Alice.. Yaşasın Keşir Kedisi, değartlab, (23 Kasım – 24 Aralık 2016)

Share Button

alice

“Ben deliler arasında ne yapayım?” dedi Alice.

“Başka çaren yok ki,” dedi Kedi, “hepimiz deliyiz burada. Ben deliyim. Sen delisin.”

“Lütfen söyler misin bana, burada ne yana gidebilirim?”

“Bu gitmek istediğin yere bağlı,” dedi Kedi.

“Bakalım hiç girebilecek misin ki? Dedi Uşak. “Hepsinden önce bunu yanıtlamak gerek.”

“Diyeceğim,” diye atıldı Alice, “yani ne diyorsam onu demek istiyorum, ikisi de aynı kapıya çıkar.”

“Mutlaka delisindir,” dedi Kedi, “yoksa burada ne işin var?”

Canım çorba!

Canım çorba!

Akşám çorbası,

Canım canım çorba.

“Ben kendim değilim ki kendi dediğimi açıklayabileyim;”

Yaşıyorum masalı!

Neden oluyor bunlar? Arkadaşlarından öğrendikleri basit kuralları akıllarına getirmedikleri için:

“ O zaman,  ‘Yediğimi görüyorum’ demekle ‘Gördüğümü yiyorum’ demek de aynı kapıya çıkar diyeceksin!”

“Herkes kendi işine baksa”, diye homurdandı Düşes, “dünya şimdikinden daha hızlı dönerdi mutlaka.”

“Şeklin düzgünlüğünün pek önemi yok,” diyordu;

“ , kalıptan kalıba girmek de insanın aklını karıştırıyor.”

“O zaman, ne demek istiyorsan, onu demen gerekir.”

“Yeter ki bir yere varayım,” diye ekledi.

“Karıştırmaz,” dedi Tırtıl.

“Tabii varırsın,” dedi Kedi, “yürümekten yılmazsan,  bir yere varırsın elbet.”

Yaşıyorum masalı!

Çabuk şunun kafasını uçurun! Çabuk!

“O zaman ne yana gitsen olur,” dedi Kedi.

Saçma!

“daha basitleştirmek gerekirse: ‘Başkalarına karşı göründüğün gibi olmaktan başka bir şey olmaya çalışma ki, olduğun gibi görünmekten başka bir şeye çalışmış olduğunu sanmasınlar’.”

“Sen çok fukara bir konuşmacısın,” dedi Kral.

“Önemli-önemsiz-önemsiz-önemli…”

“Burada büyümeye hakkın yok,” dedi Tarla Faresi.

Yaşıyorum masalı!

Şey ne güzel bir gün! Kimsede kafa diye bir şey kalmadı.

“Yani biraz daha az alman,” dedi Şapkacı, “ hiçten daha fazlasını almak, çok kolay olsa gerek.” 

“ama yelkovanla akrebi istediğin kadar bir buçukta tutabileceğine göre.”

önümdeki geçit, işte bak, kalkmış gitmiş ötede dolaşıyor;

Kuzgun neden yazı masasına benzer?

“Sus, sus çocuğum!” dedi Düşes. “Her şeyden bir ders çıkarılabilir, yeter ki insanın gözü açık olsun.”

“Çabuk şunun kafasını uçurun! Çabuk!”

sonra aritmetiğin çeşitli dalları: hoplama, zıbarma, dönme, çarpıtma.

Yaşıyorum masalı!

“hiç çokluğun resmini gördün mü, nasıl olduğunu biliyor musun?”

“Belki de çıkarılacak bir ders yoktur,” diyecek oldu Alice.

“Çorba, bibersiz de olur pekala. Belki de insanların ağzını biber bozuyor,”

“Çarpıtma diye bir şey hiç duymadın ha!” diye haykırdı. “Ama düzeltmenin ne demek olduğunu bilirsin herhalde?”

“Benim deli olduğumu nereden çıkarıyorsun?”

“Derslere boşuna ders dememişler,” dedi Ejder, “ders saatleri boyuna ters gider de ondan.”

Kraliçe hazretlerinin buyruğuyla kimsede kafa diye bir şey kalmadı,

“Ne tuhaf saat!” dedi.

“Gittikçe garipleştikçe gittikçe garipleşiyor!” diye haykırdı Alice.

Yaşıyorum masalı!

“Kediler krallara bakabilirler,” dedi Alice,

“Sen de zamanı benim kadar iyi bilseydin,” dedi Şapkacı, “onu harcamaktan söz açmazdın. Ondan daha saygıyla söz ederdin.”

“Gittikçe garipleştikçe gittikçe garipleşiyor!” diye haykırdı Alice.

Cellada göre, gövdesi olmayan bir kafa kesilemezdi;

Dediklerine bakılırsa gülence ve ağlanca öğretirmiş.

Saçma!

Yaşıyorum masalı!

“Çabuk şunun kafasını uçurun! Çabuk!”

Kraliçe’ye göre, bir dakikaya kadar bir sonuca varılmazsa, herkesin kafası kesilecekti.

“Şimdiii,” dedi Kedi, “köpek kızınca hırlar, sevinince de kuyruğunu sallar, biliyorsun. Bense sevinince hırlar, kızınca kuyruğumu sallarım. Demek ki ben deliyim.”

Cellada göre, gövdesi olmayan bir kafa kesilemezdi;

“Demek ki ben deliyim.”

Kral’a göre, kafası olan her şeyin kafası uçurulabilirdi,

“hepimiz deliyiz burada. Ben deliyim. Sen delisin.”

İstedikleri zaman koşuyor, dileyince duruyorlardı;

Share Button

Yorumlara kapalıdır