Evrenin Duşu Da Sanat Mı? Sabahat Çıkıntaş, Mine Sanat – Antonino Sanat Galerisi (13 Kasım – 14 Aralık 2018)

Share Button

2013-80X40-TUVAL ÜZERİNE AKRİLİK.

ÇIKINTAŞ ESTETİĞİNİN DİRİMSEL YÖNÜ

 

Sanatta her şey, özellikle de başlangıçta, duygu işidir.[i]                                                                                                                                                              V.Kandinsky

 

Sabahat Çıkıntaş, sanat kavramını, fırça ya da kalemin kendilerine özgü tarzlarını kullanmak yerine daha nesnel materyaller kullanarak vurgulamayı tercih eden bir sanatçıdır. Doğa ve evrendeki değişim olgusunu varoluşsal bir izlekten hareketle sorgulama alanına dâhil eden sanatçı, daha çok “semiyotik” bir tabiatın öğeleriyle ortaya çıkan çok çeşitli sanatsal çalışma ve etkinliklere imza atmış, çizgi dışı ve yenilikçi ifade olasılıklarını çalışmalarında bir araya getirmiştir.

Başat bir düşünce olarak sanat, içinde yaşanılan zamanda tam olarak karşılanamayan istemlerin üretilmesine aracılık eder. Çalışmalarında yer alan her türlü fragmanlaştırma, rastlantı ve kaotik entropiye rağmen Çıkıntaş, evrensel dengenin farkında bir kişilik olarak doğanın dirimsel karakterine uyumlu ve kozmik bir birim arayışına tutkun düzenlemeleriyle öne çıkar. Bu doğrultudan hareketle, kare başta olmak üzere, daire, küre, dikdörtgen, üçgen, prizma ve kübik geometrik yapılar çalışmalarının yapı taşlarını oluşturur. Öte yandan, özellikle son dönem ürettiği yapıtlarında seçmiş olduğu teknik daha çok kolaj ve asamblaj (birleştirme) tekniğidir. Bilindiği gibi kolaj ve asamblaj, kendini zıt parçalarda açığa çıkarır. Çıkıntaş, “Düzenlemeler” ve “Duygu Trafiği Göstergeleri” adlı çalışmalarında olduğu gibi, kendi hayatında uzun yıllar yer etmiş; onunla yaşamış ya da fonksiyonel güncelliğini yitirerek bir kenara bırakılmış eski eşya, dergi, gazete, ambalaj naylonu ve fotoğraf gibi hazır nesneler kullanarak kurguladığı çalışmalarında genellikle bu teknikleri kullanmıştır. Bu düzenlemelerin her biri sanatçının içsel varoluş sorgulamalarının adeta yüzeye yansıyan parçaları gibidir. İşlevselliğini yitirmiş compact disc’lerin üzerine yapıştırılan görsel göstergeler ve sloganlarla kurgulanan bu seriler, ‘dönüşüm’ (transformation) kavramına yazgılı görünür. Daha öncesinde bir şekilde yaşamında yer eden her hangi bir ‘şey’, tekrar kullanıma sokulmuş; düşünsel bir sorgulama sonucunda ‘sanatsal nesne’ye dönüşmüş; başka bir boyuta evrilmiştir artık…

 

Çıkıntaş, ilk aşamada, tesadüf ve doğaçlama olarak ortaya çıkan spontane dışavurumlarla soyut formlar çizmeye başlamış, daha sonraki aşamalardaysa ele geçirdiği atık nesne fragmanlarını sezgisel kolaj uygulamaları biçiminde bir takım düzenlemeler yaparak oluşturmuştur.  Sanatçının sonuçta görsel bir sunum haline getirdiği bu atölye çalışmalarının çok geniş bir alana yayılması her şeyi parçalayıp işlevsel bağlamlarından koparılmış soyut veya geometrik yapılara dönüştürme girişimi hakkında söylenebilecek hususlar ister istemez öznel bir yaklaşım ve okuma problematiğini de zorunlu kılmaktadır.  Daha farklı bir anlatımla, Çıkıntaş’ın bu biçimde bir örtük anlam ya da süblime mesaj çalışmaları, Yeni Dada formalizmi, Duchamp’ın “Hazır Nesne”(Ready Made) bağlamındaki işleri veya güncel sanatta sıkça karşımıza çıkan kimlik, tinsellik ve mahremiyet gibi kavramsal oluşumlarla benzerlik gösterir ve bu tarz bir sanatsal öneri; her türlü çağdaş sanat yorumu, yaklaşımı ya da çözümlemesi, her şeyden önce tek başına tartışmalı bir süreç ortaya koymaktadır.

Çıkıntaş sanatının temel ilkeleri, kendi ruhsal titreşimlerinin ifadesi olarak somut değil, soyutlanmış formlar biçiminde kendisini gösterir. İlginç bir şekilde sanat nesnesine başka anlamlar vererek onu yeniden dönüştüren Çıkıntaş, görüsü ve teknik becerisi ile kendi başına hiçbir anlamı olmayan biçimleri, belirli bir amaca yönelik fikir ve kavramlarla doldurur. Bu durum, sanatsal biçeminin kavramsal karakterini açıkça ortaya koyar. Çıkıntaş estetiği aslen, geleneksel estetik ve entelektüel sanat felsefesinden ziyade, bir ruh durumu ya da duyarlılık tarzı olarak karşımıza çıkmaktadır. Soyut sanatın öncüsü Vassily Kandinsky’nin mistik bir yapıda birleşen formları nasıl bir içkin gereklilikten güdülendiyse, Çıkıntaş formları da,  ezoterik bir yapıda birleşen yapıları ve ruhani iç dinamikleri ile aynı içsel gerekliliğin nihai ürünleri olarak değerlendirilebilir.

Gerçekte, gazetelerden kesilmiş ya da gündelik hayattan imgeler taşıyan grafik parçalarının ya da sözcüklerin yapıtlara katılması, biçimsel açıdan Kübistlerin ve sonrasında Dadacıların kullandıkları teknikleri anımsatır. Geçen yüzyılda yaşamış Dadacılarla aynı kaygıları taşımıyor olsa da, kendine özgü görüş, duyuş, anlayış ve anlatış üslubu (biçem) bakımından öznel bir fikri, karşıt bir fikirle sorgulayarak yeni bir anlayışla sunmaktadır. Tıpkı Hegel’in “diyalektik mantık” anlayışında olduğu gibi: Önce tez, sonra anti tez ve sentez… Hegel’e göre sanat, maddeye sokulan ve maddeyi kendine benzeten sanatçının ruhudur. Çıkıntaş’ın kolaj ve asamblaj düzenlemelerinin yanı sıra diğer sanatsal pratikleri, tamamen kendi içsel duygulanımlarının sanatına yansıyan görüntüleri olarak Hegel öğretisine yakın görünür. Örneğin; solo sergi açılışlarında giydiği tasarım kostümler, bu gerçeği doğrular gibidir. Çıkıntaş estetiği, doğanın dirimini ve düzenini, giyilebilir bir sanat nesnesinden hareketle, bu kez sanatçının kendi bedeni üzerinden göstermiştir. Eski ve işlevselliğini yitirmiş bir eşya üzerine kurguladığı kolaj düzenlemelerini kostüm olarak giyerek sanatının aynası olan sanatçı, sergi sunumuna da böylece dahil olur. Ayrıca üzerine giydiği sanat yapıtından parça parça bölümlerin, elinde tuttuğu boş tuval şasesinden göründüğü ilginç bir sanatsal pratik, sergide izleyici ile buluşturulur. Diğer taraftan böylesi bir performans, hayatın sanatsallığına bir işaret gibi de yorumlanabilir. Çıkıntaş’ın neredeyse her sergisinde bir gelenek haline getirdiği kostüm performanslarında olduğu gibi kendine özgü sanatsal bakış açısı ve Dionysos’cu cesur girişimleri, sıra dışılığıyla gerçekten de övgüyü hak eder.

Kimi çalışmaları, tıpkı doğanın ya da evrenin gizil yapısında olduğu gibi çokluktan, birliğe; yani özden töze giden bir betimlemeyi önerir. Bu çalışmalarda Çıkıntaş, daha çok renkler ve biçimlerin matematik uyumunu gözler önüne serer. Doğal hayatta birbirinin yaratıcısı olan veya birbirinin tamamlayıcısı olan olguların ahengi oldukça estetik görünmektedir. Doğa ile baş başa kalındığı zaman hissedilen bu olağanüstü duygu, onun ritmik uyumudur. Bilindiği gibi uyumun yani harmoninin temeli çoklukta birliğe dayanmaktadır. Kozmik alanda birbirine bağlı hatta iç içe geçmiş ritimlerin ahenkli yapısı, çokluktan birliğe giden bir olguya gönderir. Suprematism’in öncüsü Kazimir Malevich’in bir objeye bağlı olmaktan kurtardığı saf biçimler öğretisi olan ‘soyut geometrik’ anlayışında olduğu gibi, Çıkıntaş estetiğinde duygulanım, his ve sezgi, en iyi bir şekilde, saflaşmış biçim ve monochromatic rengin açıklı koyulu varyasyonlarıyla ifade edilir. Sanatçı, hem geleneksel, görüntüsel ve sembolik uygulamalarla, hem öznel kurgular ve constructivist yapılarıyla, hem de ritmik bir düzenin içinde çoklu parçalara bölerek ayrıştırma ve ironiyi hapsettiği soyut geometrik düzenlemeleriyle izleyicisinin ilgi alanına dâhil olur. Bir simyacı gibi o, evrendeki gizli uyumu yakalayıp tuval yüzeyine yansıtmayı başarmış, içinde bulunduğu mekânda izleyicisini çoktan etki alanına almıştır artık…

 

Çıkıntaş yapıtlarının, denge-dengesizlik/düzen-düzensizlik gibi statik durumlarının içinde meydana getirdiği devinimle,  sadeleştirilmiş renk varyasyonlarının yaydığı titreşimle ve hali hazırda içinde bulunduğu mekân ile birlikte okunması gerekir. Öte yandan, bir kısmının farklı ve genelde işlenmiş alçakgönüllü malzemeler kullanılarak oluşturulan çalışmalar olduğu düşünüldüğünde, ciddi anlamda geleneksel beklentilerle kuşatılan bir sanat biçeminin kırılması bağlamında, sanat formlarının, kendilerini sınırlayan geleneklerden kurtarılmasına yardımcı olması bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. Bu tarz alternatif teknik ve yenilikçi bir sanat anlayışını, tekdüzeliğe düşmeyerek sanatı canlandırmaya aracı girişimler olarak değerlendirmek gerekiyor.

13 Kasım-14 Aralık 2018 tarihleri arasında Harbiye Kenter Tiyatrosu’nun üzerinde yer alan Antonino Sanat Galerisi’nde sanatçının bir solo sergisi düzenleniyor. “Evrenin Duşu da Sanat mı?” başlıklı sergi, sanatçının yapıtlarından seçilmiş örnekleri görmek için iyi bir fırsat!

Meral BOSTANCI (MA)[ii]

Eylül, 2018

[i] Kandinsky, V. (2009) Sanatta Zihinsellik Üstüne, s. 64. Çeviri: Tevfik Turan. Hayalbaz Kitabevi: İstanbul.

[ii] Art Theory and Criticism.

Share Button

Yorumlara kapalıdır