Vecdi Uzun: Bizi Oyunun İçinde Tutan Şey Nedir Sinan’ım?

Share Button
Sinan Dağ

Sinan Dağ

Sinan, çalışmalarının ve renklerinin büyüsünde değil; gündelik sohbetlerinin (sanatın yaşamın izini sürüp sürmediği, evrendeki yerimiz nedir, kâinatın merkezinde ne var, varlık ve düşünce bir midir vs. ) içinde bile sizi şaşırtacak şeyler saklayan bir hayalperesttir.

İster ondan “paha biçilmez bir şey olduğu için çay ve bir dilim ekmeğe dönüşen yaşlı adamın hikâyesini” dinleyin, ister Kafka’ya yakın karamsarlığın gölgesindeki çalışmalarından  bir parça sunsun. Onda sıradan adamın kendine has haykırışlarını duyarsınız.

Onun gösterdiği tarz duyarlılık, insanın doğası için bir icattır.

Tabii ki üstüne söylenecek çok söz var ama:

“Bu dünyanın dedikodusu toza benzer, o da gönül aynasını örter. Sen bir zaman için susmayı huy edin.”  Mevlana Celaleddin Rumi

Bizi oyunun içinde tutan şey nedir, Sinan’ım?

Sinan Dağ

Sinan Dağ

VECDİ UZUN: Başlangıçtan bugüne gelirken resim sanatında hangi yollardan geçtiniz?

SİNAN DAĞ: Resim yapmaya klasik anlayışların ve tekniklerin hepsini öğrenmekle başladım ve bunu daha sonra yeni materyaller ve yüzeylerle birleştirmeyle devam ettirdim. İş hayatımın benim gelişimimde büyük katkısı olmuştur. Çok fazla sanatsal projede görev almam ve saha çalışmalarında bulunmam malzemelerin kimyaları ve özelliklerini tanımama yol açtı. Şu an yapmış olduğum resimlerde ve çeşitli projelerimde malzemeye daha bilinçli şekilde yön verebiliyorum. Fikir-malzeme, kavram-malzeme birlikteliğini daha da geliştirdiğimi söyleyebilirim. Malzeme ne kadar değişirse değişsin, zaman isterse çok hızlı aksın fark etmiyor, benim karakterlerim malzeme ve zamanla yarışmıyorlar daha sakin bir evrim geçirmekteler. Doğanın mantığı gereği insan gibi yavaş yavaş olgunlaşıyorlar ve seyircinin karşısına hazırlanmış bir şekilde çıkıyorlar diyebilirim.

VECDİ UZUN: Şu an için Ankara ve İstanbul arasında gel-git içinde yaşayan bir ressam olarak her iki şehirdeki genç sanata bakış ile bu şehirlerdeki sanatseverlerden aldığınız tepki nasıldır?

SİNAN DAĞ: Öncelikle İstanbul’a yerleştiğimi söylemek isterim. Ankara İstanbul arasındaki gidip gelmeler yaşamımı ve üretimimi fazlasıyla beslese de yeni bir düzen kurmanın da zamanı gelmişti. Ben Ankaralıyım ve bu şehri çok iyi bildiğimi söylemek isterim. Bu şehirlerde sanata bakış açısı aslında aynı değişen tek bir husus var ki nitelikli iş üretme ve sürdürülebilirlik. Ankara’da bunu yapmak ekonomik açıdan daha kolay,  ama sanatseverlere ve alıcılara ulaşmak, görünürlüğü kılmak için epey bir mücadele vermek gerekiyor, İstanbul’da ise ufak tefek farklılıklarla tam tersi olduğunu söyleyebilirim. Orada her işin bir alıcısı var ve bir şekilde görünürlüğü sağlamak için doğru bağlantıları kurmak yeterli olabiliyor.  Sanatseverlerin, izleyicilerin, koleksiyonerlerin büyük bir kısmının İstanbul’da olduğunu görmekteyiz. Bu şehirde sergilere ve sosyal etkinliklere katılım daha fazla ve sergilerde genç sanatçıların işlerinin satıldığını da görmekteyiz. Bu da sanatçıyı üretmeye daha fazla teşvik ediyor diyebiliriz.  Ayrıca bir günde açılışına yetişemeyeceğiniz kadar çok sergi açılıyor desem yalan olmaz, alternatif çok fakat kalite konusunda seçici davranmak zorunda kalıyorsunuz.

Sinan DAĞ

Sinan DAĞ

VECDİ UZUN: Resminizi nasıl özetleyebiliriz? Resimlerinizle vermek istediğiniz mesaj nedir? Bunları nasıl kullanıyorsunuz?

SİNAN DAĞ: Benim resimlerimde yüzlerce farklı karakterin hikâyeleri yer almaktadır. Her hikâyede kendimden küçük bir not iliştirdiğim bu portreler serisi benim uzun yıllar boyu yaptığım serüvenlerin bir yansımasıdır. Resimlerimde çizdiğim karakterler popüler kültürden uzak,  sade ve basit yaşam tarzını benimsemiş,  temel ihtiyaçlarını karşılayan tiplemelerdir. Evet! Onların da bir hikâyeleri var. Ben sadece bu karakterleri en mahrem yer olan anılarından ve anılarımdan alıp farklı yüzeylerle buluşturdum. Karakterlerimde kim zaman hüzünlü bir ifade görürken kimi zamanda bir yakarış, serzeniş, isyan hatta başkaldırıyı da görebilirsiniz. Çünkü bu insanlar sıradan ve hayatımızın her noktasında karşılaşabileceğimiz tiplemelerdir. Çalışmaktan üretmekten ve hayatını idame ettirmek için verdiği mücadeleden zaman kalmıyor ki maske takıp kendilerine biçtikleri rolleri oynasınlar. Onlar bir şekilde kendileriyle barışık ve yaşamaya çalışan insanlar, dertlerini anlatış biçimleri bile sıradan ya gözlerini kaçırırlar ya da susarlar en fazla donuk bir ifadeyle bize bakarken buluruz yapmış olduğum resimlerde bu tiplemeleri. Bazı resimlerimde birden fazla karakteri bir araya getirip resmetmeye çalışıyorum. Zaman ve mekân kavramının göreceliliğini burada küçük tatlı enstantaneler eşliğinde birleştirip farklı yaşamlarında çakışması ve karşılaşmasını sağlıyorum. Nedeni ise çok basit, gerçek zaman diliminde bu karakterlerin ortak noktası olmam onların da birbirleri ile etkileşime geçmelerini sağlıyor ve yeni bir yaşam süreci başlıyor demektir. Ben sadece doğanın bana ve tüm insanlığa biçmiş olduğu görevimi tamamlıyorum. Resimlerini yaparak da tarihteki yerlerini belgelemekten başka bir şey yaptığımı söyleyemem. Bu dünyada benimle beraber nefes alan ve benimle etkileşime geçen herkesi koca bir tuvalde anılarımla ve anılarıyla tarihe not düşüyorum kısacası.

Sinan Dağ

Sinan Dağ

VECDİ UZUN: Son dönem yaptığınız bir resmi veya seriyi ele alarak buradan resminiz ile ilgili bir anlatım yapabilir misiniz?

SİNAN DAĞ: Resimlerimde kullandığım kavramlar ile ilgili çalışmalar yaparken çok fazla düşünmem ve malzemeyle oynamam gerekiyor. Bu yüzden seri resim yapmayı tercih ediyorum. Son dönem işlerimden  “Silence” serisine gelecek olursak burada da birbirinden farklı figürler ve yaşamlar görmekteyiz. Bu seri bir katalogun sayfaları üzerine resmedilmemiştir. Sessizlik henüz gün yüzüne çıkmamış bir başka sanatçıya ithafen yapılmış bir seri olma özelliği taşımaktadır. İki sanatçının da aynı zaman diliminde farklı mekânlarda olgunlaşma sürecinin bir sonucudur sessizlik serisi. İki insanın birbirini tamamlaması ne kadar uzun sürer ya da tamamlayabilirler mi, bu hepimiz için muallak bir soru olarak kalacaktır. Farklı iki insanı temsil eden çizim tekniğinin kullanıldığı bu seride bir bekleyiş ve yalnızlık dikkat çekmektedir.

Yeniden doğuşu simgeleyen bir sessizlik temasının kullanıldığı bu çizimlerde tipler donuk ve hüzünlü bir şekilde bakmaktadırlar. Bu hüznün altında gözlere net bir şekilde baktığımızda insanın içine işleyen umudu ve seslenişi aktarmaktadır. Çizgilere ve lekelere baktığımızda ise ithaf edilen sanatçının kafa karışıklıklarını ve arada kalmışlığını görmekteyiz. İki sanatçının da aynı yeryüzünde ayrı mekânlarda olmasını ise resimlerdeki mekân algısını yıkarak izleyiciye aktarmaya çalıştım diyebiliriz. Sadece akışa müdahale edilemeyen bu resimlerde olay-figür örgüsü birden fazla karakteri sürece dahil etmiş ve yaşamın kaotik bir şekilde kontrol edilemeyeceğini göstermiştir. Cinsiyetleri olmayan fakat çeşitli sembolleri ve işaretleri olan bu figürler ilişki yumağında önemli rol oynayan ana karakterleri temsil etmektedir.

Figürlerde kullanılan siyah, beyaz ve gri tonları dikkat çekmekte ve insan düşüncelerini temsil etmektedir. Düşüncelerin ne şekilde aktarıldığından ziyade ne anlaşıldığına vurgu yapan bu tiplemelerin konuşabilecekleri tek organları gözleridir. İnsanlar ne düşündüğüne değil, ağzından çıkan kelimelere bakarlar sözünden yola çıkarak figürleri susturmayı başardım diyebiliriz.

Tabii ki üstüne söylenecek çok söz var ama Mevlana Celaleddin Rumi’nin dediği gibi: “ Bu dünyanın dedikodusu toza benzer, o da gönül aynasını örter. Sen bir zaman için susmayı huy edin.”

Sinan Dağ

Sinan Dağ

VECDİ UZUN: Sanatın sadece tuvaldeki resim ve yağlı boya ile sınırlanmaması gerektiği düşüncenizden hareketle yaptığınız çalışmalardaki açılımı anlatır mısınız?

SİNAN DAĞ: Atölyecilik geleneğinden geldiğim için farklı malzemeler ile tanışmam ve bunları resimlerimde  ya da ürettiğim çeşitli kavramsal işlerimde kullanmam üniversite yıllarımda farklı bir gelişim göstermeme yol açtı. Malzemeler ve resimler eş zamanlı gelişim gösterdi ve tuval üzerinde klasik malzemelerle başladığım çalışmalarıma yeni materyal ve malzemeler ekleyerek farklı bir yorum katmaya çalıştım. Hayatımı kazanmam için para kazandıracak işler yapmam gerekiyordu. Bu da yeni malzemeler ve yeni yüzeyler demekti. Aslında ufkumun açılması sanırım aktif olarak çalışma hayatında kullandığım malzemelerle başladı. Resimlerime katkısı ise  okuduklarımın  ve malzemelerin bir araya gelmesiydi.

Resmin sadece çerçevesi çizilmiş alanlar ve malzemeler içinde kalmaması gerektiği düşüncesi elbette yeni keşfedilmedi ama denemek için ekonomik bir güç gerektiği de ortadaydı. İş yaparken işi öğrendim ve bunu sanatıma çeşitli yüzeylerde yansıtmaya çalıştım. Bu yaklaşımım sayesinde deneme fırsatı buldum fakat yadsınamaz gerçekten yani sanat eseri ve eserin kalıcılığı konusundan çok uzaklaştığımı söyleyemem. Sanat eserinin kalıcılığı konusuna gelecek olursak koleksiyonerler ve galerilerin burada savunduğu iki düşünce var. İlki kalıcılık mutlaka olmalı eserin satışı ve düzgün muhafaza edilmesi için bunu da geleneksel yöntemlerle sağlıyorlar. İkincisine gelecek olursak yenilikçi yaklaşım sergilenebilir ve alt metni olan eserler (tuval ya da herhangi bir yüzey sınırlaması olmayan) bu Eserleri üretmek kolay satmak zor. Bu iki durumda da sanatçı olarak aslında bir şekilde sübliminal mesajlara maruz kalıyoruz. Profesyonel olarak yaşamını buradan sağlayan bir sanatçı tuvalden bir şekilde kopamıyor. Ayrıca sanatın, sanat eserinin ve sanatçının günümüzde tanım ve kavram olarak değişime uğradığını düşünecek olursak kalıcılık ve nitelik konusu tartışılması gereken bir problem olarak ilk sırada karşımıza çıkmaktadır. Ne kadar modern hatta postmodern yaklaşımlar beğenilse de koleksiyonerlerin dünyada hâlâ tuval resmi, heykel ve çeşitli eserleri öncelikle topladığını hatta sanat piyasasında el değiştirdiğini biliyoruz. Denemekten korkmayan bir sanatçının maddi gücü elinde bulundurma zorunluluğu vardır. Ya da öldükten sonra bir ara kıymeti bilinir.

 

Sinan Dağ

Sinan Dağ

VECDİ UZUN: Türkiye’de yaşayan genç bir ressam olarak yaşadığınız sıkıntılar nedir? Sanatta özgünlük konusu hakkındaki düşünceniz nedir?

SİNAN DAĞ: Genç bir ressamdan ziyade insan olarak yaşamanın, nefes almanın, düşünmenin zor olduğu bir çağda hayatta kalmak için mücadele veriyoruz. Üretmek için geçici bile olsa benliğini yok sayması bir sanatçı ya da sanatçı adayı için en büyük sıkıntıdır. Malzemelerin pahalı olmasından ve galerilerin iletişime kapalı olmasından etkilendiğim gibi, zaten sanat dünyasının en büyük sıkıntısı olan sanatın birilerinin tekelinde olmasından ben de payımı alıyorum. Son dönemde karşılaştığım en büyük sıkıntı ise insanların artık iletişim kurmaması ve üretim konusunun neredeyse özgünlüğünü kaybetmiş görünmesidir. Bu da teknolojinin yanlış kullanılması ve aranan bilginin üstün körü geçilip istenilen noktaya çekilmesinden kaynaklıdır. Üretilen eserlerin plastik anlamda doygunluğu konusu tabii ki tartışılır fakat eserin alt metinle uyuşmaması ya da sonradan yazılan metinlerle karşılaşmamız bunun en büyük göstergesidir. Eksperlerin ve sanat tarihçilerinin bu duruma artık müdahil olmaması ya da dışarıda bırakılmaları söz konusu olabilir. Büyük ustaların ekol yetiştirmekten uzaklaştığını herkesin bir şekilde kabuğuna çekildiğini görüyoruz. Bu durum da kolektif üretimlerin azalmasına ve başka bahçelerde etkileşime geçmemeye yol açtı. Sanırım büyük şehirlerdeki en büyük problem -genç yaşlı fark etmez- sanatçıların birbirleriyle olan iletişim problemidir. Dünyadaki çağdaşlarımın yeni bir şey üretmek için günde en az 10 dakika kafa yorduklarını düşünecek olursak sıfır etkileşimle üretimin ne denli çok ama kısır olduğunu görebiliriz.

Bir başka sıkıntıya gelecek olursak sanat dünyasının içinde doğmak ile dışından içine girmeye çalışmak gibi kocaman bir problem var. Niteliği etkilediği herkes tarafından biliniyordu fakat son zamanlarda niceliği de fazlasıyla etkilemeye başladığı görülmektedir. Ayrıca İstanbul için ve galeriler için şöyle bir sıkıntı var konuşulan şeyi kâğıda dökmemek size aksi bir şekilde dönüş yapabiliyor.

Sinan Dağ

Sinan Dağ

VECDİ UZUN: Sanat, sanatçı ve ressam kavramlarının içeriği ve farklılığı nedir?

Sanat: Bir ömür

Sanatçı: Adanmışlık

Ressam: Resim yaparak hayatını kazanan kişi

Sanat kabul görmeyebilir, sanatçı değer görmeyebilir, anlaşılmayabilir, ressam aç kalabilir,  fakat bu üç kavram insanı işaret ediyor. İnsan olmazsa bu kavramların hiçbir önemi yok. O zaman insanın kıymetini bilmeliyiz, ona değer vermeliyiz ve herkesin bu dünyada tek olduğunu unutmamalıyız. Yapmamız gereken tek şey iyi bir insan olmaktır. Bunun dışındaki tüm kavram, unvan ve yargılar zaman ve çalışmanın ürünüdür.

VECDİ UZUN: Genç bir ressam olarak özgünlük hakkındaki düşünceniz nedir? Özgünlüğe doğru yol alırken yapmanız gereken ve izleyeceğiniz yol nedir?

Özgünlük konusunda benim elimde tek bir materyal var,  o da “BENİM” ve sonuna kadar kullanacağım. Bende vücut bulmayan bir iş üretmemin ne bana  ne de dünyaya hiçbir faydası yok. Özgünlüğün yolu bilgiden geçmektedir. Felsefe, sosyoloji, antropoloji, sanat tarihi, şiir okumayan biri nasıl sanat eseri üretebilir ki? İnsanı incelemeyen, anlamayan birinin yaptığı işin özgünlüğü tartışılmaz mı? Hiç âşık olmamış birinden aşkı tarif etmesini istememiz yanlış değil mi? Örneğin bulut resmi yapmak isteyen bir sanatçı bulut hakkında okumalı, bulutları seyretmeli ve bulutlar hakkında yazmalı, belki de bulutları yakalamaya çalışmalıdır. Kimin ne yaptığından ziyade senin ne yaptığın önemlidir.

Bence insanların kabuğuna bu kadar çekildiği ve sadece kendi pencerelerinden baktıkları bu evrende özgünlükten bahsetmek artık doğru değildir. Sanatın artık bir ayağı aksak, bir gözü kör ve dili lal olmuş durumda. Bu söylediklerim ümitsizlik değil, fakat üzerine çalışılması gereken noktalar. Hastanın iyileşmesi için öncelikle bu bölgelere pansuman yapmak gerekir.

Sinan Dağ

Sinan Dağ

 

VECDİ UZUN: Başta resim olmak üzere sizi ve sanatınızı etkileyen sanatçılar kimlerdir?

Van Gogh, Egon Schiele, Ivan Ayvazovski, Caspar David Friedrich, Georg Baselitz, Hüseyin Avni Lifij, Zafer Gençaydın,  Marcel Duchamp, İhap Hulusi Görey, Francesco Hayez vs. Şu an aklıma gelmeyen birçok ressam ve sanatçı var.

Dostoyevski, Tolstoy, Hermann Hesse, Irvin D. Yalom, Gogol, Goethe, Yaşar Kemal, Edip Cansever ve aklıma gelmeyen sayılı yazar, şair ve roman yazarı var.

VECDİ UZUN: Önümüzdeki dönem yurt dışı ve yurt içi sergileriniz hakkında bilgi verir misiniz?

Bu sezon için yurt içi ve yurt dışı sergilerimle alakalı görüşmelerim devam ediyor ve tarihler netleşince sizlerle paylaşacağım,  fakat bir süre önce dahil olduğum “YENİ NESİL SANAT” topluluğu ile bir süredir sergiler açmaktayım. Bu güzel topluluğun çeşitli sergilerinde yer almaya devam edeceğim ve güzel projelerle karşınıza çıkacağım.

ÖZGEÇMİŞ

1989 yılında Ankara’da doğan Sinan DAĞ, 2103 yılında Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-iş Öğretmenliği Programı’ndan mezun oldu. 2008 yılında kurucu üyesi olduğu “Nedensanat Atölyesi” dahilinde başlayan sanat hayatına, resim başta olmak üzere disiplinler arası plastik sanatlar alanında verdiği eserler ile devam etmektedir. Eserleri pek çok kişisel ve karma sergide yer almıştır.

 

 

 

 

 

Share Button

Yorumlara kapalıdır