Ekrem Kahraman: Çağdaş İçin Bir Yol Haritası: İlahi Komedya III

Share Button

e.1

YERALTINDAN YERYÜZÜ CEHENNEMİNE: GÜNCEL KÜRESEL LUCİFERLER

İlahi Komedya hakkındaki bir yazıya neden daha baştan Gılgamış Destanı ve onun ana yurdu Ortadoğu ile kadim Mezopotamya topraklarda doğmuş dinsel insani inanışlarla, o inanışların, kültürlerin, günümüzdeki siyasi türevleri, istismara açık duran saptırılmış değerleri ve güncel Cehennem kargaşalarıyla başladığım ve bu anlatılara neden bu kadar yer ayırmış olmam sanırım anlaşılacaktır? Hani demişler: Bana yol arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. Umarım daha başından beri aslında Dante’yi ve İlahi Komedya’sını anlatmaya çalıştığımı herhalde fark etmiş sinizdir? Farkındaysanız şu sayfaya kadar bu ortak insanlık kültürü geleneği üzerinden İlahi Komedya‘nın asıl özünü anlatmaya çalıştım kendimce.

Kaldı ki bütün bu zincirleme çağsal insani, toplumsal trajediler ile aslında bunların aşılması için tarihsel olarak öne çıkan dinsel öğretileri ve ütopyaları derinden hissetmeden, anlamadan aslında ne Dante’nin kendisinin, ne de İlahi Komedya’sının gerçekten ve yeterince anlaşılamayacağının kabul edilmesi gerekir.

Zaten gerisi de bir tür lafü güzaf olmaz mı?

Çünkü Komedya, esas olarak Ortadoğu topraklarında boy vermiş kadim dinsel metinlerden referansla yazılmış bir eski Ortaçağ’dan Çıkış Manifestosu aslında. Yani Dante’nin bir tür çağsal siyasi deklarasyonu ve oradan öne taşıdığı siyasi ve kişisel özeleştirisi hatta düşmanlarını tarih karşısında cezalandırma mahkemesi kararının kayda geçirilmesi. Üstelik de kadim dinsel metinler Avesta, Tevrat, İncil, Kur‘ân vd. ile mitolojik birçok destansı anlatılarda neredeyse bire bir yer alan Cehennem, Araf ve Cennet mitleri benzer bir biçimde Komedya’da da tekrarlanıyor. Avrupa’da o dönem ta kuzey ucundaki İspanya’ya kadar yerleşik olarak yaşayan Müslümanların kültürleri ve Doğu kadim metinlerinin Batı edebiyat ve düşünce çevrelerinde dolaşımda olmalarına da bakıldığında bunun nasıl doğal bir biçimde gerçekleştiği de herhalde anlaşılacaktır?

e.2

Dante’nin yaşadığı geç Ortaçağ‘da, İtalya ile bünyesinde görece daha laik ve çağdaş yaşamlara sahip bağımsız önemli kentlerin bulunduğu Toskana bölgesi Avrupa merkezli yeni bir çağ arayışı ile ona karşı direnen Papalık Kurumu’nun iç savaş biçiminde yürüttükleri iç savaş/cehennemi algısı Komedya’nın ana izleğinde durmaktadır. Bu bağlamdan günümüzdeki Ortadoğu Cehennemi ile birçok anlamda benzerlik gösterdiğini hatta neredeyse üst üste çakıştıkları bile söylenebilir.

Türkiye coğrafi ve kültürel anlamda her ne kadar esas olarak Büyük Ortadoğu diye adlandırılan kapsamda yer almasa da bu bölge için hazırlanmış siyasi, ideolojik ve askeri olarak tam da bu kaos topraklarının göbeğinde duruyor. Bu nedenle de her ne kadar zamanla Cehennem‘in asıl önemli parçalarından birisi haline getirilmek istense de aslında tam da “Araf” pozisyonunda duruyor. Yani aslında Cehennem‘e de Cennet‘e de aynı uzaklıkta. Fakat görülen o ki artık bu aşamadan sonra “Araf” olarak kalması da çok zor görünüyor. Hele hele bu alabildiğine saptırılmış akıl, duyarlık ve ideolojik olarak basiretsiz, kafası karışık yarı ölü köle ruhlarla? Artık Cehennem de olabilir Cennet de. Çünkü artık hem eski tip taraf olma çağı ile hem de arada durma/davranma çağı sona eriyor. Zaten hem de o eski şanslar, olanaklar ve politikalar tarihsel olarak önemli ölçüde elden kaçırılmış gibi. Artık yeni bir tarihsel şansın/olanaklı durumun kapısına dayanıldığı durum söz konusu. Öte yandan zaten artık ne Doğu, ne Batı başlı başına ya da tek başlarına Cehennem ya da Cennet. Küreselleşme dedikleri bu süreçte tarihsel Cehennem hem Doğu hem Batı aynı anda çünkü. Fakat yine de “büyük İnsanlık” geleceğin Cenneti uygarlığını -öyle ya da böyle- kesinlikle Doğu (Asya) üzerinden kuracak gibi duruyor. Türkiye’nin şansı ve olanakları da tam bu noktada…

Burada sorulması gereken can alıcı, asıl soru şudur: Peki o zaman Ortadoğu’nun egemenleri, devlet yöneticileri, siyasileri neden ısrarla hala BOP’lardan, güncel Lucifer’lerden medet umar haldeler?

Milyonlarca mülteci neden hala Batı‘ya doğru akıyor? Çoluğuyla çocuğuyla, gelecek hayalleriyle hiç bilmedikleri, hiç görmedikleri denizlerde neden ısrarla ölüme atlıyorlar?

Bu, “kaynayan kazanlara insanların atıldığı” yeni bir Cehennem Çağı imgesi değilse nedir?

Nedir?

Nedir?

Nedir?

Dante, poised between the mountain of purgatory and the city of Florence, displays the incipit Nel mezzo del cammin di nostra vita in a detail of Domenico di Michelino's painting, Florence, 1465.

Dante, poised between the mountain of purgatory and the city of Florence, displays the incipit Nel mezzo del cammin di nostra vita in a detail of Domenico di Michelino’s painting, Florence, 1465.

Marx, Cehennem, Araf, Cennet‘in son yeniden yazımını gerçekleştiren Dante’yi siyasi bildiri niteliğindeki “Monarşi Üzerine” kitabından da referansla “Ortaçağın Amentüsü” olarak tanımlamıştı. Engels de Dante’nin Ortaçağ’ın son, modern zamanların ise ilk şairi, düşünürü olduğu saptamasını yapmıştı. 20. Yüzyılın en önemli ve etkili Fransız entelektüellerinden Sartre da İlahi Komedya‘nın ana sorun haline getirmiş olduğu “Cehennem”i ve onun merkezinde duran “yoğun karanlığı” aslında insanın “kendisi için” yine bizzat kendisinin yarattığı tezini öne sürmüştü.

Adorno uykuda görülen her düşün aslında daha baştan karanlık olduğunu söylemişti. Ortadoğu’lu (Kahire) bir anne ile Fransız (Paris) bir babanın besleyip büyüttüğü ve eğittikleri, halen de Ortadoğu konusundaki görüşleri dikkate alınması gereken günümüzün en önemli Marksist düşünürlerinden Samir Amin ise artık sadece yetişkin insanların değil onların geleceği genç kuşakların bile önlerini alabildiğine karanlık gördükleri saptamasını yapıyor.

Dante “Cehennem” imgesinin fazlaca öne çıktığı -öyle hissettirildiği ya da öyle hissedildiği- ünlü yapıtı İlahi Komedya‘yı -en azından his, akıl ve aşırı bir geleceksizlik öngörüsü olarak- Ortaçağ’dan Rönesans’a geçiş sürecinde 14. yüzyılın başlarında yazdı. Muhtemel ki Dante’nin Antik Yunan Tiyatrosu kavramlarından aktararak kendi isimlendirmesiyle Komedya, sonradan Giovanni Boccaccio’nun bu ismin önüne İlahi (kutsal) kelimesini eklemesiyle İlahi Komedya, adını alan şiirsel siyasi metin tıpkı kendinden önceki referans dinsel metinler, anlatılar gibi Cehennem, Araf ve Cennet‘e Dante’nin  düşsel olarak yaptığı var sayılan Ahiret yolculuğunun öyküsüdür.

Gılgamış’tan Komedya‘ya yaklaşık dört bin küsur yıl geçmiştir. Fakat ne yazık insanlık bu kadar uzun bir süreç ve tecrübeden sonra hala Ortaçağ’ın aşırı koyulaşmış karanlığında kaybolmuş durumdadır. Yani bir bakıma Sartre’ın altını çizdiği bireysel/toplumsal Cehennem büyüyüp genişleyerek insanlığın topyekûn ortak Cehennem‘ine dönüşmüş olarak sürmektedir.

ARAF

Peki Dante, İlahi Komedya gibi böylesine destansı, çağının çağdaşı bu büyük siyasi epik şiiri hangi tarihsel, toplumsal koşullarda, hangi kaygılarla, hangi iç dürtülerle, niçin yazmış olabilir?

Şiirsel metnin adı Komedya olduğu halde neden ‘öteki dünya’ya ait Cehennem – Araf – Cennet gibi trajik bölümlerden oluşturulmuştur?

Cehennem bölümüne neden bütün siyasi olarak savaştığı düşmanlarını doldurarak onları sonsuza kadar cezalandırmıştır? Muhtemel ki Miraç Gecesi meseli ve Kuran başta olmak üzere okuduğu İslami metinlerin peygamberi, Hz. Muhammed’i bile niçin o karşı olduklarının arasına yerleştirmiştir?

Elbette bu başka bir büyük tartışma konusu. Elbette konumuz bu siyasi kafa karışıklığı değil ama yine de altını çizmeden geçmeyelim.

Tıpkı Gılgamış gibi Dante de -aradan onca bin yıl geçtiği halde- kendisini Tanrı/Tanrıça Kral monarşisi ile daha özgür olunacağını hayal ettiği İnsan Kral çatışmasının tam ortasında bulur. Özgür, bağımsız, laik insani aklın ilk önemli, örgütlü direnişi ve kanlı savaşıdır bu. Belki de bugünden bakıldığında krallık günümüz için monarşik ve gerici bir yönetim ya da devlet formu olarak görünse de o dönem her şeyin mutlak kadiri Papalık kurumu karşısında Krallık devrimci bir yeni devlet formu olarak algılanıyordu ve öyleydi de. Artık yeni bir çağa geçiliyordu ve Tanrı/Tanrıça Krallar çağının arkasından gelen ve onların bütün kötü mirasını devralmış yine dinsel, yine yeni yarım İnsan Krallar (Papalık İmparatorlukları) ile artık tam İnsan Krallar/İmparatorlar çağına geçilmektedir. Yani Ortaçağ’ın köhnemiş eski dinsel imparatorluğu Papalık ile bir tür sözde sivil Krallık / İmparatorluk arasında yaşanan ve Dante’nin de taraflardan birisi olduğu ve arka arkasına kaybettiği kanlı bir savaşın tam ortasında tüm İtalya gibi o da zorunlu seçimini yapmak zorunda kalacak, fakat bu seçiminin bedeli hem kendisi, hem ailesi, hem de Floransa ve İtalya için oldukça ağır olacaktır.

13 ve 14. yüzyılda Dante’nin yaşadığı yıllarda Avrupa’da siyasal toplumsal düzen derin dönüşümler, çağsal sarsıntılar içerisindedir. Yer yer feodal düzenler parçalanıp yıkılmakta, merkezinde başta Papalık kurumu olmak üzere dinsel feodal güçler ile krallık yanlısı yeni feodal güçler arasındaki mücadelenin yer yer feodalitenin parçalanarak yerini yeni krallıklara, prensliklere, senyörlüklere, cumhuriyetlere, komünlere bıraktığı yeni ve karmaşık bir süreçtir bu. İtalya derin bir ideolojik, siyasi kargaşa içerisine düşmüştür. Toplum Aklar, Karalar vb. olmak üzere neredeyse iki karşıt siyasi cepheye bölünmüş gibidir. Pisa, Verona ve Arezzo gibi kentlerde yaşayan egemen Soylu Aileler Cephesi ülke yönetiminin dini Kutsal Roma – Cermen İmparatorluğuna bağlanmasını isterlerken başta Dante’nin kenti Floransa olmak üzere Milano, Bologna gibi büyük kentlerde yaşayan Halk Cephesi ise İtalya’daki yerel prenslikler ile yeni cumhuriyet arayışlarını destekleyerek yerel yönetimlerin siyasi özgürlüklerini, bağımsızlıklarını savunmaktadırlar. Bu iki siyasi güç arasında baş gösteren çatışmalar giderek kanlı iç savaşlara yol açacaktır. Bu süreçte İtalya’da ve özellikle de siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel yapılanma olarak görece gelişmiş Floransa’da da diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi belli başlı iki parti vardır. Ortaçağ’da, Avrupa’yı ikiye bölüp kanlı iç savaşlara yol açan düşünsel akımlar (papalık ve krallık) üzerinden örgütlenmiş bu iki partinin birbiriyle siyasi çatışmaları giderek kanlı iç savaşlara dönüşecektir.

O yıllarda İtalya’nın en önemli şehir devletlerinden birisi olan Floransa da tıpkı Gılgamış’ın Uruk şehri krallığı gibi bu iki zıt siyasi niyet, düşünce ve gelecek tasavvuru hareket arasında hızla parçalanacak, bir dizi kanlı iç savaş kişisel ve toplumsal hayatları tümüyle felç edecektir.

 tapınak-şovalyeleri

Dante de daha başından itibaren çağının çağdaşı siyasi bir aydın olarak -her açıdan- bu savaşlarda yerini alarak Papalık kurumuna karşı her açıdan Krallık cephesinde savaşa katılacaktır. Savaşta Floransa bir harabe durumuna gelecek, Dante’nin çoğu mücadele arkadaşı ya savaş sırasında ya da sonradan cezalandırılıp katledilecektir. Kalanlar da zindanlarda süründürüleceklerdir.

Tarihin garip cilvesine bakınız ki Dante, 700 küsur yıl sonra ve neredeyse 100 yıldır Türkiye’yi sağa sola savurup duran “dünya işleri ile din işlerinin birbirinden ayrılması” (laiklik) düşüncesiyle ana yurdu Floransa’nın bağımsızlığı yönünde bir siyasi mücadele yürütmektedir. Ona göre ülkeyi yöneten kral, insanları yeryüzünde mutlu kılmakla, dinsel papalık kurumu da bu insanları “öteki dünya”daki sonsuz mutluluklarına hazırlamakla yükümlüydüler. Halk Cephesi bu büyük iç savaşta yenilince çoğu mücadele arkadaşı gibi Dante de düzen karşıtı siyasi görüşleri ve faaliyetleri nedeniyle önce para ve sürgün cezasına çarptırılarak sürgüne gönderilecek, sonra da sürgündeyken gıyabında ölüm cezasıyla cezalandırılacaktır. Sonradan hakkında af çıkarılmasına rağmen şair doğduğu ve çok sevdiği toprağı Floransa’ya bir daha dönmeme kararı verecektir. Çünkü düşmanlarının vaatlerine asla güvenmemektedir. O’nun bu reddiyeci davranışı, egemen siyasi muhataplarınca küstahlık olarak değerlendirilecek, arkasından da hem kendisi hem de ailesi hakkında genişletilerek bir kez daha ve yeniden ölüm cezası verilecektir. O ise dönmeme kararında ısrar edecek, ömrünün son yıllarını Verona ve Ravenna’da geçirecek ve orada ölecektir.

Dante’nin  “Monarşi Üzerine” kitabı ise ölümünden sekiz yıl sonra bile Engizisyon Mahkemesinin kararıyla Roma’da halkın önünde yakılıp uzun süre yasak kitaplar listesine konulacaktır.

Bazı düşünürler Dante’nin dönemin siyasi saflaşmaları ve mücadelelerinin yanı sıra aynı zamanda Monarşi Üzerine kitabı ile İlahi Komedya‘yı birlikte ele alarak bir din imparatorluğu haline gelmiş olan Papalık kurumu karşıtı ama krallık/imparatorluk yanlısı en ciddi Orta Çağ çalışması, bazıları ise  Papalık diktatörlüğüne karşı bir diklenme savunması olarak değerlendirirler.

Jacques Bertaux - Prise du palais des Tuileries - 1793

Jacques Bertaux – Prise du palais des Tuileries – 1793

Unutmayalım ki İlahi Komedya işte böyle uzun ve meşakkatli bir savaş sonrası kaybedilmiş bir siyasi mücadele, can ve gelecek korkusu ile onarılmaz bir kalp ve hayal kırıklığı zemininde yazılmıştır. O yüzden İlahi Komedya aslında çağının çağdaşı toplumsal, siyasal, kültürel bir tavra sahip devrimci bir şair ve düşünürün, böylesi bir kargaşa ve geçiş çağının destanı sayılmalı. Ana toprağından uzak, arkadaşları ve halkı tarafından ihanete uğradığı yönündeki karamsar ve saplantılı sezgileri ile ölüm korkusu, endişe ve yalnızlık duyguları içerisinde kıvranan, mücadeleci bir insani aklın ve ruhun, toplumsal trajedinin ağıdıdır.

Zaten İlahi Komedya’yı bir şiirsel siyasi metin olarak çağları aşırıp çok daha güçlü bir biçimde günümüze kadar getiren öz de bu temel karakterinden gelmektedir.

Açıktır ki bu temel siyasi iklimi, alt toplumsal ideolojik zemini, çağsal trajik travmayı açıklıkla saptayıp sonuçlarını hesaba katmadan ne Dante, ne İlahi Komedya, ne Ortaçağ ve Avrupa Uygarlığı, ne de büyük insanlığın güncel çağdaşlık durumunu ve Ortadoğu ile onun tam göbeğinde duran Türkiye’yi anlamak oldukça eksik ve meşakkatli kalacaktır.

Yine açıktır ki İlahi Komedya da tıpkı Anti Kapitalist Müslümanlar grubu öncülerinden İhsan Eliaçık’ın Miraç gecesi için değerlendirmesi gibi  esas olarak bir gelecek vizyonu denemesidir. Yani aslında ahiret alemine yapıldığı tasavvur edilen yarı dinsel, yarı siyasi, yarı bilge ve edebiyatçı, yarı insani tasavvur edilmiş tarihsel bir seyahati anlatır.

Dante, Verona ve Ravenna’da sürgünde ölüm korkusu içinde yaşamak zorunda bırakıldığı sırada anavatanı, halkı ve çağı için korkularının, endişelerinin, umutsuzluğunun iyice yükselip kabardığı bir gece yarısı tıpkı Gılgamış, Arda Viraf, Elealı Parmenides, Troyalı Aeneas, Muhammed vd. gibi gerçek ile düş arası bir yolculuğa çıkar.  Bu düşsel ahiret yolculuğu sırasında günahkârlığı imleyen karanlık bir ormanda yolunu kaybeder. Sabaha karşı gün ağarırken bir tepenin eteğinde Antik Çağın simge isimlerinden -hayranı da olduğu- şair Vergilius ile karşılaşır. Vergilius Dante için hem siyasi olarak bir önemli aydınlanma düşünürü, hem de İtalya’da papalığa karşı bir sistem olarak düşündüğü Roma İmparator’luğunun temel değerlerini bünyesinde barındıran epik Aeneas Destanı‘nın yazarı ve bilgesidir. Tecrübeli, bilge Vergilius daha ilk görüşte Dante’nin içinde bulunduğu sıkıntılı durumun, çektiği acının farkına vararak ona yardım etmeye karar verir. Bütün kötülüklerden arınması, insanlık ve toplumla ilgili iyiye ve doğru yargılara varmasını kolaylaştırmak için tıpkı yarı tanrı yarı insan Gılgamış gibi kendi merakı, heyecanı, aklı, cesareti ve güçlü ferasetiyle öğrendiği ölümlü olma gerçekliğinin kavranması ve kabulüdür bu gezinti.  Vergilius Dante’nin elinden tutarak bu düşsel yolculuğu Cehennem ve Araf boyunca sürdürür. Dante’ye göstermek istediği asıl gerçeklik, insanın ölümlü bir varlık olduğu bu yüzden de önünde sonunda ölümlülerin gidecekleri “öteki bir dünya”nın varlığını ve kabulünün gerekliliğini öğretmek olacaktır.

Cehennem inanci

Her ne kadar ardışık da olsa iki farklı çağa ait bu iki şair koyu karanlık bir ormanda el ele, gönül gönüle ilerlerlerken aşağılara dibine doğru inildikçe daralan derin bir çukur olarak tanımlanan Cehennem’de yarı beline kadar baş aşağı buzlara gömülü olarak baş şeytan Lucifer’e rastlarlar. Lucifer gökten dünyaya düşmüş ve düştüğü yerde büyük ve derin bir çukur açılmıştır. Bu derin çukur Cehennem’den başkası değildir. O çukurdan dışarı taşan toprak ise çevrede geçici, yüksek bir tepe oluşturmuştur. Bu iri tepe Araf”tır ve Dante’nin tanımlamasına göre yedi katlıdır. En üstteki kat ise şu üzerinde yaşadığımız yeryüzünden başka bir yer değildir. Çukurda, buzlar arasında baş aşağı çakılı duran baş şeytan Lucifer ise  buzların arasından bütün yeryüzünü ve insanlığı günümüzde de derinden etkilemeye ve yönetmeye devam etmektedir.

Değişen tek şey dinsel Lucifer‘lerin artık küresel Luciferler‘in enstrümanları haline gelmeleri ve hep birlikte insanlığı adım adım yeniden yeniden çöküşe sürüklemeleridir.

Sonuç olarak İlahi Komedya‘nın en çarpıcı yanı ve asıl ruhu aslında Ortaçağ’a duyulmuş en edebi, en ideolojik ve siyasi ortak/birleşik insani/toplumsal entelektüel tepki olmasından gelir. Tıpkı kendinden önceki bütün kutsal dinsel ya da edebi destansı metinler gibi. Dante bu şiirsel metni yazdığı süreçte mücadeleci bir insani ruh olarak ne kadar kırık ve umutsuzmuş gibi görünse de Komedya tam aksine yaşanan çağsal trajik duruma şiddetle itiraz eder ve kendi kişisel, çağsal yanılgıları, yanlışları ve günahlarıyla hesaplaşmaya girişerek aslında Cehennem, Araf ve Cennet‘ten sonra yeni bir birleşik dünya ile muhtemel insani geleceğin kapısını aralar.

Dante İlahi Komedya’nın son bölümü Cennet‘in girişinde cesaretle şöyle konuşur:

Onun (Tanrı) ışığını en çok alan göğe gittim / orada yaşayan birinin bile bilemeyeceği, söyleyemeyeceği şeyler gördüm, işittim”.

Dante’nin insani ruhu dünyada yaşadıklarından aşırı incinmiştir ama bu düşsel yolculukta görüp işittikleri karşısında aklı yeniden ve hala dimdik ayaktadır: haklıdır, öfkelidir ve artık tıpkı Gılgamış gibi ölümlü olduğu halde öngörü ve inanç olarak ölümsüzdür.

Nihayet itiraz ettiği, savaştığı ve uğruna ölüm cezasıyla cezalandırıldığı Ortaçağ -geç de olsa- bir süre sonra, üstelik de Dante’nin ülkesi İtalya’da hem de Floransa-Venedik-Roma üçgeninde yıkılıp tarih olacak, tıpkı Gılgamış ve Destanı gibi Dante ile İlahi Komedya‘sı da ölümsüzlüklerini sonsuza kadar pekiştireceklerdir.

Bir mesel: Yaşlı bir bilge, bir gün yolda giderken farklı türe sahip iki kuşla karşılaşır. Kuşlar, kendi türleriyle birlikte yemlenip uçmayan aksine birlikte yemlenip uçan karga ile leylektir. Bilge bu duruma çok şaşırır ve merak eder ne iş bu böyle diye.  Usulca yanlarına yaklaşıp bir süre izleyip inceler kuşları. Fark eder ki her ikisinin de bacakları topaldır.

İşte o zaman anlar ki, onları yan yana getiren aslında sahip olduklarından çok bütün çabalarına rağmen bir türlü sahip olamadıklarıdır.

Kıssadan hisse!

Parmenides

Parmenides

Meraklısı için naçizane zorunlu bir de düşünce notu: Konuyla yakından ilgilenen bazı yorumcular (yerli ya da yabancı) sanki “mal bulmuş Mağribi” gibi sık sık İlahi Komedya’nın Hz. Muhammed’in Miraç gecesi meseli,  Vergilius’un Aeneas Destanı ile günümüzün İslamcı terörist örgütlerinden El-Nusra militanlarının Suriye’de bir kültür merkezinin önünde bulunan heykelinin başını kopardıkları Al Maari’nin Risaletü’l-Gufran vd. diğer benzer anlatılardan çalıntı olduğunu iddia ederler.

Hele hele Dante’nin İlahi Komedya’yı Hz. Muhammed’in Miraç Gecesi meselinden olduğu gibi kopyaladığı iddiası çok yaygın ve çok kaba. Hatta bazı iddiacılar daha da ileri giderek Dante’nin “hırsızlık” yaptığına varana kadar kaba bir ifade kullanıyorlar. Gerçekten de kabaca bakıldığında bu iddialar görece olarak doğruymuş gibi kabul edilebilir verilerle desteklenebilir.

Ne var ki bu bağlamlardan gidilirse benzer iddialar Muhammed’in kendisinden önceki din adamlarının, büyük peygamberlerin rüyaları ile dinsel metinleri ya da Parmenides’in gece yolculuğunu bilip bilmediği de tartışmaya açılabilir ki bu çok daha kaba bir sonuç olarak ortaya çıkar. O yüzden böylesi iddiaları ciddiye almamak gerekir. Çünkü zaten tarihte birçok benzer efsane, dinsel metin, mitolojik öykü de geleneksel olarak birbirinden etkilenerek oluşturulmuştur. Bunda tuhaf ve yanlış olan bir şey yok. Eğer söz konusu olan kopyacılık ise o zaman Muhammed de Sümer kültürlerinden, Gılgamış’tan, Zerdüşt’ten hatta Antik Yunan düşünürlerinden Elealı Parmenedis’ten etkilenmiş ya da kopyalamış demek gibi bir durum ortaya çıkar ki bu da daha baştan zırvalıktır.

Elbette Dante de Doğu Batı demeden kendisinden önceki dinsel metinlerden etkilenmiştir. Çünkü aynı ortak tema üzerinde benzer duygular içerisinde yürümektedir. Yine o önceki dinsel metinler de kendinden öncekilerden etkilenmişlerdir. Ne var ki hepsi de başka bir çağın gerçekleriyle yoğurulmuşlardır. Dante’nin İlahi Komedya’sı da çağının gerçeklerini açığa vurduğu için modern ve çağdaştır zaten.

Böylesi farklı zamanlarda ve kültürlerde ortaya çıkmış dinsel metinlerin birbirlerinden etkilenmiş olmalarında kanımca hiç bir sorun yok. Aksine etkilenmemek sorun olurdu. İnsanlık Allah ya da Tanrı kavramı etrafında bir bütün olarak birbirinin tecrübelerinden ve birikimlerinden çağlar boyunca her anlamda ve alanda yararlanıyorlar ki bu da kötü bir şey değil. Üstelik de umut verici insani, toplumsal, kültürel, dinsel bir olanaklılık hali.

Kaldı ki felsefe de dahil her yenilik kaygısı taşıyan anlatıların kendisinden öncekilerin referanslarıyla ilerlemesi fakat oradan yeni bir vizyon oluşturması asıl olandır. Bu bağlamda Marks Hegel’den, Hegel Antik çağ düşünürlerinden, Platon Sokrates’den, Sokrates kendisinden önceki Parmenides’ten koparılabilir mi?

Share Button

Yorumlara kapalıdır