Vecdi Uzun: Melih Polat, “Yarattığım formların temelinde renklerin absürtlüğü ve karakterlerin içinde yaşadığı ortamın formatının başka diyarlara ait sahnelenmesi var”

Share Button

Vecdi Uzun: Yaşam ve sanat süreçlerinizi, yaşadığınız şehir ve sanatla ilgili yaşantınızı anlatır mısınız? Sizi resim sanatına yönelten köşe taşı nedir?

Melih Polat: 1993 Eskişehir doğumluyum. Resimle tanışmam kalem tutma kabiliyetini kazanmamla başladı sanırım. İki- üç yaşlarında iken kuyruğundan başlayarak tek çizgide bitirdiğim hayvan figürleri her aile meclisinde dikkati üzerine topladığı an sanatçı olacağıma karar verilmişti. Fakat resim eğitimi almaya başlamam Eskişehir Anadolu G.S.L. yetenek sınavında tam puan alarak ilk sıradan girmemle oldu. Lisans yıllarımı da Eskişehir Anadolu Üniversitesi G.S.F. Baskı Sanatları bölümünde tamamladım. Lisans eğitimimin ortalarında tablolarıma ağırlık vermemle gerçek üstü çalışmalarım ortaya çıktı. Yurtdışındaki eski bir galericinin bana ulaşmasıyla bu resimler alıcı buldu ve üretimimin devamlılığına kaynak sağladı. Lisans eğitimimi tamamladıktan sonra çalışmalarıma devam ederken ek olarak 2018 yılında Plastik Sanatlar Formasyonu aldım. Yine aynı yıl içinde başladığım Anadolu Üniversitesi Baskı Sanatları Yüksek Lisansımın tez aşamasındayım. Doğduğum büyüdüğüm şehir olan Eskişehir’de atölye çalışmalarıma devam etmekteyim.

V.U.: Son dönemde Eskişehir’de sanatla ilgili ciddi bir atılım gözlenmektedir. Özellikle resim sanatı ile ilgili sağlanan bu gelişmenin etkenleri nedir?

M.P.: Şehrimizi medyadan  takip ettiğim üzere yeni bir modern sanat müzesi kazanıyor. Eskişehir’deki bu girişimlerden heyecan duymakla birlikte genç sanatçılara farkındalığın artmasını temenni ediyorum. Zira bu tarz projelerde yer alanların aynı yüzler olduğunu görüyoruz. Yetişen gençler;  başarıyı kazanmış ve tanınmış sanatçılara tehdit değildir. Yani bu gelişmeler sadece belli kitlelere yarıyormuş gibi kâğıt üstünde, tüm bunlar tabi ki;  kişisel fikrim. Bunun sebebi çok sayıda başarılı sayılabilecek mezun ya da öğrenci arkadaşımızın projelerde nasıl yer alabileceğini kestirememesi ve belli bir konuma erişmiş kişiler tarafından kabul görmemesi olabilir. Eskişehirli sanatçılarımız ve akademisyenlerimizin gençlerle daha güçlü bir iletişim ağı kurması gerektiği kanısındayım. Bu konuda taraflılığımın farkında olarak fikrimi dile getirme fırsatını kaçırmak istemedim.

V.U.: Sanatseverlere resimleriniz hakkında ne anlatmak istersiniz Resminizi nasıl tanımlayabilirsiniz?  Resminizde vermek istediğiniz mesaj nedir? Bu mesajlarınızı resminize yansıttığınızı düşünüyor musunuz? Eserlerinizdeki yansımaları ve ipuçlarını resminizde nasıl görebiliriz?

M.P.: Öncelikle belirtmek isterim ki; sanat benim için küçük yaşlarda hayalimdeki karakterlere denk oyun arkadaşları, araçları edinemediğim anlarda bu karakterleri üç boyutlu olarak ya da kağıt üzerinde çizerek var etmeye çalıştığım, eğlenme ihtiyacımı karşılama isteğimle hayatıma girdi. Eğlenceli temalar bu sebeple sanatıma hala büyük ölçüde tesir etmekte;  ister gerçek üstü,   isterse son dönemde farklılaşan resimlerimde gerçekle ilintili veya absürt hikayeli kompozisyonlar görmek mümkündür.

Yarattığım formların temelinde; çocukluğumdan gelen çizim tarzımı sanat eğitimi süzgecinden geçirerek, yetişkin deneyimlerimle tekrar uyarladığım, renklerin absürtlüğü ve karakterlerin içinde yaşadığı ortamın formatının başka diyarlara ait sahnelenmesi var. Ben mesajlarımı kendi adıma iletebildiğime inansam da, aksini düşünen mutlaka olacaktır.

Sorunun son kısmına gelecek olursak; Vereceğim ipuçları keşfedildiğinde tekrar görmezden gelinemeyeceği için resimlerime bakan her çift gözün kendi kurduğu bağlantı ya da hissettiklerinin benim yönlendirmemle tekdüzeleşmesini tercih etmiyorum. Sanatseverlerin farklı ve öznel yorumlamalarının resimlerimle kurdukları bağı zenginleştirdiğine inanıyorum.

Gerçek üstü resimlerimi yaptığım dönem figüratif ağırlıklı olup, anatomilerin deformasyonunun gerçeklikten çok fazla kopmadan, sanki o şekliyle var olmuşcasına resmettiğim bir anlayış vardı.

Önce formları kavrayıp daha sonra deformasyonlara ve soyutlamaya evrilen bir basitleştirme stratejisi denebilir. Pek çok sanatçının da izlediği yol bu şekilde olmakla birlikte, en sağlıklı yolun bu olduğu düşüncesindeyim. Ben de bu yolu izleyerek son dönem resimlerime ulaştım. Direkt olarak formları kavramadan soyutlamalar, deformasyonlara varan bir başlangıç yolu çizilirse bunun temelinin sağlam olmayacağı kanısındayım. Resimlerim genellikle imgeseldir. Hayalimde sürekli kompozisyon türetirim, daha sonra da birkaç eskizle onu güçlendirip hayata geçiririm. Bazen direkt tuvale başladığım istisnai zamanlar da olabiliyor. Hayatımda tanık olduğum, etkilendiğim bazı olayları kendi kompozisyon anlayışımla tekrar var ediyorum. Sahnelerin içine, olayın kilit noktalarını açan ve ya sebep olan nesneleri, ifade güçlülüğünü arttırmayı hedeflediğim organlarla tamamen ilişik bir şekilde konumlandırıyorum.

Resimlerimde mekânı ve figürleri tamamen iç içe geçmiş bir halde sıklıkla sunarım, ön arka ilişkisini çoğunlukla yok sayarım, bu da mekânın gerçeklik algısını tamamen öldürebiliyor. Sadece ifade gücünü ön plana çıkaran organların üzerinde şiddetli bir şekilde duruyorum. Son dönem çalışmalarım ilk algılanış sürecinde geometrik, kübik formlara yakınmış gibi gözükse de, biçimin arkasını göstermeyi hedefleyen bir yol izlemiyorum. Kübik sınıfına sokmak bu sebeple tam karşılığını zaten dolduramaz. Zaman zaman çok sert çizgilerle biçimlenen bir sahne yer yer fazla esnek çizgilerle de buluşuyor. Kararlı ve net çizgilerin ifade güçlülüğünü beslediğini düşünüyorum. Zaten oldum olası imgelerimi tek çizgide dışavuruyorum.

”Desires”  oil on canvas (150 x 220 cm) 2017 (Private collection, New York)

”Arzular” T.ü.y.b (150 x 220 cm) 2017 (Özel koleksiyon, New York)

Bu resimde cinayete kurban gitmek üzere olan evli bir kadını görüyoruz. Resimde silah tutan figür ailenin dışından biri olduğunun vurgusunu yapmak için kapı arkasında konumlandırılmıştır. Mekân açık şekilde resmedilmiş. Resmin sağ tarafında hiç bir olumsuz gönderme bulunmamakla birlikte, erkeğin kapıdaki kadının kim olduğunun farkında fakat arkası dönük olduğundan niyetini bilmediği yüz ifadesinden açıkça belli oluyor. Sol tarafta çiftin kullandığı yatak, resimde gerilimin temelindeki cinselliği de temsil ederek içindeki ev sahibesini canlanıp yutuverecekmiş gibi görünmekte. Burada figürün huzurlu ve dinlenmiş hissetmeyi umduğu yer olan yatak nesnesinin sizi yok etmeye çalıştığını düşünün. Evli kadının yansıttığı duyguları ve ifadeyi şiddetli şekilde vurgulamak hedeflendiğinden el, göz, ağız gibi organlar öne çıkarılarak konumlandırılmıştır. Her organ etkisi altında bulunduğu duruma göre farklı tepkiler yansıtmaktadır. Kadının sol gözünde hissettiği burukluk ve üzüntü yardım istermişçesine telefona bakmaktadır. Telefon; cansız olmasına rağmen sanatçının zaman zaman gerçeklikten kopan bakış açısından ruha kavuşup kendisine muhtaç olan kadının haline kayıtsız kalamadığından acılı ağlayan bir göz simgesi taşımakta. Kadının elindeki tek taş yüzük ve ya cinayeti işlemek isteyen kişinin başındaki hizmetkâr aksesuarı gibi olay örgüsü ile ilintili küçük ipuçları hikâyenin geldiği noktanın başlangıcına dair ihtimaller hakkında seyircide merak uyandırmayı hedefler. Erkeğin konumlandırıldığı yer ve ikilemi onun durumunu anlatırken, en sağdaki figür aşkıyla arasında duran engelden kurtulduğunda elde edeceklerinin hayaliyle histerik; yataktaki kadın ise dehşet içinde hayatta kalıp kalamayacağını merak ederken yüzünün, bedeninin aktardığı ifade ile uzanmaktadır. Resimde tansiyonun yükseldiği anlar çarpıcı renklerle kalın konturların buluştuğu bölgelere dikkat edilerek fark edilebilir. İzleyici bu büyük boyutlu resimdeki ipuçlarının arayışındayken kurgudaki sahneye bir anlığına tanık olur.  Resmin ortaya çıkmasında etkili olan faktörler arasında ülkemizde tırmanan şiddetin yanı sıra temelinde sevgi, aşk gibi pozitif olması gereken duyguların yer aldığı iddia edilerek işlenen suçlar vardır.

V.U.: Resminize olan bu ilginin yurt dışında daha fazla olmasının nedeni nedir? Yabancı sanatseverler resminizi daha iyi mi okuyabiliyor?

M.P.: Sanatımı okuma konusunda kıyaslama yapamam. Türkiye’deki sanatseverlerle henüz buluşmamı sağlayacak doğru organizasyon ya da kişilerle tanışma fırsatım olmadı, ama bir kaç alışveriş neticesinde şöyle bir kıyaslama yapabilirim; Türkiye’de sanat eserinin başarısından ziyade ekonomik konular öne çıkıyor. Eğer pazarlık kısmı, ya da sanatçının popülerliği yatırım bazında alıcıyı tatmin etmiyorsa eser tek başına kendini savunamıyor. Elbette kişisel birkaç deneyim gerçek sanat tutkunlarını zan altında bırakmamalıdır. Yurtdışında ise alıcılarım uzun yıllar koleksiyon yapan ve koleksiyonlarında Kandinsky, Kazimir Malevich gibi ressamların bulunduğu kişilerden de olduğu ve henüz beni yolun başında bir ressam olarak destekledikleri için onlara minnettarım. Aramızda geçen konuşmalar çoğunlukla resmimle kurdukları bağ ve sanatıma beğenileri çerçevesinde devam etti. Uzun süredir bunların üzerinde yükselen karşılıklı güven ve memnuniyet resimlerimi beğenerek koleksiyonlarına ekleyenlerin tavsiyeleri ile farklı ülkelerden yeni sanatseverlerle buluşmama yardım etti.

Türkiye’de herhangi bir galerinin bünyesinde bulunmadığım için resimlerime sosyal medya üzerinden gelen talepleri profesyonel anlamda yetersiz kalacağımı düşündüğüm için cevapsız bırakıyorum. Fakat yakın zamanda Eskişehir’deki ortak sanatsever dostlarımız vasıtasıyla fiziksel olarak bana ulaşan ve bir seri soyutlamamı satın alarak koleksiyona başlayan yeni dostlar da kazandım.

V.U.: Sizce sanat nedir? Sanatın yönü nereye yönelik olmalıdır?

M.P.: Sanat;  benim için klasik anlamda kabul gören tanımda duygularımızı, düşüncelerimizi ifade etmemizi sağlayan güçlü bir iletişim aracıdır. Özellikle kendi adıma sanat yolculuğum boyunca yaptığım resimler kelimelerim oldu.

Gelişen teknoloji sanatta araç olarak kullanılmalıdır. Sanatı belli kalıplara hapsetmeyi doğru bulmamakla birlikte teknolojinin araç olmanın ötesine henüz geçtiğini düşünmüyorum. Klasik teknik ve çeşitliliğin sanatı günümüzdeki deryaya dönüştürdüğünü unutmamalı,  ama sanatçılar olarak da ön yargılarımızı meslektaşlarımıza dayatmamalıyız.

V.U.: Sanatta özgünlük konusundaki düşünceleri açıklar mısınız? Sizin resminizi özgün yapan özellikler nelerdir?

M.P.: Özgünlüğe;  kısaca kendine özgü nitelikleri olan ve  benzerleri içinde farklılaşan  diyebiliriz,   fakat bence her tanımlama biraz eksiktir . Yapıt direkt olarak kişiyle entegre olabilmişse, sonradan gelen kazanımlarını yapıta zorla sokmaya çalışmamışsa ve bu eğreti durmuyorsa sanırım buradan özgün olup olmadığı anlaşılabilir. Nasıl kültürlerine uzak isek ve farklı ırktan bir toplumu tamamen benzer zannede bilme gafletine düşüyorsak, ne yazık ki; bakan gözler de bu zihniyeti sanata taşıdığında birçok farklı tarzdan ya da sanatçıdan doğan eserleri aşırı benzer bulabiliyor. Bu eserler eğitimsiz gözler tarafından fütursuzca yargılanırken gerçek otoritelerin kimler olduğu son derece tartışmalıdır.

Ben belirli kalıplara sığmayı sevmiyorum.  Yaptığım bu çalışmaları illaki bir akımın içine dâhil etmek gibi bir derdim olmadı olmayacak da. İnsan olarak sürekli duygu durum değişikliği içindeyiz ve farklı dönemlerde farklı yapıtlarla bu kendini gösteriyor. Sunduklarım sürekli değişim gösteriyor çünkü ” ben ” değişiyorum, hayat değişiyor. Ben kendime belli bir kalıbı dayatırsam, bir zaman kapsülünün içine hapsolmuş ve yakaladığım bu üslubu tüketene kadar her şekliyle oynamış ama tatminsiz üretmiş olurum. Sanatımın daha özgür evirilmesi için ve iç benliğimdeki yolculuktan kopmaması için bu benim tercihim.

V.U.: Başta resim olmak üzere sizi ve sanatınızı etkileyen sanatçılar kimlerdir?

M.P.: Hieronymus Bosch’un  eserlerini ilk gördüğümde  derinden etkilendim .  Çünkü yaşadığı zaman diliminde çok özel bir sanatçı olduğunu düşündüm. Günümüzde takip ettiğim pek çok sanatçı var.  Sosyal medya sayesinde hepsinin günlük yaşantısına da tanık oluyoruz, bu gerçekten çok hoş. Çok geç tanıdığım, ama kendimle özdeşleştirdiğim yapıt üretme şekline bayıldığım George Condo’ya sempati duyuyorum.

V.U.: Gelecek ile ilgili hedefleriniz nedir?

M.P.: Bence edindiğim bilgi ve tecrübeleri rahatlıkla paylaşabileceğim konumda olmak, sanatçı arkadaşlarımızın eserlerini ücretsiz şekilde geniş kitlelere ulaştırmasına imkan sağlayacak nitelikli mekan yaratmak, ülkemizde sanatın çeşitlenmesi ve gelişmesi açısından her disiplinden her yaşta sanatçının eserlerini fiziksel ortamlarda sergileme imkanına daha kolay ulaşması önemlidir.  Yeterince sansasyonel bağlantıları olamadığı için veyahut organizasyonlarda bir standa, karma sergilerde değeri metraj üzerinden ölçülen duvarlara büyük meblağlar ödeyemediği için eserlerini topluma ulaştırmakta zorlanan sanatçılara yardım edebilmek için bu hedefi gerçekleştirmek istiyorum.

Yaptığım tuval resimlerini, içindeki figürlerle birlikte üç boyutlu mekânlara dönüştürme hayalim var diyelim şimdilik.

V.U.: Hayatın içinde devam eden değişim-dönüşüm sürecinde sanatçı nerde durmalıdır? Bu duruşunu eserlerine nasıl yansıtmalıdır?

M.P.: Bu sorunun benim yanıtlamak istediğim kısmı; her geçen gün önemini hissettiğimiz ifade özgürlüğüne dokunan tarafıdır.  Sanatçı bu devamlılığını sürdüren süreçlerde alması gereken yeri ve duruşu kestirse de eserlerine bunu yansıtma aşamasına geldiğinde kısıtlamalardan özgür bırakılmalıdır. Toplumumuzu derinden etkileyen sorunlara ayna olarak fayda sağlamaya çalışırken bir takım grup ya da kişilerin baskısı altında ezilmemelidir. Fakat bu özgürlük yakın zamanda sanat adı altında bize yutturulmaya çalışılan yozlaşmış ruhların fantezilerine alet edilemez.

V.U.: Siz şu an kendinizi nerede görüyorsunuz ve nerede görmek istersiniz?

M.P.: Hayatımın şu noktasında kendimi teknik anlamda yol kat etmiş ve üretken buluyorum. Hayalimdeki sahneleri eskiye nazaran tuvale daha olgun aktarmaya başladığımı düşünüyorum. Nereye geleceğimi ise zaman ve hedeflerimin gerçekleşmesi için harcayacağım

 

Share Button

Yorumlar kapatıldı.