Derviş Ergün: Rıza İmalatı

Share Button

2
Mistik düşüncelerin doğruluğunda, Çin, Türk, Arap, Hint medeniyetlerinde ilerleme daha çok kültür alanındadır. Üretim kültür anlayışına göre şekillenir. Modern topluma geçilmesi, devlet denilen kurumun inşası, hukuk ve ona bağlı cumhuriyetin doğuşu ve demokrasinin çalıştırılması, üst üste, alt, alta harman olmuş yüzlerce topluluğu barındıran Avrupa bölgesinde şans bulur. Sosyal dokunun karmaşıklığı ve derinliği, var olma çelişkisini tetikleyen ana unsur olarak safları daha belirgin hale getirir. “Alta kalanın canı cıksın” misali saldırgan rekabet, ana karayı daha sonra deniz aşırı bölgeleri doğal sömürü alanına dönüştürür. Sömürü bölgelerinden akan artı değer, ana karada birikmeye başladığında, içerde paylaşımın doğru dürüst yapılabilmesi ve sömürünün selameti açısından demokrasi ve hukuk çalıştırılabilmelidir. Örneğin, özgürlük fermanı (Magna Carta) olarak bilinen belge, İngiltere kralının yetkilerini kısıtlayan anlaşmadır. Sonuçta yeni burjuva bir hukuk zaferi elde etmiştir. Hak etmenin memnuniyeti ve başarısı örgütlenmeyi, ortaçağ zihniyetine karşı mücadele etmeyi öğretmiştir Avrupa insanına ve böylece Rönesans gerçekleşir. Sosyal uyanış ve insanın keşfi, arkasından gelen aydınlanma, bilimin özgürleşmesi, sanayileşme ve kapitalizmin doğuşu, sınıf mücadelesi, modernizm derken 20. yüzyıla gelindi. İçte “modern” kavramı etrafında biçimlenen gelişmişlik, dışta “batı medeniyeti” olarak sömürge olarak dünyayı yeniden biçimlemek mümkündü. Ancak bu proje için iki savaş yeterli olmadı.

1(1)
Savaş sonrası kapitalizm, emperyalist özelliğini devam ettirmek için 1950’li yıllardan itibaren post modern politikaları devreye aldı. İlk çıkış yıllarında “globelleşme” küreselleşme kavramı çok ciciydi ısıtıyordu soğuk ortamı. Küreselleşmenin nimetleri liboş, işbirlikçi, sözde solcu, entel, dantel gibi kişiler tarafından Allahın bir lütfu gibi anlatılıyordu tüm dünyaya. Etnik milliyetçilik, mezhep temelinde inanç, travesti, homoseksüel, marjinal guruplar, anarşistler, çıkar gurupları, vb. demokratik yönetim kültürün birer ana unsuru olarak gösterildi. Demokrasi ve insan hakları liberal politikalara göre yeniden tarif edilmeliydi. Ulus devlet ve cumhuriyet değerleri eskimiştir, yeniden düzenlenmeli ya da tamamen bu işten kurtulmalıydı. Fırsat eşitliği, yaşama hakkı, adalet, hukukun üstünlüğü, vb. kısaca insana ve doğaya ait değerler hayata geçirilmeliydi. İlerleyen yıllarda bu telkin ve dayatmalar “uygarlık” transferi denilen yeni nesil sömürü yöntemi olduğu er geç anlaşılacaktı.

3
Ancak bu politikalar seksenli yıllardan itibaren adım adım hayata geçirildi. Bunalım atlatılınca küreselleşme küresel güce yani emperyalizme aslına döndü. Doksanlı yıllarda sosyalist blok iflas edince önü tamamen açıldı, tek adamlık başladı. İki binli yıllarda tek adam teklemeye başladı. İmdada Asya ülkeleri yetişti. Küresel ekonomiye emek yoğun mal üretimiyle destek oldu. Dördüncü evrede yani iki bin onlu yıllarda işler karıştı, Asya ülkeleri emperyalizmi büyütürken kendileri de büyümüştü. Bu gerçek ortada iken tek adamlığı sürdürmek mümkün değildi. Bu işten kurtulmak için iki bin yirmili yılları içine alan beşinci plan devreye sokuldu. Afrika ve Müslüman coğrafya etnik ve mezhep temelinde bir birine kırdırılıp boşalan alana yerleşmek ve doğrudan sömürmeye başlamak. Nasıl olsa bölgeye uygarlık ve demokrasi geliyordu! Ancak proje ölü doğdu. “Yağmurdan kaçarken doluya tutuldu.” Kuzey komşumuz sahaya indi “toplayacağın balı bensiz yiyemezsin!” diye serde olan ayılığını gösterdi.

Neş'e Erdok
Şimdi kara kara düşünüyor, acaba bir birine küs aşiretlerle, bir avuç etnikçi-bir çuval mezhepçiyle, ortadan toz olan liboşlarla bu iş kurtarılabilir mi? Sınıf mücadelesinden emekliye ayrılan, şimdi Emperyalizmle cilveleşen solcudan bir iş çıkar mı? Körler sağırlar birbirini ağırlar. Noam Chomsky, bu konuyu iki cümleyle özetliyor. “Emperyalizmin alternatifi yoktur” inancını destekleyen ve onu kurumsallaştıran seçkinler sınıfına karşı, alkış tutanlar “rıza imalatı” konusunda üretilmiş, akla hizmet edenlerdir. Dayatma ve müdahalelere karşı direnç gösterebilecek halkı, ikna etmek için görev alırlar. Bu işler ancak bu kişilerle kotarılabilir, bunlara kısaca oyun kurucu, gündem belirleyen işbirlikçi denir. Emperyalizm, kendi isteği ne ise, tüm insanlığın da isteği aynıdır düşüncesini savunur. Güç eşitsizliği, karşısında güçlüden yana tavır alan aydın, aslında kendi güçsüzlüğüne boyun eğmiştir. Keskin kavrayış yeteneğine sahip olduğu halde, aç gözlü, hırslı ve ahlak dışı eylemleri, sessizce dışarıdan izler. Göz ardı edilmiş, pusuda bekleyen adamı deşifre etmekten kaçınır ya da onların hikmetinden faydalanma yoluna gider. Batı kulübünden bağımsız hareket etme cesareti gösteremez. Küresel gücün, “Yeni Dünya düzeni” kavramı içinde yer tutmanın haklılığını savunur ve hatta bu işin militanlığını yapar. Masumiyet kirlendiğinden baskın olan güce tetikçi olmaktan hicap duymaz. Emperyalizm için o ülkenin döneği, liboşu, solcusu, sözde aydını, haini geride daha ne varsa çok önemlidir. Onlar olmadan o ülkede bir santim bile ilerleyemez. 28. 02. 2016
Derviş Ergün
dervisergun@yahoo.com

Share Button

Yorumlara kapalıdır