Evrim Sekmen Becan: İmgenin Dönüşümünde Postmodern Bellek

Share Button

Alexander Rodchenko, Mayakovsky, 1926

Sanatın uğradığı duraklarda imgenin dönüşümünü incelemek hayata ilişkin sanat kavramlarını çoğaltmak üzerinden yeni eğilimler sunar. Konunun dayandığı sanat tarihsel dizge geçmişte yaşanan bağlamla farklılıklar taşır. Kazananların kahramanlık hikâyeleriyle yüceltilmiş eserler topluluğunu deneyimleriz. Bu durum kendince bir kırılmayı da beraberinde getirir. Farklılıklar, karşı çıkışlar sayesinde sanat tarihsel algı oluşmaya ve yaşamdaki politik olayların yansımasını görmeye başlarız. Bugün sanat tarihi okumalarının postmodernist bakış açısıyla yeniden kurgulanma hikâyesi dün ve bugün arasında hareket eden bir sürece gönderme yapar. Büyük harflerle yazılan kahramanlıklar destanlarının yerini felsefi çıkarımlar almıştır. Bu da dışlanan, arada kalmışın, kaybedenin izini sürmek için güçlü olanaklar yaratır.

El Lissitzky

Toplumsal olan bu süreçte sanat tarihi dizgesinin içinden çıkmaya başlar. Sanatın sosyalist dışavurumlarla sanatı dönüştürme çabası bugün tekrar sanatın kendi bilimselliği içine çekilse de artık kavramların ve ideolojik bakıştan kopuk bir sanatı düşünemiyoruz. Sosyalist Avangard’ın sanatı toplumla dönüştürme idealiyle sanat yapma edimi sanatın geleneğinden uzaklaşıp kendi geleneğini misyoner bir tavırla ilan etti. El Lissitzky, Vladimir Tatlin, Alexandre Rodchenko gibi konstruktivist sanatçılar siyasal bir bağlamdan ayrı düşünülemeyip yeni sanat tarihsel okumalara ihtiyaç duyulmasına neden oldu. Bunun yanı sıra sanat tarihi yazımında Rönesans’tan beri gelen analitik ve perspektife dayalı sanat okumaları Panofsky’nin bakışında yeni bir uzama taşındı.  Panofsky, yöntembilimsel yaklaşımıyla nesnel bakışa öznel bir ara alan açmıştır. (?)

Kültürün ve hayatın sanatla grift bir ilişkiye taşınması çok disiplinli bakışı zorunlu kılarken eleştirinin niteliğini özgürleştirdiği kadar nesneleştirmiştir. Zamanın dinamiklerine uygun olarak modernizmden devr alınan eleştiri Didero’nun salon sergilerinin betimlemeci tarafının yerini Barthes’ın metinsel çıkarımlarına uzanan bir süreç izlemiştir.   Salt tarihsel ve dinsel bir olay yerine anlatısal ve geçişli bir tarih yazımının da yapılıyor olması bugün artık modernizmin kendine referans veren tarafını da yok etmeye başlamıştır.  Bugün sanatın dışına bırakılan her konu postmodernizm temelli düşüncelerle güncel sanatın içinde kendine bir yer bulmuştur. Sanatın geleneksel yönünün dışladığı her konu sanat kavramının içine dâhil edilmiştir. Bireyin yersiz yurtsuzluğu ve teknolojinin belirlenimci tarafı dünyayı görsel kültürün belirleyiciliğine doğru sürüklemektedir. Görsel kültür başlığı altında toplanan bu geniş vizyonun tekil çıkarımları bize bireyin tarihsel vizyonunda farklı bir yaklaşımı beraberinde getirir.

Vladimir Tatlin

İmgenin dönüşümünde tarihsel durakların varlığını kabul edersek antikitenin Batı’da kazandığı yorumlar ve gelişmeci tavırla ortaçağın kaotik tarafı hümanistik felsefeyle yerinden edilmiştir diyebiliriz. Hümanizm insan odaklı bilimin ve gözlemin peşinden gitmeyi öngörüyordu.  Batı’nın temel dayanakları hümanistik felsefeyle inşa etmeye başladığı için literatürün oluşması ve tarihin yazılması Batı’nın kurguladığı modellerle hayata geçmiştir. Batı felsefelerinin özellikle Kant’ın sanat alanı tarafından devir alınan estetik görüşleri sanat yapma biçimlerine kaynaklık etmiş aynı zamanda ahlaki çıkarımlar ve zıtlıklarla örülü bir estetiğin önünü açmıştır. Aydınlanmanın getirdiği akla dayalı etkiler bugün öznenin ve metnin kavranmasıyla benmerkezci bir eğilimi terk etmeye başlamıştır. Salt aklın değil tinselliğin imgelemde yeri sürrealizm ve bilinç ötesiyle meşrulaşmıştır.

Yeni olanın geçmiştekini arkada bırakan ve onu öteleyen tavrı ise sanatın kapsayıcılığında organik yapısında bozulmuş başka alanlara referans sağlayan yitik mitlere dönüşmüştür. Bütün bu gelişmeci ve dönüşümlü birikim siyasal olaylarla birlikte modern sonrası dönemleri de hazırlamıştır. Tarihsel olayların yorumunun yerini dilsel düşünme biçimi almıştır. Düşünme biçimleri sanatın imgesel taktiklerini belirlemeye başlamıştır.

Picasso, Avignon'lu Kadınlar

Kadim sanat geleneklerinin baskısından kurtulan imgeler freak, ucubik biçimler almaya ve kendini yeniden kurgulamaya başlamıştır. Vanitaslar ve ölümü çağrıştıran metaforlar Rönessanstan beri yaşamın ahlaki korkutuculuğunu önerirken freak imgeler üretilmeye ve hikâyeler postmodern anlatılara dönüşene kadar toplumsala paralel bir yol izlemeye devam etmiştir.  Kadim sanat geleneklerinin modernizmle birlikte dışavurumsal ve arkaik yanlarının özellikle Picasso’da çok sık rastlanan bir yapıya bürünmesi ile sözünü ettiğimiz ötekinin bir temsiline dönüşmüştür. Modern sanat bu yapıları ötekinin temsili olarak çok sık kullanır. Picasso’nun masklardan esinlendiği Avignonlu Kadınlar yapıtı bakış açısını kadın öznesi üzerinden değiştirmiştir. Kadınların Afrika masklarına benzer vahşiliği toplumsal durumdaki çılgınlığı ve dehşeti çağrıştırırken kadın imgesinin değişmesine ve tarihin belirlenimlerinden koparılmasına yol açmıştır. Modernizmin kadınların dişil temsili üzerine bir araştırma yapan Yıldız Cıbıroğlu kitabında prehistorik dönemlerdeki Anadolu’da kullanılan diller üzerinden yaptığı derleme alfabeden yola çıkarak ulaştığı sonuçlarda dilsel bağlantılarla kadınların anaerkil bir toplum yapısından ataerkil yapıya geçişin izlerini sürer. Bu konunun kasıtlı bir iktidar mücadelesi olduğunu, kadınların dişil varlıklar olarak üretimlerinin doğurganlıklarının sonucunda bir iktidara gereksinim duymadığını savlayarak erkek bakışının Anadolu’da nasıl etkin kılındığına dair çıkarımlar yapar. Toplumsal dönüşümlerin imgeler aracılığıyla cinsiyet üzerinden sunumu için iyi bir örnek oluşturuyor.

Sanatın merkezileşmesinde Afrika kıtasının kayıp figürleri barındırdıkları duygulanım ile bir araç konumuna gelirken merkezden çepere yayılmasıyla da doğu egzotizmi yerini doğu kimliğinin sanatsal dışavurumuna bırakmıştır.  Shrin Neshat, Ghade Amer, Mona Hatoum’un çağdaş sanat çalışmaları “öteki” bakışın güncel örnekleridir.

Toplumsalın dönüşümü Ortaçağın cadı avlarından cadı bayramı partilerinin yapıldığı eğlencenin içinde başkalaşıma girmiş ve kültürün endüstrisine hizmet etmeye başlamıştır. Hayatın iyileştirici gücü şifacıların elinden çıkıp yeni sosyal sistemlerin elinde ürünler vermeye başladı. Özellikle sinema endüstrisi kahramanlık hikâyelerinin kapitalist sisteme dayanak oluşturan bir yatıştırıcısına dönüşmüştür. Bohemin tedavi edemediğini kültür endüstrisi tedavi etmiştir.

Endüstrinin sanatın içinden yol alıp ucubeleri müzelerden içeri soktuğunda yani ölümcül ve dehşetli olanın kanonun içine girmesi gösteri dünyasının ticari referanslarının yer aldığı bir zeminde sanatın yeşermesine neden olur. Sanatın profesyonelleşmeye ve kurumsallaşmaya dönük tarafı ise bu konuya hazır argümanlar sunar.

Bu argümanları bozmaya çalışan klasik sanat yapma edimlerinin sanatın içine eklemlenememesindeki sıkıntıdan dolayı güncel sanat, hayatın içinde bienaller ve diğer kolektif duyguyla sanatın içinden hayatı karşılayan bir tavırla ilerlemeye başladı.  Bu yaraya çare olmak üzere sanatın yönünü değiştirmeye başladı. Sanatta toplum üzerinden çıkarımlar ve teknolojiyle birlikte değişen imgesel bakış doğrultusunda sanat yapma biçiminin artık güzele ve yüce olana ihtiyacı yoktur. Çağdaş estetik bu kavramlarla sanat yapma biçimlerine çeşitlilik yaratmıştır. Estetik bakışla ise bu konu çok disiplinli bir bakışla düşünme biçimlerinin her yönüne sirayet ettiğinden bugünkü yorumların çok katmanlılığından söz ediliyor… Pier Manzoni’nin “sanatçının b*ku” adlı çalışması ortaya bırakılan müphem, sistem karşıtı ve oluşan paradigmayı sanatın içinde uçuculaştıran bir etkiye sokar. İğrençlik zaten hayatın içinden kendi bedenimizden çıkan dışkının bir göstergeye dönüşmesiyle yabancılaşmış, imgenin yapı bozumuna uğramıştır. Güncel kanonda artık o bir referanstır. Güncel sanat ve sergi gezme o referanslarla ilerlediğinde güncel sanatta sanatçının ölümü yaşanmış nesneleşmiş hayatın içine girmiştir. Halesi yıkılmıştır. Sergi gezme deneyime dönüşmüştür.

Ghade Amer, No Romance

Güncel sanatın hayatın içinden çıkan tarafı ve teknolojik kolaylığı sayesinde sanatçıya deneysel olanaklar sunarken bir ideale ve çare bulmaya yarayan tarafı sanatın kendi içinden çıkmasına ve aşırı yoruma neden olmuştur. Sanatın sosyal olgularla kurduğu ilişkinin sıklığı sanattan beklenen faydayı farklı yöne kaydırdı. Sanatçıların beklediği sanat yapmak ise bu günümüz koşullarında profesyonelleşmekten ve kendine kurduğun hayat vizyonuyla sağlanıyor. Aslında postmodern algıda kullanılan araçlar video, enstalasyon vs’de olsa sanatçının özelinde konu modern bir işleyişle yine sanatçının kendini var edebilme sürecine saplı kalıyor. Terry Eaglton’un “Postmodernizmin Yanılgıları” kitabında derinlemesine incelediği gibi Yersiz Yurtsuz yaşamanın pratikte bir geçerliliği yok; bunu ancak zihinsel düşünme için ara yollar sunar. Gündelik hayat ise paradoksal ve sisteme bağlı devam eder.  Sanatçı ve izleyici göz açısından yorum katmanları bu yaşamın içinde kendine yer arar ve imgelemi çoğaltır. İmgelem teknolojik bakışın yani makinenin içinden düşünmeye devam eder. Görsel kültür ise eleştirel dayanaklar için veri sağlar. Eleştirinin neliğini ve niteliği teknolojinin gösterdiği paradokslarla ilerleyen bir yön taşır.

 

Postmodernin içinden yürüyen sanat belleğini yaratmaya çoktan başladı. Evrensel ideallerle toplanan kültür bugün dijital olanaklarla tekrar üretime bağlanıyor.  Dijital olanın kaygan zemini ve metaryel birikiminin çokluğu özümsenmeyen bir çöplüğün habercisi mi şimdiden kestirmek zor görünüyor. Kaydetmeye zorunlu görsel hafıza zamanın akışkanlığı içerisinde sanatsal karşılıklarını bulurken öznenin bu etkileşimi benimseyip benimsemeyeceği ise yine üretimlerdeki yorumla açığa çıkabilir.

Share Button

Yorumlara kapalıdır