Hülya Küpçüoğlu:Duygu Sabancılar ile “Kısmen Otobiyografi” Üzerine

Share Button

Duygu Sabancılar’ın ‘Kısmen Otobiyografi’ adını taşıyan sergisi, geçtiğimiz günlerde SASAV’da açıldı. Sergi, sanatçının 80’li ve 90’lı yıllardaki hatıralarına odaklanıyor. Duygu Sabancılar geçmişten günümüze yetişkinlerin ideolojileri ile şekillenen çocuk dünyasına, manipülasyona uğradığı mekânlara, nesnelere ve kişilere, kimlik ve kimliksizleşme kavramları üzerinden bakıyor.

Hülya Küpçüoğlu :‘Kısmen Otobiyografi’ sergisi nasıl oluştu?

Duygu Sabancılar:Kısmen otobiyografi, aslında sürekli hatırlamamdan, hatırladıklarımı anlatmamdan ve yazmamdan oluştu, diyebilirim. Ancak esas şekillenme süreci sanatta yeterlik tez çalışmamla birlikte ortaya çıktı. Evet hatırlıyordum, anlatıyordum, yazıyordum ve aynı zamanda görsel olarak da üretiyordum. Ancak hatırladıklarımın ne kadarının bana ait olduğunu düşünmeye başladığımda bireyselden toplumsala uzanan karşılaşmalar ve bağlantılarla yüzleştim. Tüm bunları tez (eser metin)[1] çalışmamda nasıl bir araya getirebilirim diye düşündüğümde de otobiyografi kavramını kendime bahane ettim. Sonrasında otobiyografi kavramıyla beraber yazdım, çizdim, boyadım, kestim, yapıştırdım, belgeledim, fotoğraf çektim, internetten indirdim… Bireyselden toplumsala, toplumsaldan bireysele uzanan; hatırladıklarımla, hatırlanması gerekenlerle, hatırlanması gerektirilenlerle, yanlış hatırladıklarımla, hatırlamadıklarımla, unuttuklarımla, unutturulanlarla birlikte hafızanın hem sahibi hem kurbanı olan Duygu’nun hayat hikâyesini anlattım. Peki anlatılanların ne kadarı Duygu’ydu, ne kadarı Duygu’ya aitti? İşte o noktada “Kısmen Otobiyografi” kavramı oluştu ve bu serginin başlığı da içeriği de  bu sürecin bir devamı olarak ortaya çıktı.

H.K.:Bireysel hafızadan toplumsal hafızaya nasıl yüzleşmeler yaşandı?

D.S.: Doğduğum günden başlayabilirim… 8 Kasım 1982 doğumluyum, yani 7 Kasım 1982 anayasa referandumunun bir gün sonrası. Doğduğum günün gazete manşetleri ise şu şekilde: “Anayasa Kabul Edildi. Kenan Evren Cumhurbaşkanı” (Milliyet), “Yeni Anayasa İle Yeni Bir Dönem. Evren Cumhurbaşkanı” (Cumhuriyet) “Anayasa Ezici Bir Çoğunlukla Kabul Edildi” (Günaydın). Evet o gün bir kız çocuğu dünyaya geldi ama ne yaşadığı ülkeden ne de yaşadığı coğrafyadan bağımsız. Duygu doğdu, büyüdü ve okula gidecek yaşa geldi. İşte tam da o zaman, tüm okul hayatı boyunca, yaşadığı ülkeyle yüz yüze geldi. Peki ya bu yüzleşme sadece okul da mı yaşandı?  Hayır, hayır… Yaşadığım mahallenin adından oturduğum sokağa, gezdiğim şehirlerden izlediğim televizyona, oynadığım oyunlardan  çektirdiğim fotoğraflara dek hemen hemen her yerde o yüzleşmeler yaşandı.

2 (2)

“Tören Alanı 3”, 125×90 cm, tuval üzerine akrilik, 2018.

 

H.K.: Sergide farklı mekân çağrışımları var. Bu mekânların çocuk belleğindeki yeri ve çağrışımları noktasında neler söylersiniz?

D.S.: Ev, oda, sokak, okul, sınıf, bahçe, meydan ilk hissedilenler olabilir. Hafızanın mekânlarla birlikte oluştuğunu ve şekillendiğini düşünürsek hafızanın en çok şekillendirilmek istendiği yere “okul” a bakmamız gerekiyor, hem içerisine hem dışarısına. Binasına, sınıflarına, panolarına, bahçesine ve hatta tüm bunların renklerine… Sonra adına, müfredatına, önemli günlerine, törenlerine, törenlerdeki süslemelerine… İşte “Öğrenci Duygu”, “Öğrenci A” veya “Öğrenci B” siyah önlükleriyle oradalar. Sınıfta, okulda, okulun bahçesinde, şehrin ya da kasabanın meydanında. O meydandaki resmi tören alanında. “Çocuk Duygu”, “Çocuk A”, “Çocuk B” o önlükleri giydikleri için, öğrenci oldukları için protokolle de karşı karşıyalar.

2 (1)

“Öğrenci A”, “Öğrenci B”, 2x(50×70) cm, tuval üzerine akrilik, 2018.

H.K.:Yetişkinlerin ideolojik yaklaşımları, çocuk dünyasını nasıl bir kalıba koyuyor?

D.S.: Kurallar ve kalıplar… Ailenin ötesinde ülkenin, devletin hatta ve hatta hükümetlerin ideolojik yaklaşımları doğrultusunda kalıba sokulan çocuklar. Sanırım bunu, bu sergide yer almayan “Ne Dergi Ne Sergi Sadece Vergi” (2014) adlı işimin bir parçası olan on yaşındayken yaptığım bir resim üzerinden açıklayabilirim. İlkokul dördüncü sınıf öğrencisi olduğum 1992 yılında, Maliye Bakanlığı’nın düzenlediği vergi konulu resim yarışmasına katılmış ve Kırklareli il birincisi olmuştum. Maliye bakanlığı vergi ile ilgili düzenlediği çeşitli yarışmalarda gelecekte önemli işler başaracağına inandığı gençlerin iyi vatandaş olma idealine, vergi bilincinin geliştirilmesi yoluyla katkıda bulunacağını düşünmekte, toplumda vergi bilincini geliştirmesi konusunda vatandaşı çekirdekten yetiştirmek istemektedir. Bunun için 1992-1996 yılları arasında düzenlediği yarışmalardaki eserleri bir katalogda toplar. İl plaka numarasına göre düzenlenen bu kataloğun 136’ıncı sayfasında dereceye giren resmim yer almaktadır. Resimde vergi ile kalkınan bir Türkiye profili vardır. Barajları, fabrikaları, hastaneleri, okulları, köprüleri ve otoyollarıyla kalkınan bir Türkiye.  Benim bu resmim,  tıpkı  cumhuriyetin ilk yıllarında Dahiliye Vekâleti’nde (Cumhuriyetin Resmi Yayını) yayımlanan propaganda posterlerinde ya da Turgut Özal’ın televizyonda yayınlattığı “İcraatın İçinden” adlı tanıtım filmindeki görüntüler gibidir. Kısacası amaca ulaşılmıştır. Bir çocuk daha şekillendirilmiştir.

2 (2)

H.K.:Kimlik ve kimliksizleşme kavramlarını nasıl bir bağlamda ele alıyorsunuz?

D.S.:Bir dünyalı olarak, uydurulmuş tüm kimliklere dâhil olmamı ya da olamamamı nasıl açıklarım bilemiyorum, ancak bu durumu anlamaya çalışıyorum. O yüzden bana ait ya da bana aitmiş gibi gözüken kimliklerim üzerinden yola çıkarak hem kendimi hem de benimle bir noktada buluşan herkesin kimliğini anlatmaya çalışıyorum. Benim anılarım var, sizinkilerle bir değil. Benim anılarım var ve neredeyse sizinkilerle birebir. İşte bu ikili durumda anılarda aranan, bulunan ya da açığa çıkan kimlikler, öte yandan da tüm bunların bir sonucu olarak kimliksizleşme var.

3

“Protokol A”, “Protokol B”, “Protokol C”, 3x(50×70) cm, tuval üzerine akrilik, 2018.

[1] (bkz.), Duygu Sabancılar, “Bireysel Ve Toplumsal Hafıza Bağlamında Otobiyografik Sanat Yapıtı”, 2016.

 

Share Button

Yorumlara kapalıdır