Hakan Erol: Leylim Leylim

Share Button

Ahmet Arif, Leylim Ley

 

21 Nisan 1927 yılında doğmuştur şair ve gazeteci Ahmed Arif. İlkokulu Siverek’te bitirir. Ortaokul için Urfa’ya yerleşir ve burada ilk kez şiirle tanışır. Bu dönemde en sevdiği şair Faruk Nafiz’dir. Liseyi Afyon Lisesi’nde okur. Burada kendini geliştirme imkanı sağlar. Bu dönemi kendisi şöyle özetler: “Edebiyat Hocamız Gündüz Akıncı idi. Gündüz Akıncı büyük bir şanstı bizim için. Akıncı, ders kitaplarından çok roman okuturdu bize. Lisede ben (…)Dostoyevski’yi, Tolstoy’u, Flaubert’i, özellikle de Emile Zola’yı okudum hep(…)roman okuyanlar mutlaka özet çıkarırdı.” Lisede kendini geliştirdikten sonra sevdiği şairler artmıştır. Behçet Necatigil, Cahit Külebi, Ahmet Hamdi ve Nazım Hikmet bunlardan başlıcalarıdır. Üniversite yıllarında da sürekli bir gelişim halinde olmuştur Arif. Ankara Üniversitesi DTCF Felsefe Bölümünde okumuştur.

1940 yılında “Seçme Şiirler Demeti” adlı dergide Neyzen Tevfik’in şiiriyle aynı sayfada basılır şiiri. Yoksul bir hayat sürmüştür ömrü boyunca Arif. Ancak mücadeleden, eşitlikten ve daha iyi bir dünya özleminden hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Umudu diri tutan eşsiz bir şairdir. Kavgasını, sevdasıyla beraber yürütmüştür. Şiirlerini topladığı tek kitabı olan “Hasretinden Prangalar Eskittim”* Türkiye’de en çok basılan kitaplar arasında yerini almıştır.

Ahmet Arif

 

Ahmed Arif, hayatı boyunca tek bir kadını sevmiştir. Sevmeyi, aşkı, sevda kokusunu ve özlemini en iyi kim anlatır diye sorsak, sanırım Ahmed Arif, en üst sırada yerini alır. Sevdiği tek kadın olan Leyla Erbil’e yıllarca bıkmadan, usanmadan mektuplar yazmıştır. Leyla Erbil, bir başkasıyla evlendiğinde dahi onu mektuplara boğmuştur Arif.

 

Leyla Erbil

 

İşte tüm bu mektupları yıllarca özenli bir şekilde saklayıp -birçok kâğıdın sararmasına rağmen- ilk günkü gibi korumaya çalışan Leyla Erbil, tüm bu mektupları “Leylim Leylim” ismiyle kitaplaştırmıştır. Kitap, Ahmed Arif’in sürgün günlerini, yaşadığı siyasi baskıyı, içsel dünyasını ve aşkını olabildiğince çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Kitap, Arif’in, Leyla Erbil’e ilk kez yazdığı 1954 yılındaki “Leyla, Zalım Leyla!” mektubuyla başlıyor. 1954-59 arasında yazılan mektuplarla yine aynı şekilde devam ediyor. 77’de son ve tek bir mektup ile de son buluyor.

Arif, şiirlerine hep namusu gözüyle bakmıştır. Şiirlerini dostları haricinde kimseye okumamıştır. Yazdığı şiirlerin çok büyük bir kısmını, Leyla Erbil’e, düşlediği tek kadına yazdığı çok açıktır. Şiirlerinde muazzam bir betimleme vardır. Mektuplarında bu şiirlerden örnekler de vermiştir. Yazdığı mektupların dili ise oldukça açıktır. Kızdığında, küfretmekten çekinmemiştir Arif. Yalansız, iftirasız, dürüst bir yaşam istemiştir hayatı boyunca.

Erbil’in, Ahmed Arif’e gönderdiği mektuplar kayıptır. Bu yüzden Leylim Leylim’de tek tarafın, yani Ahmed Arif’in yazdığı mektuplar bulunur. Yazılanlarda, ince bir nakış olduğu bellidir. Yüreğindekileri, satırlara serpiştirmiştir Arif: “Düşünüyorsun ha. Acaba seni benden başka seven oldu mu? Sevmek kelimesini soy, çırılçıplak karşına al da öyle düşün.”

Kavgasını son anına kadar sürdüren Arif, zalimlere, hayınlara, egemenlere en zor şartlar altında dahi boyun eğmemiştir. Ancak Leyla Erbil’e karşı direnmez, sevdasına boyun eğer: “Ben ki değil yalvarmak, kimselere rica bile etmedim. Bak, sana nasıl yalvarıyorum. Bu, senin, hiçbir peygambere, hiçbir kahramana kısmet olmayan büyüklüğünden… Güzelliğinden… Kutlu ve saygıya layık oluşundandır.”

Araya hep mesafeler girmiştir. Erbil’i, gerek maddi koşullardan, gerek sürgünde oluşundan, gerekse siyasi baskılardan dolayı çok uzun süreler göremez Arif. Özlemini, cümlelere dökmüştür: “Seni tanımak, seni bir kerecik bile görmek, milyarla yıl yaşamaktan daha dolu, daha hızlı ve daha değerlidir.’’ ve eklemiştir: ’’Özlemin ağzına kilit vurmak da zor.”

Bir başka mektubunda da özlem, buram buram kokmakta, hava ağırlaşmaktadır: “En iyisi sana imdat etmektir. Özlemektir seni, geberesiye. Ses etmektir, haykırmak “Leyla!” bir tenha saatte geceler yarı. Ömrümüz çelimsiz, kısa. Çabamız korkunç ama.”

İnsan sevdiği zaman başka bir şey düşünemez duruma gelir. Onsuz hayat bir türlü akmaz. Ahmed Arif, bunun en güzel örneğini yaşamıştır. Yine cümlelere bütün içtenliğiyle aktarmıştır: “İnsan aklını bir şeye verdi mi kurtulamıyor ondan. Daima düşünmekle ve daima da aynı şeyi düşünmekle insan aşkın bir fikri-işgal olduğunu kabul ediyor.Ulan ne var sende be? Yeni bir tedavi şekli mi buldum yoksa? Her ne hal ise, seni düşünmek iyi geliyor bana.”

Erbil’in kendisine mektup yazmamasına içerleyen Arif, sitemini yine mektubuyla Erbil’e aktarıyor: “Yahu bana yazmağa, hasta mı, ölü müyüm, hâlimi sormağa tenezzül etmeyen veya üşenen bir kimse, ne hak ve cesaretle hâlâ arkadaşlarımla, sevdiklerimle oturup beni konuşur? Bu tek taraflı hürriyet hangi din, hangi mezhep, hangi cihanda varmış? Yani bu değerli kimseyi tanımakla pişman mı olayım?”

Uzun süre görüşememek ve bunun sonucunda bazı hisleri, fiziksel görünüşü, hatıraları yitirmek, Arif için mümkün değildir: “Hatırlıyor musun, yüzünü aklımda tutamıycam diye korktuğumu söylemiştim bir kere. Halbuki nasıl yanılmışım! Hasta hafızama çakılmışsın adeta.”

Yoksullukla, eşitsiz düzenle kavgası hep sürmüştür Arif’in. Hayatta paradan çok daha önemli şeylerin olduğunu “Şükür, namus ve haysiyet duygumu yitirmedim. Açlıktan ölmenin de bir şeref olduğu anlar vardır.” Sözleriyle dile getirir ve Beethoven hakkındaki görüşlerini tek cümleyle özetler: “Açlıktan ölen bir müzik peygamberi.”

Erbil’le her duygusunu bölüşmenin arzusunu duyumsar Arif: “Bensiz üzülmene dayanamayacak kadar da egoistim. Şuyum, buyum her neyse ama ne duyarsan –sana nefretten gayrı- beraber duyuyorum senlen, bil bunu.”

Arif, yazma uğraşını, edebiyatla haşır neşir olmasını ise edebiyattan anlamayan kimselerin, edebiyata hâkim olmasına bağlıyor  ve bu tahakkümden kurtulmak gerektiğini şu sözlerle ifade ediyor: “Bu  memlekette, edebiyat adıyla yenen bokların, işlenen fikir cinayetlerinin hesabını mutlaka sorucaz. Sormak, sormağa yeti kazanmak için de yazmak gerek.”

Kitap enfes bir şekilde aşk kokuyor. Okuyanı, sevda ateşiyle kavuruyor. Şarap tadı gibi ağızda oluşan hisle bir baş dönmesi yaratıyor. Her bir cümle birbiriyle sevişircesine adeta. Mektuplarda iki farklı cümle beni çok etkilemiştir. Bu iki cümlenin, her okuyanda ayrı bir yer oluşturacağına eminim: “Yüzünü, sesini bir özledim ki sorma. En çok da burnunu. Şaka değil. Nezleysen bir kağıda silin de gönder ben de olayım. Hasretim soğuklara, belalarına…”

Diğer cümle ise: “Canım Benim, Bilir misin, “canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.”

208 sayfadan oluşan  kitapta, yazım hataları, içtenliğe karışılmadan, olduğu gibi bırakılmıştır. Ahmed Arif’in en önemli özelliklerinden biri de, mektubun her yerini kullanmasıdır. Kâğıtta en ufak bir boşluk kalmamacasına karalar, cümlelerini aktarır.

Hayatını, halkına ve davasına adamış, sevmek kelimesine can vermiş ve gerek siyasi, gerek aşk davasında bedeller ödemiş ve bundan hiç pişman olmamış büyük şair Ahmed Arif’e saygıyla…

Son sözü onun bir şiirine bırakalım. Leyla Erbil için yazdığı…

    (…)

    Dört yanım puşt zulası,

    Dost yüzlü,

    Dost gülücüklü

    Cıgaramdan yanar.

    Alnım öperler,

    Suskun, hayın, çıyansı.

    Dört yanım puşt zulası,

    Dönerim dönerim çıkmaz.

    En leylim  gecede ölesim tutmuş,

    Etme gel,

    Ay karanlık…

Hasretinden Prangalar Eskittim

 

*Ahmed Arif, kitabın ismini nasıl koyduğunu ve değiştirdiğini şu şekilde anlatıyor: “Şunu da söyleyeyim, başlangıçta ‘eskittim’ değildi, ‘çürüttüm’dü o sözcük. Yani ‘Hasretinden Prangalar Çürüttüm’. Fakat ‘çürüttüm’ sözcüğünü sevmedim. Her ne kadar doğrusu ‘çürüttüm’ de olsa sevemedim. Bir de bu sözcükte üç tane ‘ü’ geliyor ya arka arkaya, kulağımı tırmaladı. İç kulağımı, yani gönlümü tırmaladı. Her şairin bir de yüreğinde kulağı vardır. Onu tırmaladı işte. Müzik ve anlam bakımından daha güçsüz buldum. O nedenle ‘eskittim’ dedim.”

Share Button
Hakan EROL

Hakkında Hakan EROL

92 yılında İstanbul’da doğdu.Kırklareli Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Müjdat Gezen Sanat Okulu Yaratıcı Yazarlık Bölümünde bir süre okudu. Yazarkafa, Ayı gibi dergilerde Duvar ve Gündemedirne gibi gazetelerde edebiyat üzerine yazıları yayımlanan Hakan Erol, uzun süredir düzenli olarak soL Haber Portalı’nda Serbest Kürsü’de yazmakta. Şimdilerde ise polisiye bir roman üzerinde çalışmakta…

Yorumlara kapalıdır