Sabahattin Şen: Sanatta Gençliğimiz

Share Button

Bir konuda çıkmazlar söz konusu olunca herkes kendine göre çözüm bulmaya çalışır. Birçok konu kolay çözülebilirken bir bölümünü de çözmek zor olur. Konu sanat olunca bizde durum değişiyor. Çözümsüzlükler çözüm olarak sunuluyor. Özellikle Görsel Sanatlar alanında sorular ve sorunlar çok. Öne sürülen çözümlerin çoğu yanlış. Görsel sanatlar dediğimiz ve  daha çok resim üzerinde kafa patlattığımız sorunlar karşısında karşımıza çözümsüz çözümler çıkıyor.

Son yıllarda sanatın bu dalında öylesine büyük sorunlar yaşanıyor ki eğrilerle doğrular birbirine karışmış durumda. Bu alanda çalışan ve yaşlanan kesimin günümüz ve yaşadıkları günlerde çağdaş ve evrensel sanattaki gerilikleri, başarısızlıkları ve yetersizlikleri çok iyi anlaşılır bir biçimde ortaya çıktı. Bunları zamanında öylesine gözümüzde büyüttük ki uzun süre küçüklükleri anlaşılmadı. Geçmişte sanatsal uğraşının içine girenler büyük diye şişirilenleri görerek kendilerine yol bulmaya çalıştılar. Onlardan yeterli birikimler edinememeleri nedeniyle çıkmaz sokaklara girdiler. Şişirilenlerin yetersizliği sanatımıza çok şey kazandıramadı. Ülkede sanat karmaşası doğunca kim ne yapacağını da şaşırdı. Herkes kendine göre çıkar yollar aramaya kalkınca birçoğu Batı’dan öykünmelerle kurtuluşu bulmaya çalıştı. Kimileri alıcıların beğenilerine yönelik çalışmalarla sanattan uzaklaşarak geçimlerini resim yoluyla daha kolay sağlayacaklarını düşündü. Böylece sanat da git gide daha kolay yozlaştı. Yozlaşmaya kılıf uydurmalar da yetmeyince sorunlar üst üste yığılarak büyüdü. Kimi galeriler “Biz Türk resminden çıktık!” demeye başladı. Gözler ve umutlar gençlere yöneldi. Çok geç kaldık.

pict6587

Çıkmazlar ve çözüm için konuşulduğunda çoğu kişi yozlaşma gerçeğini dile getiriyor. Çözüm olarak da şimdiki gençlerin daha atak ve yenilikçi olduğunu öne sürüyor. Özellikle internet ortamında dünyada nelerin yapıldığını izleyebildiklerinden dem vurarak gençlerden umutlu olduklarını öne sürüyorlar. Çözümü böyle yüzeysel bir bakış açısıyla görüyorlar. Enine boyuna ve derinlemesine düşünüldüğünde de çözümdeki umutlar azalıyor. Her genç araştırmalarında yenilik yerine başkalarına öykünerek yarışmalarda ödül alırım düşüncesinde. Böyle yapanlar da çıktı. Kimse anlamaz diye göze batmayan Avrupa ve Amerikalı sanatçıları seçerek çalışmaları kendi özgün işleri olarak yutturmak istediler.Bu durum ilk günler anlaşılamayabiliyorsa da bir süre sonra takke düşüp kel görünüyor. Çıkar yol olmayınca da kimi gençler umutsuzluğa düşerek sanat yapmayı da bırakıyorlar. Onları sanat adına yetiştiren kurumların yetersizliği sanat uğraşı vermek isteyen gençleri bunalıma sürükledi.

Genel anlamda gençlerin daha dirençli olduğunu sanatı bırakmamaları gerektiğini ve daha atak olduklarını düşünmemize karşın istenilen sonuçlarla karşılaşamıyoruz. Bu bağlamda neden sanattan uzaklaştıklarına bakmak gerekiyor. Birçok kişinin gençleri kurtarıcı gözüyle görmesinde aksaklıklar yaşanıyor. Gençlerde daha bu genç yaşlarında bıkkınlık ve yorgunluk başlıyor. Gençler umut vermek yerine umutsuzluğa düşüyor. Gençleri kurtarmak adına çözüm üretmeye çalışanlar böyle bir gerçekle karşılaşıp durumu anladığında çözüm de üretemiyor.

pict6624

Bir toplumda gençlerin daha ileri ve daha atak olmaları çok doğal.Gençler konusunda beklentilerimizin iyimser olması da yanlış sayılmaz; çünkü çok sayıdaki Güzel Sanatlar Fakültelerinden çok sayıda genç mezun oluyor. Sanat eğitiminden geçmiş bu gençlerden çok şey bekleme hakkımızın olduğuna inanıyoruz. İşin gerçeğiyse bambaşka… Bizim gençlerin, aldıkları eğitimle Avrupa’da sanat eğitiminden geçmiş gençlerle atbaşı gitmesi hemen, hemen olanaksız. Henüz aradan birkaç kahramanımız çıkmadı. Ne zaman çıkar ki? Çıkma ortamı da yok edildi. Herkes sanat diye başka şeylerin peşinde. İşte okulu bitiren gençler bu gerçeğin karşısında eziliyor ve umutsuzlaşıyor.

Dışarıdaki sanat eğitimi çok güçlü ve sanattaki yeri üst düzeyde olan büyük sanatçılar tarafından veriliyor. Beuys, Gerhard Richter, Penk, İmmendorf, Dieter Krieg gibi adların yanında yetişenlerle bizde yetişenler kesinlikle bir olmuyor. Avrupa’da Güzel Sanatlar Akademileri ve sanat yüksek okulları bugün de bu sanatçıları aratmayacak güçte eğitim veriyor. Dünya sanatının tam ortasında sanat uğraşı içindeler. Galeriler, müzeler, sanat kurumları çağdaşlık ve evrensellikten ödün vermiyor. Bizim gençlerse ne derece eksik bir eğitimden geçtiklerinin bilincindeler. Bilincinde olmayanlarınsa işi daha baştan bitmiş demektir. Onlara sanat eğitimi verenlerin, uluslar arası sanat alanında ne adları ne de yerleri var. Geçmişte de,  bugün de kelin merhemi olsa başlarına sürerdi, konumundalar. Neyi ne denli öğrettikleri belli değil. Ne denli doğru öğrettikleri de öyle. Öğrenciler sorularına doğru dürüst yanıt da alamıyorlar. Sanatı tartışamıyorlar da… Üniversitelerimizin Güzel Sanatlar Fakültelerinde öylesine yetersiz öğreticiler var ki Avrupa’daki sanat eğitimi gören öğrencilerin yanında neredeyse bir hiçler. Gerçekten iyi bir eğitici konumunda olanların ise bu bozuk düzende neredeyse hiç etkisi olmuyor. Hem sayıları çok az hem de etkili olmalarına olanak vermeyen bir bozuk düzen yaşanıyor. Üniversiteler bilime ve sanata kafa tutmaya çalışıyor. Bu kötü koşullarda yetişen öğrenciler nasıl hiçlikten kurtulabilir ki? Gençlerimize sanatı hakkıyla öğretmek yerine öğretememenin ortaya çıkardığı bunalım yolunu sunuyoruz. Umudumuz olan gençlerin kendilerini umutsuzluğa itmekteyiz.

pict6631

Çok bildiğini sanıp da sanatta geleceğimizin gençler olduğunu söyleyenler önce bu gerçeği görsünler. Zamanında gençler için ne yapıldığına, onlara ne verildiğine ve bugün onlardan neden sanat çıkmadığına baksınlar. Zamanında ellerini taşın altına koyma olanağı varken koyamayanların bilgiç bilgiç konuşmaları zaman yitirmekten başka bir şey değil… Zamanında çok şey yapmaları gerekenler sanatsızlaşmada hiç suçları yokmuş gibi bilgiçlik yapmayı sürdürüyorlar. Kaç sanatçı yetiştirdin diye sorsan, sonuç sıfır… Elbette en güzeli gençlere güvenmek ve onlara olanaklar sağlamak. Hurdaya dönüştürülen gençleri nasıl kurtaracağız? Kurtarmak isteyenlerin de önü kesiliyor. Bu önü kesenlerden nasıl kurtulacağız?

Günümüzde sanat öğreticileri, geçmiştekilere göre daha ileri düzeyde olmaları beklenirken gerekirken daha da geriler. Kaldı ki geçmişin bilgili ve iyi öğretici diye bildiğimiz isimleri de kendi zamanlarında sanatta yer alabilen öğrenciler yetiştiremedi.  Onlardan sanatçı yetişmeyince bugünkülerden nasıl yetişecek. Yetişmiyor. Kendi içimize kapanık bir yapılanmayla dünya sanatından uzak çalışmalarla geçimini sağlamaya çalışanlar sanatın dışında dolaşıyor. Her yer bunlarla dolup taşıyor. Eksikler giderilemeyince zayıf ve kolayca yozlaşan bir sanat anlayışı doğuyor. Bizde “Ne ekersen onu biçersin.” diye bir söz var. Bugün, olumsuzluklar ekmenin olumsuzluklarını biçiyoruz… Gençlerimizi kuru odun durumuna getirerek yaktık diyebiliriz. Sıkıntı bu… Derin duygularını özgün bir anlayışla evrenselleştiremeyen gençlerin çoğu, sanattan koparak uzaklaşıyor. Umutlarımız da onlarla birlikte eriyip gidiyor.

pict6670

 

Bizler sanattaki geleceğimiz için topu gençlere atmaya çalışıyoruz. Gençlere ne verdik ki onlardan çağdaş ve evrensel değerde çalışmalar bekliyoruz. Ne alıp ne vermediğimiz konusunda bizim gençliğimizde de bu sorunlar ve zorluklar yaşandı. Ülkemizde sanat eğiticiliği açısından çok üstün düzeyde bir öğreticimiz olmasaydı hepimiz yok olup gidecektik. Daha sonra Almanya’ya böylesine donanımlı gitmenin çok büyük yararlarını görmüşlerden biriyim. Ülkemdeyken belirttiğim sanat sorunlarının ne derece ağır olduğunu da yaşayarak öğrenenlerdenim.

Güzel Sanatlar Akademisi Avrupa ve dünya sanatından kopuktu. Kendi içinde tutarsızdı. Çağdaş sanatı insanlarımız anlamaz diye sanatı bir alt düzeyden yürütmeye çalışıyorlardı. Avni Lifij’in “Akademi aslanı canlı öğretmek yerine ölü aslanı aslan diye öğretiyor.” dediği gibi gerçek sanat yerine alt düzeydeki resimler çağdaş sanat diye öğretilip sunuldu. Açıkçası çağdaş değil, çağdaşlıktan uzaktı ve ortada sanat diye bir şey yoktu, olmadı. Çağdaşlık ve evrenselliğin olmadığı bir yerde alt düzey bir sanat anlayışı sanatın dışına düşer. Ülke bu geriliği yaşayınca o zamanlar da genç sanatçı yetiştiremedik. Geçmişimizden beri ne sanat anlayışımız doğruydu ne de gençlerimize sanat konusunda yeterli bilgi verecek düzeydeydik.

pict6672

Geçmişten bugüne dek galerilerimizin durumu içler acısı.Sanattan yeterince anlayan galerilerimiz ve galericilerimiz olmadı. Sanatın anlaşılmasında baş etken olan eleştirmenlerimiz de olmadı. Önce onların sanattan anlaması gerekiyordu ki hepsi kıytırık eleştirmendi. Sanatta yol gösteren bir tek kurum oluşturamadık. XXI. yüzyıla geldik her şey eski tas, eski hamam diyemeyeceğim; daha da kötü. Nicelik arttı; nitelik azaldı…

Yıl 1988 ve ben Almanya’dan bir süreliğine İstanbul’a gelmiştim. Ülkemizde sanattan çok iyi anlayan biri diye nitelenen bir galericimizle karşılaştım. Bir süre sanat konusunda konuştuk. Gördüm ki baştan aşağı devşirme düşüncelerle dolu ve sanat satmaya çalışıyor. Bir üstünlük kurma düşüncesinde. Sanatta ne derece başarılı olursanız olun o size değil siz ona saygı duymalısınız tavrında. Koyunun olmadığı yerde Abdurrahman Çelebi olmuş. Şöyle bir gerçeği saptamakta da gecikmedim: Bu denli devşirme doluluğunun karşısında bu kişinin söylediklerindeki yanlışları ülkemizdekilerin anlaması ve düzeltmeye kalkması gerçekten olanaksızdı. Sanattan anlamayan bir ülke olduğumuzun açığını yakalamıştı ve sanatta çok şey biliyor konumunu edinmişti. Devşirme bilgileri de zaman zaman yurt dışına gidip fuarları gezmekle edinmişti. Sanatın özünden uzak döküntü bilgilerle sanat satıyordu. Benim karşımda da tereciye tere satar konumdaydı. Bugün bu kişi ülkemizin çok önemli bir küratörü(?) olarak biliniyor. Böylece sanat dünyamızda ülkemizde üst düzeyde yapay bir yer edinmiş. Yıllar sonra kimileri bu yapaylığı anlamış olsa da bugün bile çoğu kişi ayırımında değil. Ülkemizdeki sanatın başı bu gibilerle yıllardan beri büyük bir belada…

pict6787

Bakın, yıl 1988 ve ben kırk yaşına varmışım. Bu kişi konuşmalarda köşeye sıkıştıkça kaçamaklara başvurdu. Kurtuluşu “Bundan sonra genç sanatçılarla çalışmak istiyorum. Geleceğimiz gençlerde…” demekte buldu. Ben de “Bunun için gençlere çok şey verilmesi gerekiyordu. Bunlar yapılmamış ve gençlerden gelecek bekliyorsunuz? Deminden beri öyle çok şey söylemeye kalktınız ki onları sağlam bir yere oturtamadım. Karmaşık ve temelsiz bu sanat anlayışıyla bir yere gidilmez. Bunu ancak şöyle başarabilirdiniz. Siz de boya yutmalıydınız. Boya yutmadığınıza ve yutamadığınıza göre gençlerle de başaramazsınız.” dedim. Bunun anlamı şuydu: Sanattan anlamıyorsunuz ve anlamadığınız sürece de başaramazsınız. Böylece o sözlerime ve bana çok bozuldu. O yıldan bu yana da aramız ve sanatla arası düzelmedi. Olan, bizlerden sonra gelecek olan gençlere de oldu. Çünkü bu kişi bir türlü ülke sanatının başından eksik olmadı. Böyleleri günümüzde öylesine türemiş ki hiç sanattan anlamayan, sanat eğitimi yapmamış çok sayıda küratör bulabilirsiniz. Küratörlük ayaklar altına düştü. Ülkede sanatın durumu gerçekten çok korkunçlaştı. Bu durumda gençlik ne yapsın? Gençlik mi bıraktık ki geriye geleceğimiz olsun… Başımızdaki İmam Hatipler de tam bir yıkım. Gençlerimizi, sanat diye diye; bile bile aldattık. Galericisiyle, müzesiyle, eleştirmen diye geçinen yozlarla, akademi ve fakültelerde ders verenlerle birlikte topyekün aldattık. Gerçek aldatılanlar gençlerimiz oldu. Acaba bizler kendimizi de mi aldattık? Kurnazlarımızın sayısı öylesine çok ki, çıkarlar nedeniyle bile bile aldattık  da denilebilir.

pict6855

Sözünü ettiğim kişi neyi başardı, dersiniz? Oradan, buradan dolma bilgilerle, sanatta gerçek içsellikten uzak olmasına karşın çok büyük bir küratörümüz oldu. Bu yolla çok para kazanmak istedi ve kazandı. Ülkenin  sanatta dibe vurmasına neden olmayı da başardı… Neyi başaramadı? Benim haksız çıkmamı ve bugüne dek tek bir genç sanatçıyı ortaya çıkarmayı başaramadı… Şu an gerçekten başımızın büyük bir belası… Ülkenin üstüne  sanat diye yılan gibi çöreklenmiş o denli kendini bilmezler var ki, sanat ne yapsın; gençler ne yapsın? Bunlar bir iki kişi değil, bir sürü, bir sürü…

Gençlere geleceği veremezseniz semeresini de alamazsınız. Geçmişten verdiğim örnekle sorunu bir kişiye yüklemek gibi bir düşüncem yok. Gençler diye yola çıkmaya çalışan ve elinde olanakları olduğu hâlde sanata bakışlarındaki eksikleri ve yetersizlikleri nedeniyle başaramayanlara örnek vermek istedim. Daha sonra buna benzer çok şeyler yapılmak istendi. Galeriler arttı, sanat eğitimi veren kurumlar çoğaldı. Güzel Sanatlar Liseleri açıldı. Küratörlerimiz sürüsüne bereket çoğaldı. Gelin görün ki çağdaş ve evrensel nitelikte genç sanatçılarımız çıkmadı. Çıkmışsa da onu ülkeden kovmuşuzdur. Yapay bir sanat anlayışıyla çıkmaması hiç de şaşırtıcı değil.

Tüm bu ve buna benzer sorunların nedenlerinin anlaşılmayışı çok şaşırtıcı. Buna karşın sözde gençleri kurtarıcı olarak gören, çok ciddi bir çözüm bulduklarını sananların akıl vermeleri çok daha şaşırtıcı.

Ne ektik, ne biçiyoruz; bunu anlayalım önce…

Bu yazı nedeniyle buraya konulmuş olan çalışmalar 2016 yılında Düsseldorf Güzel Sanatlar Akademisi öğrencilerinin yıllık sergisinden alınmıştır. Ne verilince neyin alındığı anlaşılacaktır sanırım.

pict6879

Share Button

Yorumlara kapalıdır