Şeref Akşit: Atölye Günlükleri 7: Rasim Aksan

Share Button

Rasim Aksan

Şeref Akşit: Resme ilk ne zaman, ne şekilde başladın?

Rasim Aksan: “Resim yapmak” tabirini öğrendiğimde, yanlış hatırlamıyorsam beş yaşlarındaydım. Benden yedi-sekiz yaş büyük kuzenim var. Onun çalışmalarına özenip onun gibi yapabiliyor muyum, diye portreler çalışıyordum, çiziyordum sürekli. Hatırladığım ilk resim -89 yılıydı sanırım, o dönem Rambo çok popülerdi, filmini izlerken onu çizdim- Rambo’ydu. Kuzenim de yanımdaydı ve çok beğendi. On yaşımdan beri çalışmalarıma, etütlerime tarih atıyorum.

Rasim Aksan

Ş.A.: Resimlerin ve çizimlerin “adam olacak çocuk…” misali kendini belli ediyor. O zamandan beri, portrelerde çok başarılıymışsın.

R.A.: Evet, düzenli olarak çizim yapmaya yedi yaşında başladım.  Bu resmi eksik bıraktım. Benim “eksik” algım farklı, figürün bir yeri eksik değil; ama açık renkte bırakıyorum. Yani devam edeceksem, gittikçe koyulaştırıyorum, üzerine çıkıyorum. Bu çizim 2005’ten..

Ş.A.: Diğer yandan soyut çalışmaların da var, aynı yıllarda yani yaklaşık on iki yıl önce. Hatta bunlar Op Art’a da göz kırpıyor, kendini geliştirmek için ne bulursan denemişsin!

R.A.: Bunları herhangi bir estetik ya da sanatsal kaygılarla değil, çizecek bir şey aklıma gelmedikçe ve canım sıkıldıkça meditasyon amaçlı el alışkanlığımı arttırmak, işleri boşlamamak için yaptım, rapido kalemleriyle çalıştım.

Rasim Aksan

Ş.A.: Bir de ciddiye alsan neler çıkacak ama..! Tabii diğer yandan Foto- Gerçekçilikten sıkıldığında bu soyut, op artistik projelere girişebilirsin, ilginç konseptler çıkar gibi geliyor.

R.A.: Fırsat buldukça her şeyi yapıyorum, saçmalayıncaya kadar çalışıyorum. Saçmalamayınca aynı ezberlere gömülürüz gibi geliyor, tabii bunları etüt, yeni denemeler olarak düşünmek lazım.

Rasim Aksan

Ş.A.: Peki senin sanat piyasasında bilinir, görünür olman ne zaman, ne şekilde gerçekleşti?

R.A.: Yeditepe Üniversitesi Plastik Sanatlar Bölümü’nde yüksek lisansa başladığımda Ergin İnan hocamın zaman zaman benden bahsetmesiyle benimle tanışmak isteyen iki koleksiyoner oldu. Sonra belli dönemlerde resimlerimi almaya başladılar. Ama ciddi şekilde görünür ve tanınır olmam Galerist’in benimle iletişime geçip, küçük ebatlı çalışmalarımı beğenip, 2011 Contemporary Istanbul fuarında işlerimi sergilemesiyle gerçekleşti.

Ş.A.: Anladığım kadarıyla değişik teknikleri gelişim sürecinde sürekli denedin. Hatta ileride yalnızca Op Art değil, mandala işlerine bile girebilirsin.

Gülüşmeler…

Rasim Aksan

R.A.: Dediğim gibi çok şey denedim ama çok kişinin yaptığı gibi birebir kopyalama olarak değil, onlara resim gözüyle de bakmıyorum zaten. Sanatın bir özgünlüğü olmalı. “Foto-Realist ressam” etiketi bana yapışsa da üzerimden bu ağırlığı atmak için şimdiden ciddi uğraşılar veriyorum. Bu benim ilkokuldan beri yoğunlaştığım doğal yeteneğim ama artık üzerine çıkmalıyım. Diğer yandan tabii ki, en son sergimde yer alan koyun ve gergedan çalışmalarımda ayrıntılara dalınca çok farklı şeyler de görünür hâle geliyor. Ayrıntılarda bilinç dışı çalışırken işlediğim çok şey yüklü, ben onları izlerken keyif alıyorum, başka biri “Aaa ne güzel gergedan, koyun yapmış fotoğraf gibi!” diyor. Yarı profesyonel dönemimde diyelim, yapıp sonra yaktığım resimlerim de oldu, çizimlerim de. Bunlar benim için kişisel gelişim biçimiydi, çok önemliydi; çünkü onların ızdırabını, acısını da yaşadım, içimde demledim.

Rasim Aksan

Ş.A.: Mesela daha iddialı bir örnek, diyelim ki bir buçuk iki ayını verdiğin bir realistik resmi yaktın mı hiç?

R.A.: Aslında bunu bilinçle değil de -ki bilinç bazen bilinç dışını izliyor sanırım- bilinç dışı olarak gerçekleştirdim. Şöyle ki, topladığım ve ilkokuldan ve ortaokulda çizimler yaptığım dört defter kayboldu! Bu mesela büyük bir travmaydı benim için. Aynı şekilde başka bir zaman, bir tuval resmimin üzerine bir cisim düştü ve tuvali kesti. Başka bir tanesinde benzeri şey oldu ama tabii ilkokuldan kalan çalışma dosyamın kaybolması kadar üzmedi beni, artık kabullenme olarak bağışıklık kazanmıştım.

Rasim Aksan

Ş.A.: Ee bu çalışmanda teknik nasıl mesela? Karışık teknik gibi görünüyor…

R.A.: Önce kalemlerle çiziyorum daha sonra bantlayıp airbrushlarla müdahale edip silikleştiriyorum. Diğer Foto-Realistlerin yaptığının aksine fotoğraftan ayırt edilmesi için elimden gelen her şeyi yapıyorum! Maalesef ki genellikle yeteneğim, yapmak istediğim şeylerin önüne geçiyor. Buna müdahale etmeye çalışıyorum. Yani el pratiğim beynime üstün geliyor bununla mücadele ediyorum, dediğim gibi klasik anlamda “Foto-Realist / Hiperrealist ressam” etiketinden sıyrılmaya çalışıyorum. Realistik çalışmalarım baskı ya da fotokopi vs. diye algılanmasın diye resmin içine doku yerleştirmeye de başladım.

Ş.A.: Senin adına böyle bir kaygım, ya da bunu yapmakta çok zorlanacağına dair bir şüphem hiç yok, yalnızca zaman meselesi gibi geliyor. Çok fazla ilgi alanın var, bunlar süreç içinde zengin temalar olarak karşımıza çıkacakmış gibi geliyor. Ayrıca uğraştığın, -pratik ettiğin diyelim- soyut çalışmalar, çok farklı teknikte eskizler de var. Belki bir gün radikal bir şekilde direk onlara da geçebilirsin. Belki de -kim bilir- sentez bir yolla iki tarzı birleştirirsin.

Aklıma gelmişken değineyim, bir de senin ilginç bir özelliğin var, resim yaparken tartışma programları, din, tarih ve her türden belgeseller izliyorsun. İlginç bir şekilde uzun zaman hiç sıkılmadan bu şekilde çalışabiliyorsun. Günlük atölye işlerinde nasıl zaman geçiriyorsun? Malum, burası atölye-ev!

R.A.: Evde on saatten fazla çalışmayla zaman geçiriyorum. Diğer yandan geçtiğimiz yaz tatilinde son sergime iş yetiştirebilmek için en az beş altı saat çalışıyordum. Mesela altı senedir her yaz Datça’daki yazlıkta bile günlerim hep böyle geçti, güneşlenmeyi de sevmiyorum, fırsat buldukça malzemelerimi alıp çalışıyordum.

Rasim Aksan

Ş.A.: Tabii Taner Ceylan da Nur Koçak’tan sonra Foto-Realizmi uygulayan ikinci ressamımız olması itibariyle çok popüler oldu diğer yandan Hiperrealizmi yedirip oryantal işlerle, Osmanlı dönemi işleriyle. Özellikle Avrupalılar tarafından çok beğenildi! Tabii, cüretkâr gay temaları da çok çarpıcı etki yaratmıştır. Peki ya sende ilham alıp temayı belirleme anı, “İşte bu! Bundan sergi çıkar!” dediğin konu nasıl beliriyor?  Bu sezonun açılışında gerçekleştirdiğin “Narcissus” sergisi nasıl ortaya çıktı?

R.A.: Tabii epey uzun hikâye ve önemli bir konu benim için ve zamanımızın alışkanlığı, bağımlılığı selfie. 15 yıldır topladığım görsellerin içinde kendi fotoğraflarını çekenler de vardı.“Selfie” kelimesinin sözlüğe girmesiyle, benzer görselleri bu isim altında dosyalamaya başladım. Bu görsellerin abartılı olanlarına bir anlam veremememe rağmen yansımayla birlikte iki açının birbirine girmesi, flu ve pikselleşmiş detayların kompozisyonu zenginleştirmesini beğenerek resmetmeye başladım. Zamanla dış etkenlerle seçtiğim görseller şekillendi. Mitolojideki Narkissos karakterini de hatırlayarak, ismini “Narcissus” olarak belirledim. Yaptığım görsellerde günümüzün Narcissus’ları olmuş oldu. Bilinçli olarak kendi fotoğraflarını çekenleri fotoğraf boyutunda ve siyah beyaz yaptım. Hayvan portreleri ya da selfilerini de büyük, renkli ve doğada resmettim. Boyut, renk ve figür olarak zıtlıkları seçtim.”

Rasim Aksan

Ş.A.: Bir sonraki serginin konusu ne olacak? Biraz ondan bahseder misin?

R.A: Askerlerle ilgili olacak. Askerlik yaptığım süreçte ilginç, hatta bazen trajikomik görsellerle karşılaştım. Bir yanda vatan, millet, Sakarya diğer yanda bastırılan ama dizginlenemeyen bir cinselliği anlatan görsellerle karşılaştım. Bu çelişkili ve ikircikli konu doğal hâliyle traji-komik zaten. Tabii çalışmalarımda -kendi deyimlerim de olduğu gibi- askerliğini yapmış olan herkesin hemen gülümseyeceği traji-komik askerlik anıları ve anları hatırlanacak. Bu yüzden de otobiyografik görünümlü! Ben aynı zamanda nesne, figür olarak olacağım bazı serilerdeki karakterlerde.

Ş.A.: İstanbul’daki sanat piyasasını nasıl buluyorsun? Sanatçılar arası arkadaşlıklar, dostluklar, koleksiyonerler, izleyici?

R.A.: Aklıma küçük bir olay geldi; bir keresinde, sanat camiasından biri benimle tanıştı. Bana malum oldu, ya da denk geldi diyelim. Gayet ilginç biriydi. Bana birtakım konularda sorular sordu, bazı şeyler danıştı ben de cevapladım, iki günde evimde kalıp çalışma yapmamı izledi. Çok şaşırarak “Sanatçıdan kesinlikle dost olmaz, bilgilerini paylaşman şaşırttı beni” demişti. Sonra yoğun bir sergi çalışmasına giriştiğim için ve özel hayatımda ilgili sorumluluklarımdan dolayı bir daha görüşemediğim için nezaketen arayıp serginin açılacağı tarihi söylediğimde “Ben seninle, sergini açıp çalışmalarını bana karşı ego tatmini hâline getirmen için tanışmadım. Haftalarca seni izleyebilirdim, niye çağırmadın bir daha, sanatçıdan dost olmaz demiştim, yine haklı çıktım.” gibi serzenişlerde bulundu.

Gülüşmeler…

Herkesin özel hayatı var. Tüm çalışma boyunca seni misafir edemem ki sonuçta. Neyse fazla uzatmayacağım cidden böyle tipler var. Bir tuhaf olay da bir sergide -sen şahit olmuştun hatırlarsan- gerçekleşti. Sanat dünyasındaki arkadaşlıklarıma daha çok dikkat eder oldum, hatta çok az kişiyle görüşüyorum. Görüştüklerimle de bir sıkıntım yok, memnunum yani. Zaten mümkün olduğunca sanat konuşmalarından uzak durmaya çalışıyorum. Daha çok dinleyici ve izleyici rolündeyim.

Şeref Akşit & Rasim Aksan

Ş.A.: Sana yöneltilen en ilginç sorulardan, aklına ilk gelen?

R.A.: Mesela ne tür partilere katıldığımı merak ediyorlar..

Ş.A.: Haa haa! Seks, uyuşturucu, rock’n roll yani?

Gülüşmeler…

R.A.: Evet, çok marjinal bir hayatım olduğunu düşünüyorlar. Oysa ben hep evimdeyim, hatta asosyal biriyim.

Ş.A.: Bu yoğun temponda zaman ayırdığın, keyifli, samimi sohbetin için teşekkür ederim. Şu anda da Hollanda’ya gidiyorsun, Van Gogh diyarı… Ulusal, uluslararası müzeleri, çılgın gece yaşamı vs… Güzel gezmeler, iyi yolculuklar şimdiden.

R.A.: Benim için bir zevkti, teşekkür ederim, sağ ol.

Share Button

Yorumlara kapalıdır