Adnan Alahmad, Ertuğrul Berberoglu ve Tavaf

Share Button
Ertugrul Berberoglu

“Tavaf”ın büyüyen özenli bir çemberi vardır. Bir karesi vardır ve bu karenin sınırları aşılamaz. Çünkü böyle bir durum temellerinde mekân ve zaman sınırlarının yok olduğu dairenin yörüngesi ile mistik sıkı etkileşimli/tasavvufi ilişkisini ortadan kaldırır. İşte bu güçlü tasavvufi mistik denklemin içinden Türk sanatçı Ertuğrul Berberoğlu’na özgü görsel “Tavaf” projesi ortaya çıkmıştır.

Sanatçı; sert bir tasavvufi eğilim sergilediği tablosunda sadece kendisi ile malzeme arasındaki buluşma olayı ortaya çıkarmakla kalmıyor, aynı zamanda malzemeler ile bu malzemelerin özü arasındaki buluşmayı da ortaya koyuyor. Böylece dışsal hareketler ile içsel hareketler arasındaki buluşma da gerçekleşmiş oluyor.

Bu buluşma hedef kitlenin hayal gücünü harekete geçirerek gözlerini çeşitli ihtimallere; olması mümkünmüş ya da mümkün değilmiş gibi görünen olasılıklara doğru açabilecek bir buluşmadır.

Sanatçı Ertuğrul Berberoğlu diyor ki “Bu ayeti okurken: ‘İnsanlar içinde haccı ilan et… Gerek yaya olarak gerekse her bir uzak yoldan yorgun develer üstünde gelsinler sana…’ isimler ağızdan dökülüverir. Nihayet algılarım hislerime açıldığında ayeti görebiliyorum. Düzen ve tekrarda inancı anlamaya yönelik bir ortam, bir aralık var. Nesnelere dokunduğumda da bunu anlayabiliyorum. Mekânlar içinde dile dokunup hissediyorum, karşıma somut bir alan olarak çıkıyor. “Barış” kelimesini özetlemek üzere genişleyen daha kapsamlı bir perspektife doğru zamanı aşmaya çalışıyorum”.

Ertugrul Berberoglu

Birbiri ardına gelen zamanlar boyunca tecelli eden bir gerçekten yola çıktığımızda görürüz ki tavaf haccın bir parçasıdır. O, olağandışı bir yolculuk olarak tavaf eden müridi alıp zamanın da mekânın da olağandışı olduğu olağandışı bir yöne yöneltmektedir. Hac, muazzam bir gayedir ve bu onu diğer yolculuklardan ayırarak bir yolculuk olmaktan çıkarır. Rızık, keyif ya da iktidar arayışı gibi genel dünyevi gayelerden ya da genel olarak bir gaye olmaktan da çıkarır. O, aydınlanacak bir şekilde uyanıp bilinçlenme yönünde gafletten çıkma yolculuğudur. Dolayısıyla yolunu kaybedip şaşırdıktan sonra yönü doğrultma sürecidir. Böylece özlerin özü, başlangıçların başlangıcı, azami manalar ve hedeflerin sonuna doğru en büyük gaye yolculuğu başlamış olur.

O, insanın iletişim, ağma, iştiyak ve ilahi aşk zamanına girişidir. İnsanın kendi öz gerçeğini yeniden kazanma uğraşıdır. Bu, özün hile, kuruntu ve çöküş zehirlerinden arındırılmasıdır. O, yeniden doğumdur, bu doğum bütün cerihaları ile aynı zamanda onlara rağmen tavaf yoluna giren herkesin varlığını sarsar.

Sanatçı Ertuğrul Berberoğlu’nun “Tavaf” projesi çerçevesinde sergilenen tablolarında çoğu kimsenin çelişkiler listesine koyduğu kavramları bir araya getirmek üzere tavafın geniş ve derin anlamından yola çıkılıyor. Böylece sanatçı, bunları tümleşik, iç içe ve çelişki kavramından tamamen uzak kavramlar olarak ortaya koyuyor.

Ertugrul Berberoglu

Buluşmayı bazılarının uzaklaşma olarak gördüğü şeyde bulan bu vizyonunu, sanatçı kendisinin kökleri ile derinden iletişim içinde olan bir insan oluşuna, ancak aynı zamanda dünyaya açık, bilgiye götüren yolların çeşitlilik arz etiği anlayışına açık oluşuna ve insanın bugün eskiden hiç olmadığı kadar çok ihtiyaç duyduğu azami bir mesaj olarak barışın anlamını yüceltmesine bağlıyor.

Sanatçı aynı şekilde sanatta tek taraflı bir mantıktan çıkılması gerektiğini de kabul ediyor. Çünkü sanat, yapısının bir gereği olarak çeşitli ve yenilenen bir şeydir. Dolayısıyla özel bir bakışı olmalı ve sırf yıkmak için yıkıcı olmayan ve sırf tanınmak için muhalefet etmeyen türde farklı bir okuma yapmalıdır.

Ertugrul Berberoglu

Sanatçının bu düşüncesinin çeşitli yansımaları kendi sanat eserlerinde bulunabilir. Bu eserlerden biri de ilk bakışta Kâbe ve etrafında tavaf eden insanların görüldüğü tablodur. Peki, gerçekten de bu bütün ayrıntılarıyla bilinen tavaf sürecini doğrudan aktaran bir sanat eseri mi?

İlk okumadan sonra bu tablo artık güzel ve anlık bir görüntü vermekten çıkmış oluyor. İlk okumadan sonra ister istemez tabloya bakanın, tavafın niteliğini aşarak atmosferin dışına çıkıp yükselmesine yol açmış olacaktır. Bu yüzden bu sanat eserinde bilim adamı Dr. Hüseyin Kemaleddin’in şu sözlerinin bir yansımasını buluruz. “Kâbe, yerçekiminin merkezidir. İnsanlar etrafında saatin tersi yönünde dönerken aslında bu şekilde nüvenin etrafında zerrenin içinde saatin tersi yönde dönen elektronlar ile uyum içinde hareket etmektedir. Bu, mıknatıssal çekimin ışın toplanma merkezidir. İşte bu durum Mekke’yi hac ya da umre için tövbe etmiş bir şekilde ziyaret eden herkesin tadına vardığı garip bir olguyla kendini göstermektedir. Mekke’ye gelen bir ziyaretçi buradaki her şeyin, toprağının, dağlarının ve her bir köşesinin doğal olarak kendisini cezbettiğini hisseder. Öyle ki eğer yapabilse içinde eriyip gider.”

Ertugrul Berberoglu

Bu tabloyu ve sanatçının birçok tablosunu ilk kez görmenin üzerinden bir süre geçtikten sonra bakan kişi deyim yerindeyse “doğrudan” görülen imgeden sıyrılarak simgelediği ve işaret ettiği şeye yönelir. Bu, aynı anda tavaf edenler ile görüntüye/tabloya bakanların ortak olduğu etkin enerjinin yanı sıra görüntünün herkesi aynı şeklide etki altına almak üzere dönüşüp gelişme aşamalarıyla kendinden geçen hava zerrelerinin içten oluşturduğu dehşet halidir. Ancak sanatçı nasıl yapıyor bunu? Belki de yaratıcılığının temelinde kare (sürekli karşılıklı ve aralıklı bir ahenkle daireyi kucaklayan durağan kare) ile daire arasındaki diyalektik ilişkiyi devreye sokma sanatsallığı ve yaratıcılığıdır.                  

Share Button

Yorumlar kapatıldı.