Haluk Öner: Humourdan Öte İroni: Cemal Süreya Şiiri

Share Button

Cemal Süreya

 

Çok şükür büyük şair değilim

Ama bir sır söyleyeyim mi kulağına:

Cins şairim ben

Çıkar giderim

Nişancı bir şairim

Gözünden haklarım imgeyi

 

1950’li yıllar Türkiye’sinde yaşanan sosyolojik ve siyasal değişimler karşılığını sanatta da bulmuş, edebiyatta yeni anlatım biçimlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Birey vurgusu, yabancılaşma teması ve varoluşçu yaklaşımların ön planda tutulduğu bu dönemde “Aylak Adam” ve “Tutunamayanlar”ın başlayan değişimin roman türündeki öncü metinlerinden olduğu gözlenebilir. 1950’li yıllarda şiirde yaşanan değişimin başlama tarihi daha önceve gelişme hızı daha çabuktur. Bireyin bölünmüşlüğü, varlığı, yaşam karşısındaki duruşu; Modernizm, Varoluşçuluk, gibi birbirlerinin nedeni ve sonucu olarak görülebilecek kavramların şiir dünyasında daha erken ve çok yönlü karşılık bulduğu görülebilir. Şiirdeki değişimin diğer önemli noktası tür sorunları üzerinden de yenilik getirilmesidir. Ziya Osman ve Behçet Necatigil’in öncüsü olduğu ‘küçük insan’ tipi, Garipçilerin gelenekten kopan, insanı kavrama biçimini değiştiren şiir anlayışı; soyut, imgeci, söylem üzerine yoğunlaşan İkinci Yeni şiiri, geleneği ve insanı farklı konumlandıran 1980 Kuşağı şairleri sosyolojik değişimi, şiirin yapısına uygun dönüşümlerle (açık ve anlaşılır bir anlatımdan uzak şiirin yapısına uygun imalı değişimlerle) belgelemişlerdir.

İkinci Yeni, Türk şiirindeki değişim sürecinin kırılma noktalarındandır. İkinci Yenicilerin bu denli önemli bir konumlandırmayla edebiyat tarihinde yer edinme nedenlerini söylem, imge, soyut anlayış gibi şiir dünyasını ilgilendiren anahtar sözcüklerle temellendirebiliriz. Yanı sıra şiir, sosyolojik değişimin yansıma bulduğu bir fon olarak düşünüldüğünde İkinci Yenicilerin insanı anlama ve anlatma biçimlerinin birey merkezli, Modernizm etkisinde bir anlayışla değişen insanın, dönüşüm yaşayan toplumun imgeci sözcüleri olduğu görülür.

Gülen Gözlerin, Türkan Şoray

 

Cemal Süreya yaşamın ve şiirin değiştiği dönemin önemli aktörlerinden biridir. Onun şiirini anlama yolunda cinsellik, imge, soyutlama, toplumsal kaygı, iç ses, metinlerarası ilişkiler, aşk, tarih, İkinci Yeni temsiliyeti, özgünlük gibi pek çok anahtar sözcük ve kavram yardımcı olabilir. Cemal Süreya şiirinde bütün kavram, söylem, duygu ve vurguların biraradalığını sağlayan önemli harçlardandır, ironi ve humour. Cemal Süreya şiirinde humour ve ironinin yerini belirlemeden önce bu kavramların anlamlarına ve şiirde ele alınış biçimlerine değinmek gerekir.

Türkçede mizah sözcüğü ile karşılanan humour, İngilizcede, güldürü, espri, şaka, mizaç, huy, ruh hali, keyif, neşe, salgı gibi anlamları taşır. Sözcüğün içerdiği bu anlamlar, aslında mizahın oluşumu hakkında ortaya atılan teorilerin de özeti gibidir. Bergson da “yinelenmeye gelmeyecek kadar canlı olan yaşamdaki yineleme ve tam benzerliklerin mekanikliğe, bu mekanikliğin de komiğe yol açtığından söz eder”[1] (Süreya 2000: 195) Bu belirleme, humouru da basit bir kahkahadan ya da durum komedisinden ayırır. Cemal Süreya Humour’u sözlük tanımının ötesinde algıladığını belirtir: “Ben humor’u burada kaba güldürü ya da kara eğleni karşılığı olarak almıyorum… Sanat yapıtındaki ince, seçkin espri benim demek istediğim.” [2]

Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme”anlamıyla karşılanan “ironi” sözcüğü ise yanlış bir algıyla “gülmece” ile aynı anlamda kabul edilir. “Düşündüğünü alay maksadıyla ve alay olduğunu belli edecek şekilde, tersine bir ifade ile anlatma” şeklinde de tanımlanan ironi, hem birifade özgürlüğü getirir hem de bir tavrı, eleştiriyi ortaya koyar.

Farklı bir yaklaşım ironiyi kastedilenin tersini söyleme, neden ve sonuç arasında aykırılık oluşturma, mizahî bir anlatımla alayetme, olması gerekenden farklı bir sonuç yaratma, diyalogda ve tartışmada bilmez dengelme şeklinde tanımlar.

Cemal Süreya

 

İroni, gerçekle algı arasındaki farklılık ve çatışmayı gösteren dil unsurudur. Bu durumda ironik dil yazılanla kastedilen arasındaki karşıtlığın dilidir demek yanlış olmaz. humourda bu karşıtlık daha kolay anlaşılırken ironideki dil, karşıtlığın anlaşılmasını biraz daha zorlar. İronik tavır, eleştiren ile eleştirilen arasındakimesafenin kalktığı, zaman zaman eleştirenin canının daha çok acıdığıbir durumdur. Oysa humourda eleştiren, kendisini ya üstün gördüğü ya kendisinin eleştirilen ile aynı duruma düşmeyeceğinden emin olmanın verdiği tatmin ile psikolojik bir rahatlama içinegirdiği veya eleştirdiği kişi/duruma karşı bastırılmış hislerini açığa vurduğu için mesafeyi korur. Humouru veya hicvi yapan daimaeleştirdiği kişi/durumdan üstündür. İronide ise, ironist, eleştirdiği duruma zaman zaman yabancılaşarak dışarıdan bakabilir, kendi durumuyla empati kurabilir. Bu hâliyle ironi, ‘parodi’ye dönüşebilir. İronist, zekice ve belli etmeden –hattâ anlaşılmadan- ironi yapabilir; bu hâliyle ironik metinlerin içe kapanıklığı su götürmez. Bu metinlerin sanat değerleri humouru kullanan metinlerden daha sağlamdır yargısı da yanlış olmaz.[3]

Cemal Süreya da ironin söylemde ortaya çıkardığı inceliğe sanatsal düşüncede gelişmişlik ve yeterlik açısından bakar: “İroninin var olması için bir sanatta düşünce ortamının bulunması yetmez, oortamın belli bir gelişme düzeyine varması, zenginleşmiş, her türlü çağrışım örgüsünükurmuş olması da gerekir… İroniye şiirin belli bir gelişim düzeyinden sonrarastlanabildiği de bir gerçek.”[4]

İronik söylemin üzerindeki gücünün de farkında olan Cemal Süreya ironiyi, -yerlilik, cinsellik, toplumsal kaygıları dile getirme, aşk, Tarih, metinlerarasılık gibi unsurlarla örülü- şiirindeki birleştirici unsurlardan biri olarak kullanır. Hangi temayı anlatırsa anlatsın söyleminin merkezine yerleştirdiği ironi, Cemal Süreya dilini yaratan öncelikli unsurlardandır.

Doğulu İronisi:

Yaşamı anlatma biçiminde humour ile ironi arasındaki bu fark dolaylı yollardan Doğu ile Batı arasındaki farka benzer. Bu nedenle Humourun Doğu,  ironinin Batı toplumlarını temsil ettiği düşüncesi olağan karşılanmalıdır. Cemal Süreya Doğulu kimliği ile ironiyi tercih ettiği için özgündür. Terazi Türküsü şiirindeki:

Dostum Mahmut. Gül Çayevi. Yazın / Akılda kalmıyor adresin uzun/ Doldur doldur Allahı seversen / Anası satılsın burjuvazinin.[5] dizeleri Cemal Süreya’nın söylemini ‘kent’teki yerel yaşam biçimlerinin oluşturduğu yapıdan aldığını dolayısıyla Doğulu bir bakış açısı olduğunu gösterir niteliktedir.

ca

Cinsellik ve Aşk:

Cemal Süreya şiirindeki ana unsurlardan “cinsellik”ve “aşk” anne, eş, sevgili bedeninde (bazen kimliklerinde) kadın’ın varlığı ile vücut bulur.  Bu beden veya kimlik üzerinden yürüyen şiirlerde ironik dilin kadının özgürlük, cinsel doyum, sığınak gibi temsiliyetlerle anlatıldığı görülür:

Yoksuluz gecelerimiz çok kısa / Dörtnala sevişmek lâzım” (s.11)

Ama kadınlar, Tanrım/Öyle sevdim ki onları,/ Gelecek sefer/ Dünyaya/ kadın olarak gelirsem/ Eşcinsel olurum (s.208)

Güzin utanmak gerektiğini ileri sürüyor/Boyuna ileri sürüyor, gözleri mavi/Güzinciğim ufak bir kadın bir öpüşlük canı var/Hakkın var diyorum utanıyorum (Şiir s.14) dizeleri Cemal Süreya’nın cinsellik ve aşkı sevgili ekseninde ironik bir dille anlattığı örneklerdendir.

Toplumsallık:

Cemal Süreya, şiirlerinde dolaylı olarak yer alan toplumsallığı[6]çoğu zaman tarihsel arka planıyla ya da hiciv yaparken kullanır. Şairin dolaylı olarak kullandığını söylediği toplumsallık, onun şiirinde bireyin yaşam alanlarına bütün olarak bakışının bir parçası olarak da okunabilir. Böylece toplumsallığın onun şiirindeki konumu veya dolaylı ele alınma sebebi açıklanabilir. Çünkü toplumsal eleştiri yaparken de yazdığı eleştirel dizelerin söyleminde de birey ya da bireyin bakış açısı vardır. İronik dil Cemal Süreya’nın toplumcu dizelerindeki özgünlüğü belirginleştirir. “Onlar İçin Minibüs Şarkısı” şiirinde eleştirdiği zümre için çizdiği manzara bunun kanıtı gibidir:

c

 

Patatesin ağaçtan mı koparıldığını tartışacak kadar naiftirler de / Hakçası bilmedikleri yoktur, bütün balık adlarını bilirler bir kere, / Lunapark beğenisiyle düzenlenmiştir yatak odaları… / Ulusçudurlar bunun kanıtı olarak viskiyi kâseyle içerler… (s.130)

Tarih:

Cemal Süreya tarihe mekânların, portrelerin gözünden bakar. ‘Değişme’nin görünür olabilmesi için de tarihe ihtiyaç vardır. Tarihi mekânlar onun şiirlerinde kimi zaman “” şiirindeki gibi geçmiş ile şimdinin buluştuğu ve kadın bedeniyle benzeştiği metafora dönüşür:

Önü/ Kapalıçarşı/ Arkası/ Mısır çarşısı (s.152)

Kimi zaman “Burkulmuş Altın Hali Güneşin” şiirindeki gibi zihniyet değişiminin görünür hale geldiği bir fotoğrafa dönüşür:

Ve Galata Kulesi (1524 yılında Bizanslılar zamanında şapkası uçmuştu, 1967’de Tükler tarafından sünnet edildi…

Metinlerarasılık:

Cemal Süreya’nın metinlerarasılık yaklaşımı ironik söylemin verdiği güçle bir karnavala dönüşür. Onun metinlere yaptığı göndermeler ironi paydasında birleştiği için söylem veya anlatım tekniği olarak değil geleneğe (halk kültürü, atasözleri vb.), tarihe, kavramlara, sanatçılara, kente, topluma bakışındaki şairane, alaylı ve alaycı duruşa işaret eder.

Arslan Heykelleri” şiirindeki:

“Bir senin gözlerin var zaten daha yok/ Ya bu başını alıp gidiş boynundaki/ Modigliani oğlu Modigliani” (s. 31)

Karacaoğlan” şiirindeki:

Yaş otuz beş dantel gibi ortasından/ Sessizce yırtılmış temiz yüzlü hacılar (s.207)

Dizeleri metinlerarasılığın bir yöntem olarak değil ironik söylemle güçlenen anlatım tercihi olduğuna birer örnektir.

İkinci Yeni Temsiliyeti ve İroni:

Şair, herkesin kullandığı bir dil yığınından yepyeni bir dil yaratmak zorundadır. Bunun için didinir, sözcükleri asıl anlam köklerinden kopartır, onlara başka anlamlar katar, sessel değerlerinden, hatta biçimlerinden yararlanarak değişik anlam ve çağrışımlar uyandırmaya çalışır, söylediklerini, daha etkili kılmak için söz diziminin sırasını değiştirir.”[7] Alaattin Karaca’nın İkinci Yeni’nin dil ve söylemi üzerine yaptığı tespitler Cemal Süreya’nın –onun dil anlayışını da ortaya koyduğu için- neden İkinci Yeni şairi olduğunun cevaplarından biridir de. Süreya’nın kullandığı alışılmamış bağdaştırmalar, dil sapmaları, İkinci Yeni şiirinin de belirgin özelliklerindendir. İkinci Yeni şairleri gibi Cemal Süreya da kelime tercihlerinde, şiir dilini farklılaştırırken ironiden yararlanır. Dolayısıyla ironi onu İkinci Yeni poetikasıyla birleştiren bir unsur olarak da görülebilir. “Göçebe” ve “Ortadoğu” şiirlerindeki alışılmamış bağdaştırmalar ironi ve İkinci Yeni temsiliyetinin örnekleridir:

Jandarma daima nesirde kalacaktır / Eşkıyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine  (s. 61),

Bunun için etoburdur petrol / Bunun için öfkelidir özsu (s. 107)

İkinci Yeniden Ayrılan Yönü ve İroni:

Cemal Süreya’nın ironisi onu İkinci Yeni şairlerinden iki yönüyle ayırır. Birincisi İkinci Yeni poetikasına uygun bir dil kullanmasına rağmen onu özgün yapması, ikincisi bazı şiirlerinde İlhan Berk’in dillendirdiği“ İkinci Yeni konuşma diline karşıdır.”[8] ilkesininaksine gündelik dili şiireironiyle yerleştirmiş olmasıdır. “Güzelleme” şiirinde olduğu gibi:

Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların/Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur/ Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü/ Bak bu sensin çocuğum enine boyuna/…/ Bak bende yalan yok vallahi billahi/ Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur” (s. 16)

Modigliani, Jeanne Hebuterne with Hat and Necklace,1917

Kriz Yaşamadan Dönüşüm, Değişim ve İroni:

Enis Batur, “Cemal Süreya, İkinci Yeni şairi olarak anılan şiir hareketi içerisinde imge (imaj) duyarlığıyla diğer şairlerden ayrılır. O, imge (imaj) çatısını dağıtmadan aktüel konularda açık seçik söz kurmuştur. Aynı zamanda imgeleri (imaj) kullanışındaki geometrik çizgiyle onlardan ayrılır.[9] sözleriyle onun soyut anlatım biçimini tercih etmesi yönüyle özgünlüğüne vurgu yapar. Cemal Süreya’nın soyut anlatım biçimini tercih etmesiyle humourdan çok ironiyi kullanması arasında da bir bağ vardır. İmgeci ve soyut şiir tercihinin aktüel konularla birleştirilmesinde ironik dilinin büyük katkısı vardır. Cemal Süreya’nın içeriği değişmesine rağmen şiirinin değişmemesinin en önemli nedenlerinden biri ironik söylemidir.  1954 yılında yazdığı “Şu da Var” şiirindeki ironik söylemle:

“Bir de sen koynumda yatıyorsun/Güzelsin güzelliğin mutlak amenna/ Kızlığın masanın üstünde/ Kocana saklıyorsun/ Oysa koca da benim kollarım var/ Soy bir portakal yedir bana dilim dilim / Ben Uzun minareliyimdir doğma büyüme / Ne yapıp yapıp denizi görmek isterim (s.29)

1988 yılında “Sıcak Nal” kitabında ye alan “Kısa Türkiye Tarihi” şiirlerindeki dil arasında fark yoktur:

“O yıllarda ülkemizde / Çeşitli hükümlerle / Yetmiş iki dilden/ İkisi yasaklanmıştı. / İkincisi Türkçe Bu nasıl iştir!” (s.222)

Bu şiirler arasında içerik farklılığı net olarak görülse de şiir dilinin değişmediği fark edilebilir.Cemal Süreya’nın değişimlerini keskin dönüşler, kırılma noktaları gibi kriz anına dönüştürmeyen öncelikli nedenlerden birinin şiir kronolojisinde değişmeyen ironik dil olduğu söylenebilir.Cemal Süreya şiire dâhil ettiği her şeyi anlatmak için aracı olarak kullanır, ironiyi.

Cemal Süreya’nın flanör, aylak, kaygısız ya da gamlara alıştığı için artık umursamaz görünen duruşunda da ironinin payı vardır. Bu pay onu dili, duruşu, söylemi, yaşam tarzı vb. unsurlarla, bütünüyle şair yapar.

Sonuç:

Cemal Süreya şiirindeki ironi, onu popüler kültürün bir figürü haline de dönüştürmüştür. Popüler kültürün algı düzeyi, bu ironiyi bütünüyle anlamasa da sezgi yoluyla, kendini ifade etmenin bir aracı olarak görmüştür. Bu nedenle Cemal Süreya şiirinde ironi için humourdan öte tanımlamasının kullanımı da anlamlıdır. “dünyaya kadın olarak gelirsem, / eşçinsel olurum” dizelerindeki erkek ideolojik söylem ve bu söylemin ardındaki ironi sezgi yoluyla da bir algı oluşturacak kadar güçlüdür.

Cemal Süreya şiirinde ironinin bu denli önemli bir yere sahip olmasını şairin tercihi kadar şairane yaşam biçiminin ve ruh halinin yansımalarına bağlamak yerinde olacaktır.

KAYNAKÇA

BATUR, Enis Batur, Yazının Ucu, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1993

BERK, İlhan, Şairin Toprağı, Simavi Yayınları İstanbul 1992

BEZİRCİ, Asım, (Halis Acarı takma adıyla), ÜvercinkaDedi ki”, Pazar Postası, 20 Nisan 1958.

DABAĞ, Sevim, Gezindim Boş Odalarda, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2011

DOĞAN, Mehmet, Cemal Süreya’nın Şiiri Yapı, TemaVe Anlatım, Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara 2007

ERGÜL, Mehmet Selim,CemalSüreyaŞiirinde Bedenin Yazınsallaşması, Bilkent Üniversitesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi ,Ankara 2003

FEDAİ, Özlem, “Garip Ve İkinci Yeni Şiirinde Bir Kaynak Olarak Humour Ve İroni” TurkishStudies International PeriodicalFortheLanguages, LiteratureandHistory of TurkishorTurkicVolume 4 /1-I Winter 2009

Henry BERGSON, Gülme, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2006

İLHAN,  Attila,  İkinci Yeni, Savaşı, Yazko Yayınları, İstanbul 1993

İLHAN, Nilüfer, Cemal Süreya, Hayatı, Edebi Fikirleri ve Şiiri, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler EnstitüsüNilüfer İLHAN Yayımlanmamış Doktora Tezi, Erzurum 2010

KARACA, Alaattin,  İkinci Yeni Poetikası, Hece Yayınları, Ankara 2010

SÜREYA, Cemal, Sevda Sözleri, Yapı Kredi yayınları, İstanbul 2014

 

SÜREYA, Cemal, Toplu Yazılar I, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2000

Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2003,



[1]Cemal Süreya, Toplu Yazılar I, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2000, s.195

[2]Henry Bergson, Gülme, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2006, s.24

[3]Özlem Fedai, “Garip Ve İkinci Yeni Şiirinde Bir Kaynak Olarak Humour Ve İroni”TurkishStudies International PeriodicalFortheLanguages, LiteratureandHistory of TurkishorTurkicVolume 4 /1-I Winter 2009 s.1001

[4]Cemal Süreya, Toplu Yazılar I, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2000, s. 139

[5] Cemal Süreya, Sevda Sözleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2014, s. 52 (yazıdaki diğer alıntılar bu baskıya aittir.)

[6]Asım Bezirci’nin Halis Acarı adıyla yaptığı söyleşide bu düşüncesini belirtmiştir: Halis Acarı, ÜvercinkaDedi ki”, Pazar Postası, 20 Nisan 1958.

[7]Alaattin Karaca, İkinci Yeni Poetikası, Hece Yayınları, Ankara 2010,  s.201

[8]İlhan Berk, Şairin Toprağı, Simavi Yayınları İstanbul 1992, s.95

[9]Enis Batur, Yazının Ucu, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1993, s.84

Share Button

Yorumlara kapalıdır