıtın gerçeğini yansıtamayışını bir yığın sanat tarihi bilgilerine kaydırarak işi kaypaklığa dökmekle, “Adam ne çok şey biliyor…” dedirtmekle sanat eleştirisi yapılamaz.

Sanatta eleştiri başlı başına önemli bir yer tutar ve eleştirinin işlevsel açıdan da toplumun aydınlanmasında özel bir yeri vardır. Bir yanlış bin bela açar insanlığın başına. Sanat denilince diğer konulardaki eleştiri ve eleştiricilikten apayrı özel bir konumda olduğu bilincini taşımak gerekiyor. “Vurun abalıya” anlayışıyla yapılan eleştirilerle gidilse gidilse sanatsızlığın vahşetine hızla gidilir. Sanat, insan duygu ve duyarlılığını üst düzeyde insana özgü bir anlayışla ele alıp insanları insanlık yolunda sanatla yüceltmeyi öngörür. Eleştirinin erimi de bu olmalı. Yetersiz ve çürük bir eleştiri insanda gerçek bir güzelduyu yerine kabalaşmışlığı, yozluğu ve duyarlılıktan yoksunluğu ortaya koyar.  Bizler ne yazık ki böylesine olumsuzluklarla beslendiğimiz için sanatta zehirlendik; ilerleyemedik. Bilim ve teknik alanında Almanya yılda yirmi üç bin patent alırken bizler ancak üç bin sayısına ulaşıyoruz. Hele bu son günlerde kaça düştü bilemem. Bir başına Siemens yılda dört bin patent sayısına ulaşıyor. Her alanda hızla ilerleyen kalkınmış ülkeler sanatta da başı çekiyor.

Eleştiri yapılmasını istediğim bu resme gelince önce yapısal özelliğine göz atalım: Organik bir biçim anlayışının olduğu apaçık ortada. Bunu güçlendirici ve etkili kılıcı bir yapı anlayışına uygun biçim ve renk anlayışıyla organik bir kitleye dışa vurumcu bir özellik kazandırma bilinci kullanılmış. Birden bire sanatçının vermek istediği kütle öylesine kendi içinde ağırlık elde etmiş ki onu hemen algılamamızı istemesi konusunda gerçekten başarılı. O kitle kendi içinde eriyerek birbirine yapışmış organları bir bütüne dönüştürülerek yerinden söküp atamayacağımız güce ulaştırılmış. Özel bir dışa vurumculukla karşılaşıyoruz. Çünkü organik bir bütünü daha vurucu yapabilmek için geometrik bir bölüntüyü kullanmış. Geometrik biçime böyle bir görev yüklemek kütleyi eritmiyor, daha da etkili kılıyor. Geometrik bölünme salt leke düzeyinde bırakılarak kitledeki ayrıntıların zayıflatılması engellenmiş.

Organik anlayış öylesine güçlü ki iki insan diye düşünmemize karşın hiçbir yerde insana özgü bilinen doğru bir beden yapısını da göremiyoruz. Çünkü erime ve yapışma başarıyla kullanılmış. Bir bakıma her şeyi tam anlamıyla saptamanın yerini duyumsamaya bırakıyor. Sanatçı vermek istediği duyguya ağırlık kazandırmak için bedenin doğru orantı ve yapısından bilerek uzaklaşmış, özveride bulunmuş ve ortaya abartı diye adlandıracağımız iç içe girmiş organlarla kendine özgü bedeni oluşturmuş. Ne istediğini, nereye varması gerektiğini biliyor. Yaptığının, organik yapının birbirinin içinde eriyerek birbirinin içine giren özgün ayrıntıları etkili kılacak başka bir güce dönüştürmek olduğu anlaşılıyor.

Kompozisyon anlayışına bakınca, vermek ve vurgulamak istediği organik kütleye göre düzenleme yapılmış. Sol tarafı daha çok boş bırakarak kütlenin ağırlık etkisi böyle bir boşlukla arttırılmış. İki bedeni olduğunu düşündürerek tek bir bedene dönüştürülmüş duygusunu yaratmak için kütlenin dışına değil içe dönük yapısına ağırlık verilmiş. İçe doğru giden ve kopmaz bir bütüne dönüşen bir anki duyarlılığının organik bütünlükte başka bir anlama dönüşmesiyle karşılaşıyoruz.

Öz ve biçim konusunda bu resim öze yönelik anlayışını tüm gücüyle ortaya koymakta. “Bir yapıt yalan söylemez…” Çok sık kullandığım bir sözdür. Bu çalışmada da öz ve biçim konusunda öze bilinenden daha çok büyük bir egemenlik tanınmış olduğu apaçık görülüyor. Bunun ne öyküsü ne de masalı vardır. Ne olduğunu öykü ve masal saptırmalarına olanak tanımadan ortaya koyuyor. Renk anlayışındaki bütünlük anlatıma daha çok odaklık kazandırmış. Sıcak renklerin egemenliği dağılmaya olanak vermiyor. Bütünleşmeye katkıda bulunuyor. Renkler öylesine kendi içinde o yapıya uygun bir doğallıkta ki o bütünün ayrılmaz bir ögesi olmuş. Organik yapıya uyarlanan renk anlayışı öz ve biçim konusunda çelişki yaratmıyor. Organik bir yapı anlayışında biçimleri kendine özgü bir organik bütünlüğe ulaştırıyor. Dışarıdan içe giden bu yapı bize içeriden dışarıya doğru da bir dışa vurumculuğa dönüşüyor.

The Flayed Ox - Rembrandt

Bizde sanat tarihi içinde Remrandt’a taşıyan bir duygu yaratıyor. Rembrandt’ın “Vitrindeki Et” konulu yapıtıyla yüz yüze getirebiliyor. “Acaba?” diye de bir soruya neden olabiliyor. Oysa ortada bizi bu duygudan uzaklaştırıp kendine özgü bir anlayışa sürükleyen öylesine bir özgünlük var ki Rembrandt’ın yeriyle bu sanatçının yeri birbirinden ayrılıyor. Elbette geçmişle olan bağlantı bir başka anlayışa dönüştürülmüş. Rembrandt ışığın gücünü her nesne üzerinde kullanabilen bir sanatçı. Nesnelerin özünü değil ışıktaki gücün vereceği değişimleri ortaya koyar. “Vitrindeki Et” de bir organik nesne ama onun biçimsel görünümü bir abartıya ve değişime uğramamış. Işıkla belli yanları daha etkili duruma getirilerek ışığın egemenliğine dönüştürülmüş. Biçim yine olabildiğince kendi özelliğini korumuş. Yüz çalışmalarında yüzlerin kimin yüzleri olduğu bellidir. O yüzlere çifte kavrulmuş bir nur yapışmıştır. Oysa bu resimde durum bambaşka… Biçimler eriyerek başka bir bütün oluşturmuş.

Figure with Meat, Francis Bacon.

Yakın zaman içinde Bacon’u da çağrıştırabilmekte. Bacon’u çok iyi tanıdığı da çok açık. Etkisinin olmadığını da düşünemeyiz ama; Bacon değil… Ne Rembrandt ne Bacon… Sanatçının biçimler üzerinde ortaya koydukları değişim anlayışları ortak noktayı oluştursa da kendine özgü biçimlerin içyapıya ilişkin yeni bir organik görünüme dönüşmesi sanatçının özgün bireyselleşmesine yetiyor.  Hem geçmişe bağlılık hem de geçmişten elde edilen yeni bir özgünlük ve yaratıcılık söz konusu. Yaratıcılık neresinde yatıyor denilecek olursa ortaya koymak istediği duyarlılığın gizeminde yatıyor. Biçimden öze giderken bir bütünleşmeyi tam bir kaynaşmaya dönüştüren çalışma biçemi gerçek bir gizemliliği de içeriyor. Gizemliliği olmayan bir yapıtın öz değerlerindeki duyarlılıkta eksiklik var demektir. Hiçbir gerçek sanat yapıtı her şeyi hiçbir zaman açıkça ortaya koymaz. Bizim duyarlılığımıza inen bir gizemlilik de taşır. En başta Picasso’nun “Guernica” yapıtı ve onun derinlerde taşıdığı gizemlilik üzerinde bugüne dek konuşuldu; bundan sonra da konuşulacak. Leonardo’nun Mona Lisa yapıtının gizemleri üzerinde neredeyse beş yüz yıldır konuşuyoruz. Bir yapıt her zaman içinde soruları da var eder. Etmiyorsa, kaba bir görüntüdür ortaya çıkan…

Chaim Soutine

Bir yapıtta bir bütünü makas ya da bıçakla rahatça kesecek bir sınırlama varsa ortada kuşkulu bir durum var demektir. Güzelduyu açısından bir eksiklik duygusu yaratır. Gözümüze sokar gibi sokulan bir parçanın güzelduyuyla bağdaşmadığı gerçeği gözden geçirilmelidir. Sözü edilen resimde ilk bakışta böyle bir duyguya kapılanlarımız olabilir. Daha ayrıntılı bakınca bütünün belli noktalarında gölgelemelerin olduğunu saptarız. Çok sertmiş gibi görünen geometrik arka uzamla bütün bu gölgelemelerle kaynaştırılarak her iki bölümü birbirinden kopmaz olarak kaynaştırmış. Işık herhangi ve belli bir kaynaktan gelmiyor. Gelmiş gibi algılıyoruz. Oysa sanatçı bunu estetik bir anlayışın parçası yapmış. Bütündeki koyu ve açık görünüşe baktığımızda sanatçının sorunu ışık ve gölge değil. Onun sorunu açık ve koyuluk değerleridir. Arka uzamda böyle bir anlayışı kullanmamış. Üst bölüm koyu, alt bölüm açık. Sağ yanda kütlenin değdiği yerde gölgeleme gibi gördüğümüz, sanat bilincinin yarattığı bir kaynaştırmadır. Aynı zamanda bir güzelduyunun dolanımını da yaratmakta…

Güzelduyu anlayışını güçlendiren bir başka yanına da değinmek gerekiyor. Koyu ve açık olarak ikiye bölünmüş gibi görünen arka uzamla bütünün kaynaşmasını sağlayan bir başka özellik daha var. Arka uzamda üst bölüm koyu, alt bölümse açık… Koyu olanının bütünü daha iyi anlatıma dönüştüren konuma getirme görevini üstlendiği belli. Yapıt açık değerlerin egemenliğinde. Alt bölümün açık değeriyle bütündeki değerler birleşmiş. Bütün üzerindeki açık değerlerin daha çok öne çıkmasıyla alt taraftaki açıklık birbirleriyle kaynaşma sağlamış durumda.

Bir yandan koyu-açık değerler, bir yandan yapısal bütünlük, bir yandan arka ve önün kaynaşmasını sağlamak bir yandan da özgün bir dil kullanarak güzelduyu yaratmak derken bütün üzerindeki renk ve aydınlık değerler bize organik bir anlayışın kendi içinde çelişkisiz sağlam bir üç boyutlu yapıyı oluşturma başarısını gösteriyor. Düzlem ve yatay bölünmeye karşı bütünün yuvar bir biçimde ele alınması bütünü daha çok ortaya çıkarırken bütün üzerindeki renk ve açık-koyu anlayışını da derinleştirmeyi sağlıyor. Tüm yüzeyin ve kompozisyonun böylesi bir yapıyı etkili kılmak için ustaca kullanıldığını düşünecek olursak sanatsal bir anlatımın görevini yerine getirmiş olduğu da anlaşılmış olur. Her şeyden önce etkili anlatımı ve dışa vurumu sağlayan dengeli bir düzenleme ve bütünlüğü sağlayan özgün bir anlatım var.

Bu çalışmayı yapanın Düsseldorf Güzel Sanatlar Akademisi öğrencisi olduğunu ben ayrıca bildiğimden okulundaki çağdaş eğitim ve öğretimin bir parçası olmak için seçtiği çağdaş yolda -oranın unutulmaz öğreticilerden- Krieg, Luppertz, İmmendorf gibi ünlü sanatçıların uzağına düşmek istemediğini de gözlemleyebiliyoruz. Çağdaşlığa bakışlarındaki ortak noktayı kendinde özümseyerek bu resmi yapan da yakalamış.

Jorg Immendorff

Birçoğumuza şöyle bakıp geçilen bir çalışma gibi görünen bu resim eleştiri açısından ele alındığında söylenecek çok sözün olduğunu kaçımız düşünmüştür acaba? Kaldı ki daha derine inildiğinde çok daha fazla söylenecekler de var. Bana göre şimdilik eleştiri konusunda nelere dikkat edilmesi konusunda az çok aydınlatıcı bir bakış açısı sağlamıştır sanırım.

Eleştirmenlerin boya yalayıp boya yutmadan boya yalayıp yutanı anlayamayacağını da anlamış oluyoruz böylece. Böylelerince olsa, olsa sanat adına kazıklanmaktan başka bir şey elde edilemez. Eleştiriden çok bir resmin sanatsal açıklaması olarak nitelenecek bu yazıda değindiğim noktalara sanat çalışması yapan bir insan, çalışırken belirtilenlerin kat kat üzerinde bir güç ve çaba harcamaktadır. Kafasından ve duygularından birçok şey geçerken fırçasına haram yedirmemek için çektiği sıkıntıların büyüklüğünü düşünemiyorum bile. İçi kan ağlar insanın, her fırça yerini bulsun diye kim bilir renklerle, olan bitenle ne çok kavgalar yaşamıştır. Haram yemeyenin fırçasından da dupduru, lekesiz bir yapıt ortaya çıkar. Sanat ve sanatçılık da budur. Sanatla ilgisi olmayan çalışmalarla sanatçı geçinenlerin insanlığa ne büyük kötülükler yaptığı da anlaşılmıştır umarım. İnsanlık nasıl yükselir, nasıl alçalır Van Gogh bize çok açık ve çok acı bir biçimde öğretmiştir.

Share Button

Yorumlara kapalıdır