Vecdi Uzun: Banu Taşkent, Evrendeki Büyük Denge ve Geometri

Share Button

a

“Resmim geometrik dilin sözlüğe çevrilerek kendi dünyamın ve hikâyelerimin yaratımıdır. Uyguladığım üç katmanın kendi içlerinde bağlantıları olup, renk, şekil ve renk geçişleriyle kendi dünyamı anlatmaktayım.”

 

Vecdi Uzun: Kendinizden, sanat ve yaşam sürecinizden bahseder misiniz? Başlangıçtan bugüne gelirken resim sanatında hangi yollardan geçtiniz?

Banu Taşkent: İlkokuldan itibaren bütün defterlerimin boş kısımları çizimlerle doluydu. O yıllarda öğretmenlerim her ne kadar ‘’Defter dediğin düzenli olmalı ‘’ dese de benim düzenim buydu.  Israrla çizmeye devam ettim. İlkokul bitene kadar kitaplarımın dahil boş kısımlarında en ufak boşluk yoktu. Yaşıtlarımın çiçek, böcek çizmesine karşın, ben oyun karakterleri ve oynadığım oyunlardan mekânlar çizerdim. Özellikle ‘’Tomb Raider’’ ve oyun içi mekanları, çizmeyi en sevdiğim “yaratı” lardı. O yaşlarda her çocuk ilgisine göre yönlendirilmeli, gerekli kurslara gönderilmelidir.

Lise dönemime geçtiğimde ise ders defterlerine kitaplarına değil, özel olarak edindiğim defterlere eskizler çizmeye başladım.  Çiziyordum,  fakat kimseye bunu gösterme ihtiyacım olmamıştı. Defterim,  çizimlerim ve ben sürekli buluşup yanımıza bir dördüncü istemedik uzun yıllarca. Bu dönemde geometriye olan ilgim çizimlerime yansıdı.  Lise bittiğinde ‘’Çevre Düzenleme ve Tasarım’’ bölümünü kazanmıştım. Fakat istediğim şeyin tam olarak bu olmadığına karar verip  bir dershaneye kayıt oldum. Bu sürede çok değerli bir hocam beni uzaktan izlemiş ve ‘’Sürekli bir şeyler karalıyorsun, daha yakından bakabilir miyim?’’ sorusuyla isteklerimin ve yapabildiklerimin farkına varmamı sağladı. O yıl Hacettepe Üniversitesi Resim Bölümü’ nü kazandım (2009). Okul;  hayal gücümün ve becerilerimin kendi benliğimin dışına çıkmadan sanatımı ve sanat anlayışımı geliştirdiğim bir kapı oldu. Beni ben olarak kabul edip, sanata bakışımı değiştirmeye çalışmadan, üzerine daha çok ekleyen ve gerçekten bizler için hep iyisini isteyen Sayın Hüsnü Dokak ve Sayın İsmail Ateş hocalarıma teşekkürü bir borç bilirim. Bu dönemde birçok karma sergiye katıldım. Saraybosna’ da ‘’Dört Kuşak Çağdaş Türk Sanatı’’ adı altında Adnan Turani, Turan Erol, Burhan Doğançay, Zafer Gençaydın, Hayati Misman,  M.Zahit Büyükişliyen gibi bir çok sanatçıyla aynı sergide yer aldım.

Lisans dönemini şeref öğrencisi olarak bitirdim. Ardından 2015 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Bölümü Yüksek Lisans programını kazandım. Burada resimlerime ‘’Yığın’’ projemi ekleyerek devam ettim. Bu proje demir yığınlarının geometrik formlar ve renklendirmeyle şu ankinden daha akılda kalıcı, görselliği bozmak yerine destekleyici olmasıdır. Tez konumu ise ‘ Geometrik formların Konstrüktif Yapılanması’ adı altında sürdürmekteyim.

Gerçekten istenilen, değer verilen ve peşinden koşulan her hayali gerçekleştirmemiz mümkün. Sadece fazlasıyla çalışmak, hedefler belirlemek ve bu hedefler doğrultusunda her türlü bilgiye aç olmak gerekir.

 

V.U.: Son seri resimleriniz hakkında bilgi verir misiniz?

B.T.: Nesnelerin şehrin gri, yığın ve soğuk görüntüsünden uzaklaştırılıp, renklendirilmesi aynı zamanda geometrinin keskin çizgileri sayesinde yeniden hayat bulmasıdır. Şehir görselliği açısından bu durumun nesnenin kendi yüzeyinde de uygulanması gerektiğini düşünmekteyim.

1

V.U.: Resminizi anlatır mısınız? Sizin çalışmalarınızın farkı nedir? Bu resimlerle nereye ulaşmayı hedefliyorsunuz?

B.T.: Geometrik dilin sözlüğe çevrilerek kendi dünyamın ve hikayelerimin yaratımıdır. Uyguladığım 3 katmanın kendi içlerinde bağlantıları olup, renk, şekil ve renk geçişleriyle kendi dünyamı anlatmaktayım.  Farkı ise;  bir elektrik direği resmederken onu olduğu renklerle değil olması gereken renklerle boyamamı veya direğin arkasındaki ilk katmanda geometrik şekillerin, renklerin ve hatta boyama tarzının bir anlamı ve kurgulayarak sadece kendimde gizlediğim olayları örnek gösterebilirim. Ulaşmak istediğim hedef ise;  herhangi bir maddeden yapılmış, ne olduğu önemli olmayan her yığının bir sanat eserine dönüştürülebileceği ve böylelikle sokağa çıktığımızda müzeler, galeriler dışında sokakta da sanatı yaşayabileceğimiz alanlar oluşturmaktır.

 

V.U.: Sanata bakışınızı anlatınız?

B.T.: Sanat gözle görülenin dışında çoğu kişinin hayal bile edemediği düşüncelerin, mekanla birleşerek tek formdan koşarak kaçma çabasıdır. Geometriyi harf harf kurgulayarak çağdaş çizgiyi yakalamadaki çabam, bir ‘’J. R. R. Tolkien’’ kadar olmasa bile bir nebze geometrinin resimlerimde uyguladığım hikayelerimin yeni bir dil, yeni bir dünya,  sözlük niteliğinde kurgularımı yazmamı sağlamıştır. Aynı zamanda sanatın fotografik düzeyde olmaması gerektiğini düşünüyorum. Ayrı kulvarlardaki iki atı aynı düzlemde nasıl yarıştırabilirsiniz ki!

Sanatçı kendi iç dünyasını dışa aktarmalıdır. Sadece gözünün gördüğünü resmetmek, kopya etmenin bir faklı versiyonu olduğunu düşünmekteyim. Bu yüzden gerçek bir sanat eserinin, sanatçısının iş dünyasıyla da bağlantılı olması gerekir.

b

V.U.: Türkiye’de genç ressam olmanın avantaj ve dezavantajını anlatır mısınız?

B.T.: Yedi yıl önce bu soruyla karşılaşsam durumun vahim olduğundan bol bol bahsedebilirdim. Fakat son yıllarda genç sanatçılara destek veren, bir kaç sanat aşığı insan var. Bu insanlar olduğu sürece Türkiye’ de sanatın gelişerek devam edeceğini düşünüyorum. Dezavantaj olarak ise; bu gün ışığı insanlara destek olmak yerine kendi çıkarları için köstek olmaya çalışanlardır. Sanatçı camiasının büyümemesini isteyenler, ‘para bizde kalsın’ düşüncesiyle genç sanatçıların yolunu kapatmaya çalışan kişiler mevcut.  Sanat; sanatçının bencilliğinden sıyrıldığında ortaya çıkar. Ne yazık ki bencil insanların fazla olduğunu düşünüyorum. Ama bahsettiğim gün ışığı insanlar var oldukça biz de varız.

 

V.U.: Genç ressamların özgün resme yaklaşımının ne olması gerektiğini anlatır mısınız?

B.T.: Bir insanın kendine ressam diyebilmesi için özgün eserler üretmesi gerekir. Özgünlük olmayan bir yerde ressam olmaktan bahsedilemez. En başta resim yapabilmek için hayal gücü, analitik düşünebilme ve bir çift gözün çok daha fazlasını görebilme kabiliyeti gerekir. Taklit işler ya da esinlenmenin bir adım ötesine geçen sanat hırsızlığı, genç ressamların sadece ”genç” olarak kalmasını sağlar. Bu yüzden başkasının beynine ortak olunacağına, kendi aklıyla çizdiği bir çizgi dahi onu özgün kılacaktır.

 

V.U.: Sizi ve sanatınızı etkileyen sanatçılar kimlerdir?

B.T.: Kendi yorumum olarak ‘’Düzensizliğin düzenini’’ yaratan ressam Adem Genç beni her zaman etkilemiştir. Sonrasında Haluk Özden ve sevgili hocam İsmail Ateş renk geçişleri ve kusursuz net çizgileriyle eserleri başında uzun zaman geçirmemi sağlamıştır.

c

V.U.: Hiç resim satamazsanız bile resim çalışmaya devam eder misiniz?

B.T.: Resim satıp satamamanın sanatımı yönlendirme ya da resim yapmaktan vazgeçme gibi bir olasılığının olmadığını düşünüyorum.  Daha çok hayal edebildiğimi beyaz bir beze geçirmek beni mutlu edip, rahatlatıyor. Ben çizmesem, boyamasam, elim ve zihnim sürekli çizip boyamakta. Dünyaya on kez daha gelsem yine de resim yapacağımı kesin bir şekilde biliyorum. Bu duygular paha biçilemezdir. Bundan dolayı resim satmanın beni yüceltemeyeceği gibi satmamamın da küçülteceğini sanmıyorum.

 

V.U.: Bir ressam olarak yaşadığınız sıkıntılar nelerdir?

B.T.: Bir ressam ne kadar ‘’iyi’’ olsa da adı duyulmadıkça ikinci sınıf ressam gibi davranılmasıdır. ‘’İyi’’ ressam kime göre iyi, neye göre iyi ayrımı yapılmasına karşıyım. Ressamın iyisi kötüsü olmaz. Sadece çalışıp hak eden, çalışmayıp hak etmeyen vardır. Öyle ki;  günümüzde çalışan ressamlar, bazı galerilerin işleyiş sistemi nedeniyle ışığı yanmadan söndürülmektedir.

Banu Taşkent

Banu Taşkent

Banu Taşkent Kimdir?

18 Şubat 1989 Ankara’da doğdu. İlk ve Orta öğretiminin ardından, 2010 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Resim Bölümünü kazandı. 2014 yılında şeref öğrencisi olarak diplomasını aldı.2016 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Bölümü Lisansüstü Eğitimine başladı.  Birçok karma sergi ve çalıştaya katılan ressam, çalışmalarına Ankara’da devam etmektedir.

Share Button
Vecdi Uzun

Hakkında Vecdi Uzun

Vecdi UZUN 1959 Mersin Doğumludur. İşletme Fakültesi mezun olup, uzun yıllar Banka ve Finans sektöründe üst düzey yönetici olarak çalıştı. Halen bir dış ticaret şirketinin ortağıdır. Yayınlanmış romanları ve bazı resim sanatçıları anlatan biyografik kitapları bulunmaktadır. Şu an düzenli çeşitli gazete ve dergilerde başta “Genç Ressamlar” olmak üzere plastik sanatçıları tanıtıcı yazılar yayınlamaktadır.

Yorumlara kapalıdır