• Translate

Vecdi Uzun: Ertuğ Göktaş “En sevdiğim seyircilerim çocuklardır.”

Share Button
Ertuğ Göktaş

Ertuğ Göktaş

“Resimlerimin çok fazla eve girip yüzlerce duvara asılmalarındansa hayal gücü sınırlanmamış zihinleri, sihirli dünyalara yolculuğa çıkartabilecek kadar değerli duvarlara asılmasını tercih ederim.“

Vecdi Uzun: Bize kendinizden ve genel hayat felsefenizden bahseder misiniz?

Ertuğ Göktaş: 1979 yılında İstanbul’ da doğdum ve çocukluğum da İstanbul’da geçti. Bilkent Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü’nden 2002 yılında mezun oldum. Aldığım eğitim sonucunda reklam sektöründe çalışmaya başladım ve halen kendi kurduğum tasarım şirketinde reklam sektöründe çalışmaya devam etmekteyim. Genel anlamda sanatla iç içe olan bir aileden geliyorum. Kendimi bildim bileli sanatın her kolu evimizin içindeydi. “Hayalimdeki İstanbul” konulu bir resim yarışmasında ilkokulda aldığım ödül sonrasında hayatımın geri kalan kısmında genel iletişim platformumun çizgiler ve renkler olması gerektiğine o yaşlarda karar verdim ve geleceğimi bu karar çerçevesinde şekillendirdim. Türkiye’de sanat eğitimi alanlar içerisinde en şanslı olan öğrencilerden olduğumu düşünüyorum. Bilkent Üniversitesi’nde aldığımız eğitimde grafik tasarımın ve diğer birçok güzel sanat dallarının profesyonel prensiplerini dünyanın çeşitli ülkelerinden gelmiş çok farklı dünya görüşü, vizyonu ve profesyonelliği olan değerli sanatçılarından öğrenme şansını yakaladım. Bizi hiç kısıtlamadılar ve hiç bir zaman kalıplar içine hapsetmeye çalışmadılar. Buna karşılık bizi her zaman yaratıcı ve fikir sahibi olmamız için zorladılar.

Huzur benim kendimi ve hayat felsefemi tanımlamak için kullanacağım tek kelimedir. Genel hayat felsefem olarak ifade edebileceğim duygu sanırım ancak “Huzur” olabilir. Hep huzurlu olacağım yerlerde bulunurum, hep huzurlu olacağım canlılarla beraber olurum ve hep huzurlu olacağım işleri yaparım. Benim hayat lüksüm de budur. Huzuru resimlerimde çok rahat görebilirsiniz.

100x100cm-kanvas-uzeri-akrilik-1

V.U.: Resimlerinizde renklerin sizin için çok büyük önem taşıdığı gözlenmektedir. Bize resimlerinizi anlatır mısınız?

E.G.: Resimlerimdeki genel prensibim de aslında huzurdur. Beni strese sokmayan malzemelerle bana huzur veren resimler yaparım. Renk kullanmak da genel olarak beni rahatlatan ve huzur veren bir etkinliktir. Resim yaparken kısıtlanmayı sevmediğim için elimin altında hemen hemen her boya çeşidi ve çok geniş renk skalaları olmasını sağlarım.

Genelde büyük boy kanvas üzerine veya küçük boy kâğıt üzerine çalışırım. Tüm resimlerim iyi planlanmış katmanlardan oluşur. Resimlerimi X-Ray Floresans (XRF) analizleri ile incelerseniz veya üzerini kazımaya başlasanız her katmanda kendini ifade edebilecek farklı bir resimle karşılaşırsınız. Bu tarz çalışmayı renkleri ve boya çeşitliliğini sevmem sayesinde rahatlıkla yapabiliyorum. Resimlerimin bu güce ve özgüvene sahip olması bana çok büyük haz veriyor.

Resimlerimdeki temalarımı da hep huzur ana başlığı altında doğa, insan, aşk ve iletişim alt başlıkları üzerine kurgularım.

100x100cm-kanvas-uzeri-akrilik-2 (1)

V.U.: Son çalışmalarınızdan oluşan aşk serisi hakkında daha detaylı bilgi verir misiniz?

E.G.: Son dönemde herkes tarafından bilinen efsaneleşmiş aşklar üzerinde daha fazla düşünmeye başladım ve dünyada hemen hemen herkes tarafından bilinen aşk figürleri bu çok katmanlı resimlerimin ana kurgusunu oluşturuyor

Romeo ve Juliet, Hürrem ve Sultan Süleyman, Napolyon ve Josephine, Leyla ve Mecnun gibi bazıları hayal ürünü, bazıları ise gerçek olan aşkları inceliyorum. Aslında iki insan arasına sıkışmış “soyut” heyecanların bütün dünya tarafından biliniyor hale gelmesi, kitaplarının yazılması, filmlerinin ve şarkılarının yapılması ne kadar büyük bir şey!

Dünya tarihini bir saniye içerisinde değiştirebilen, ölümle yaşam arasında insan olduğumuzu bize hissettiren ve hatta insana atomu bile parçalayabileceğini düşündüren heyecanları, duyguları, düşünceleri, hırsları ve sevinçleri resimlerimde anlatıyorum. Kısacası aşkları ve hayatlarımızı doğrudan etkileyen gücü resmediyorum…

Herkes tarafından çok bilinmesine rağmen bu hikâyelerin sonlarının farklı olması benim dikkatimi çekmektedir. Tüm resimlerimin düşünce ve hazırlık aşamalarımda ve resimlerimde bu hikâyelerin sonlarına odaklanmış vaziyetteyim. Herkes için bilinen bu hikâyelerin sonlarını ben de kendimce soyut bir dille resmediyorum. Çalışmalarımda soyut resim tercih etmemin nedeni kavramların gücüne ve etkisine inanmamın yanı sıra bunu anlatmanın en iyi dili olarak da soyutlamayla yapılabileceğini düşünmekteyim.  Soyut kavramlar ile anlatım beni her zaman etkilemekte ve resimlerimi her zaman bu dil ile anlatmaya çalışmaktayım.

Sanatımda birde meditasyon kısmım var. Bu meditasyonu da kâğıt üzerine zengin renk ve doku kombinasyonlarına dayalı soyut ekspresyonist resimlerimle yapıyorum. Bu resimler kendi zihin yolculuğumun duraklarıdır. Resimlerin her birini yaparken yüksek konsantrasyon içinde büyük bir boşluk yaşıyorum. Bunlar soyut resimler olmasına rağmen kaynağını doğadan alan ve hayat bulan resimlerdir. Doğadaki detayların hikâyeleri resimlerimde gözlenebilir. Tüm dokular doğanın saflığı ve temizliğine sahiptir. Sadece renk resme ihtiyaç duyulan derinliği ve gücü katamaz. Doku renkle birlikte resme derinlik katar ve gücü artırır.

100x100cm-kanvas-uzeri-akrilik-3

V.U.: Üretken olmanıza rağmen neden çok az sergi açıyorsunuz?

E.G.: Genel anlamda üretken olmayı çok severim. Profesyonel iş hayatımda da tercih edilen bir isim olmamın en büyük nedeni korkusuzca ve layığıyla işler ürete bilmemdir. Denemeye çok açık bir insanımdır. Neredeyse bitmiş ve insanların çok beğendiği bir resmimi bile bozup üzerinde yeni şeyler denemeyi çok severim. Bu deneysel yaklaşımlar; çocukken meraktan içini açıp bozduğum oyuncaklar hariç beni hep daha iyi sonuçlara götürmüştür. Bu sonuçları izleyen ve beni bir şekilde takip eden bazı sanatseverler bu zamana kadar sergi açmama fırsat vermeden yaptığım resimlerimin birçoğunu sahiplendiler ve beni desteklediler. Ayrıca günümüzde sanat etkinliklerinin çoğunun sabun köpüğü gibi olduğuna ve amacının sadece sosyalleşmek olduğuna inanmaktayım. Ülkemizde açılan birçok serginin güzel vakit geçirmekten öteye gidemediğini, sanatçının mesajını iletemeyip, tanıtımı yapamadığı ve sadece kataloglarındaki uzayıp giden “sanatçının sergileri” satırlarından ibaret olduğunu düşünüyorum. Düşünsenize bir ressamın kataloğuna bakıyorsunuz açılan kişisel sergi sayısı “elli”, karma sergi sayısı “yüz”. Bu sanatçıyı ülke genelinde bilen var mı? “Hayır”. Bu çerçevede gerçek paylaşım sinerjisinin oluşmayacağı sergiler açmaktansa gerçekten beni tanımak ya da anlamak için vakit ve enerji harcayan insanlarla tanışmaya ve onlara vakit ayırmaya çalışıyorum. Ülkemizde bu sinerjinin oluştuğu çok güzel ve değerli etkinliklerde oluyor. Ben de bu tarz etkinliklere katılmaya çalışıyorum, ama bu düzeydeki etkinliklere çok az sayıda genç sanatçı katılıp kendini tanıtma şansını bulabiliyor.

60x40cm-kagit-uzeri-akrilik-2

V.U.: Ülkemizde sanatın ve genç ressamların geleceği nedir?

E.G.: Türkiye her anlamda geliştiği gibi sosyal ve kültürel anlamda da gelişiyor. Bu gelişimle birlikte sanat ve sanatçıya değer de her gün artıyor. Her gün yeni bir galeri açılıyor. Bu galerilerin duvarları resimlerle süsleniyor. Sanata yatırım yapanların, genç sanatçıları takip edenlerin ve sanatçıların hikâyelerini merak edenlerin sayısı devamlı artıyor. Ülkemizdeki sanatın geleceğinin sağlamlaşması ve değerinin artması için sanatçıların özgünlüğünü koruması ve dünyadaki gelişmeleri devamlı takip etmesi gerekiyor. Bilgi birikimini ve tecrübesini arttırmak için paylaşmayı amaç edinen, denemekten korkmayan genç ve tecrübeli sanatçılarımızın sayısı arttıkça ülkemizde daha değerli sanat eserlerinin üretiminin ortaya çıkacağını düşünmekteyim. Bu artışın da kişisel yatırımın getirisini almaktan daha çok Ulusal ve Evrensel sonuç yaratacağından eminim. Genç sanatçıların dünyadaki trendleri takip edip kendilerine sanat toplulukları oluşturması gerektiğinin daha doğru olacağını ve sistem içerisinde topluluk olarak kendilerine daha büyük yerler bulabileceklerini düşünüyorum. Bu toplulukların Dünya’da ve ülkemizde çok başarıya ulaşmış örnekleri de bulunmaktadır.

60x40cm-kagit-uzeri-akrilik-3

V.U.: Bir reklamcı gözüyle çalışmalarınızı incelediğinizde ne anlatırsınız?

E.G.: Bir reklamcı gözüyle, kendi resimlerimde de başarılı bir reklamdan aldığım hazzın aynısını hissedebiliyorum. Çünkü her ikisinin de derinliklerinde seyirciye sürprizler vardır. Sürprizler her zaman etkileyici olup, kötü bir sonu bile iyi gibi gösterme, bu sonu unutulmaz ve akıllardan çıkmayan bir efsane haline dönüştürme yeteneği vardır.

V.U.: Sanat anlamında geleceğe dair planlarınız nelerdir?

E.G.: Resim yapmak benim için hayatımda bulunan her olgudan biraz daha farklıdır. Hayatım her aşamasında hep planlı olmaya çalışırım. Resimle ilgili planlar yapmaktan çok onunla ilgili arzularım bulunmaktadır. Genelde resim yapan insanların amacı sanatının diğer insanlar tarafından algılanması, resimlerinin girebildiği kadar eve girip, asıla bildiği kadar çok sayıda duvarlara asılmasıdır. Ben bu konuda daha farklı şeyler arzuluyorum. Ben evimin yanında bulunan atölyemde yaz ve kış kapı açık olarak resim yapıyorum. Bütün komşularım, onların çocukları, evimizin önünden geçen bütün yabancılar ve hatta mahallemizdeki bütün hayvanlar beni resim yaparken izliyorlar ve resimlerime yorumlar yapıyorlar. Benim için hepsinin fikirleri çok önemli, ama en çok da çocukların düşüncelerini önemserim. Onların inanılmaz hayal güçleri bulunmaktadır. Çocuklar yetişkinlerin aksine resimlerimi objelere benzetmeye çalışmaktansa onları kendi içinde ve kendileri için hayal etmeye ve resimlerimi soyut temalarla ifade etmeye çalışıyorlar. Onlara soğuk, sıcak, üzgün, sevinçli, kızgın gibi isimler veriyorlar. Bir ressam olarak insanların resimlerimi anlamaya çalışmaktansa onlara bakarken özgürce hayal kurup, kendi içlerindekini dışarı çıkartmasını bekliyorum. İzleyicilerimin resmime bakarken bir çocuk kadar safça üzülüp bir çocuk kadar fütursuzca sevmelerini ve kendilerini kalıplara ve objelere hapsetmemesini istiyorum. Bütün dünya algılarını, görsel ve ruhsal prangalarını dışarıda bırakıp başka dünyalara yolculuğa hazırlansınlar. Daha önce hiç olmadıkları kadar özgür olsunlar.

200x200cm-kanvas-uzeri-akrilik-ebru-boyasi-1

V.U.: Son Olarak Kolaj Art Okuyucularına Ne iletmek İstersiniz?

E.G.: Kendimize sadece bakmayı değil, görmeyi de öğretmeliyiz. Hayatımız görebildiklerimiz kadar zengindir, ya da göremediklerimiz kadar fakir. Etrafımızdaki güzellikleri görebileceğimiz ve onların keyfine varabileceğimiz bir Dünyada resim yapabilmek ve onları paylaşabilmek en büyük arzum. Umarım resimlerimiz sadece duvarlara asılan renkli ambiyanslar olarak kalmaz, aynı zamanda fikirlerin, değerlerin ve sevginin birer savunucusu olma özelliklerine de sahip olabilir, biz de her zaman alışılmamışın ve yeninin peşinde koşabiliriz.

Share Button

Comments are closed