Lütfiye Bozdağ: Necmettin Yağcı’nın Heykelleri Üzerine Bir Değerlendirme

Share Button

İnsan yaşadığı yere benzer 

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer 

Suyunda yüzen balığa 

Toprağını iten çiçeğe 

Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine….

Edip Cansever

Şairin ifade ettiği gibi Necmettin Yağcı doğup büyüdüğü Mardin, daha sonra yaşadığı Ankara ve İstanbul ile birlikte varoluşunu gerçekleştiren bir sanatçı. Mardin’de aile mesleği olan sabun üretimiyle çocukluğunda tanışan sanatçı sabunlara şekil vererek dokunmayı, üç boyutu, malzemeye şekil vermenin hazını heykeller üreterek yaşamaya devam ediyor. Üniversite eğitimine resim ile başlasa da sonunda heykele yöneliyor, malzemenin cazibesi sanatçıyı kendisine çekiyor. Yağcı, üç boyutun cazibesini kendi sözleriyle şöyle ifade ediyor; “heykeli seçme nedenim, ona dokunabildiğim içindir”. Dokunmak, üç boyutu elleriyle hissederek sanat üretmek Yağcı için varoluşsal bir mesele haline geliyor. Sanatçı çamura, taşa, ağaca, her türlü malzemeye dokunarak aslında kendi varoluşuna dokunuyor. Sanatçının malzeme ile olan yarenliği fiziksel bir temastan ziyade ezoterik bir yolculuğun dışavurumu. Bu yolculukta malzeme, form ve ifade sanatçının heykellerinin oturduğu sac ayağı. O nedenle tez çalışmasında da malzeme-form-ifade bağlamında Türk heykel sanatında figüratif uygulamaları araştırıyor.

Necmettin Yağcı’nın retrospektif olarak sanat hayatına baktığımızda öğrencilik yıllarında yaptığı çalışmalarda daha çok figür etütleri yaptığını, mezun olduktan sonra ilerleyen dönemlerde figüratif soyutlamalara yöneldiğini görüyoruz. 1990’lı yıllarda sadece polyester ve bronz döküm yaparken son yılarda pişmiş toprak, metal levha ve metal çubuğun yanı sıra alüminyum dökümden oluşan çeşitli malzemelerle bir dizi heykeller üretmekte.

1980’li ve 90’lı yıllar boyunca heykellerinde doğacı bir yaklaşım sergileyen sanatçı, figür ağırlıklı soyutlamalardan, soyut geometrik formlara, 2000’li yıllardan itibaren ise postmodern bir anlayışa tekabül eden üretimler yapmakta, hazır nesneler, yerleştirmeler gibi kavramsal sanata varan teknolojinin izin verdiği her türlü malzeme, yöntem ve uygulama çeşitliliğinden yararlanmaktadır.

Yağcı, malzemenin ve tekniğin imkânlarını plastik dilin estetiğine sevk ederken tekil olanda evrensel olanı yakalamamıza imkân veriyor. Kadın figürü sanatçının eserlerinde yer alan en temel öge. Sergi konseptlerine baktığımızda bazen bir şiirden, bir şairden etkilendiğini görüyoruz. 2017 yılının şubat ayında açtığı “ve kadınlar” başlıklı sergide özellikle de özlem, doğa, ayrılık, aşk üzerine yazan büyük şair Nazım Hikmet’in şiirlerinden referanslı eserlerini kamuoyu ile paylaştı. Şairin ince ince lirik duygularla dokuduğu şiirlerine Necmettin Yağcı, kadın figürlerinin doku, ritim ve ifadeleriyle eşlik etti. Kadın bedenin yuvarlak hatları sanatçının elinden yaşam döngüsüne aktı ancak derdi sadece estetik değil aynı zamanda kadınlara yönelik şiddetin dramatik gerçekliğini kendi plastiği ile dile getirmek, tarihe bir not düşmekti.

Toplumsal sorunlara duyarsız kalamayan sanatçı günümüzün en önemli sorunlarından biri olan kadına şiddet konusunda birçok sergiler yaptı. Toplumsal şiddet özellikle de kadına yönelik şiddete “ve kadınlar” sergisi ile dikkati çekti. Yağcı; “Toplumsal yaşamın en önemli aktörü insandır. İnsana dair ilişkiler, aşklar, toplumsal meseleler ve endişeler. Daha önce açtığım üç sergimin adı ilişkilerdi. Burada insanların birbirleriyle olan diyalogları, hayvanlarla ve doğayla olan bağlantılarını konsept olarak seçtim. Son sergimin adı “ve kadınlar” idi. Burada kadına uygulanan her türlü şiddeti betimledim.”

Mekân ve kadın temalı çalışmalarında sanatçı, toplumsal cinsiyetin kadına şiddet içeren yaklaşımını irdelerken aslında kıstırılmış ve kuşatılmış benliğimizi mekân ile ilişkilendirerek sorguluyor. Kendine ve özüne yabancılaşan insanı kadınlar üzerinden sorguluyor. Yağcı, kadının korkularını, arzularını, uğradığı şiddet ve baskıyı metafor ve soyutlamalarla dışavuruyor.

Sanatçı çağının tanığıdır, içine doğduğu doğada hissettiği duyguları dışavururken kendinden yola çıkar ancak yapıt ortaya çıktığında evrensel düzeyde bir kavrayışa ulaşır. Necmettin Yağcı’nın yapıtları da bu kavrayışı izler. Öznel acılar, çelişkilerden toplumsal konulara oradan da evrensele ulaşır.

Son dönem çalışmalarında malzeme çeşitliliğinin öne çıktığını özellikle heykellerinde renk ögesine ayrı bir önem atfettiğini görüyoruz. Sanatçının yurtiçi ve yurtdışında 54 adet heykel ve anıt uygulaması bulunuyor.

Share Button

Yorumlar kapatıldı.