Vecdi Uzun: “Tuvaldeki Hüzün” Deniz Karakurt Şekerci

Share Button

*

Vecdi Uzun: Yaşam ve sanat süreçlerinizi anlatır mısınız? Sizi resim sanatına yönelten köşe taşları nelerdir? Sanat camiasında yer alma çabanızın temeli nedir?

Deniz Karakurt Şekerci: Tutkunuz olan şey her ne ise bir şekilde karşılaşırmışsınız. Benimki de öyle oldu! Henüz yedi-sekiz yaşlarında bir çocukken depoda saklanmış kitaplarla dolu bir koli bulduğumu hatırlıyorum. İçinde çeşit çeşit kitaplar vardı, ama içlerinden bir tanesi diğerlerinden farklıydı. Bu Van Gogh’un hayatını ve resimlerini anlatan bir kitaptı. Daha önce böyle resimler hiç görmemiştim.  Şansızlıktır ki; ilkokul dönemi tek bir saat bile resim dersi görmemiştik, ancak bu durum kardeşimle birlikte resim yapmamıza engel değildi. Kendimize çizimlerden oluşan bir dünya kurmaya başlamıştık. Birbirimize resimli bulmacalar hazırlıyor, çizgi-film kahramanları oluşturuyor, hatta peçete koleksiyonlarımızın desenlerini bile kendimiz çiziyorduk.

Ve… Evet ben büyüyünce “Ressam olacağım”  diye hayaller kurmaya başlamıştım.

Bu hayalimi gerçekleştirmek üzere Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünde lisans ve yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Tüm eğitim hayatım boyunca atölye hocalarım yönünden de şanslı bir öğrenci olarak kendi sanatsal bakışımı resimlerime uygulama olanağına eriştim. Sanat eğitiminde atölye hocaları kişinin kendi olması yolunda en önemli faktörlerdendir. Kişinin kendisini keşfetmesine olanak verildiği zaman sanatçı adayı da kendi rayına girmeye başlıyor. Mezun olduktan sonra da artık heybeni ne ile doldurduysan üzerine ekleye ekleye sanat camiası ile yüzleşmeye başlıyorsun.

Resimlerim ilk bakışta sert bulunur ve “Neden daha iç acıcı konular yapmıyorsun?” şeklinde yorumlar alırım. Beğenilmeyi herkes ister.  Çünkü insan doğası gereği beğenilme içgüdüsü ile doğar, ancak güzelliğin nasıl somut bir göstergesi yoksa güzel resmin de bir tanımı yoktur.  Ne olursa olsun benim anlatmak istediğim bir derdim var. Bu dert de hiç bitmeyecek sanırım. Varılmak istenen hedef benim için soyut bir kavram olup, başarının şu ya da bu şeklinde kesin bir göstergesi yoktur. Tıpkı sanat eserinin ne olduğuna bizim değil, zaman ve sanat izleyicisinin karar vermesi gibidir.

V.U.: Sanatseverlere resimleriniz hakkında ne anlatmak istersiniz? Resminizi nasıl tanımlayabilirsiniz? Vermek istediğiniz mesaj nedir? Bu mesajlarınızı yansıttığınızı düşünüyor musunuz? Yansıttıysanız eserlerinizdeki yansımaları ve ipuçlarını nasıl görebiliriz.

D.K.Ş.: Yaşadıklarım ve gördüklerim yaptıklarımdır, yaşayacaklarım ve göreceklerim yapacağım resimler olacaktır!

Resimlerimde imgeler görünenin ötesinde tinsel fotoğrafının biçim üzerindeki izdüşümüdür. Bu bazen dinlediğim bir müzik, bazen şairin bir şiiri, ressamın bir resmi, bir kişinin hikâyesi bazen de benim dâhil olduğum bir yaşanmışlıktır.

Resimlerimde bir dönem “kırmızı” girer hayatıma. Bunlar başkaldıran, ama bir derdi olan kadınlardır. Darp edilmiş, evladını kaybetmiş, tecavüze uğramış ve okumasına izin verilmemiş bir kadındır. Yapmak istediği ne de çok şey vardır. Hayal kurar. Yapamaz, ama hep bir umut taşırsın kalbinde.

Sonra da renkler “yeşil” olur. Yeşilin tonları birbiri ile kavga etmeye başlar. Daha sonra da barışır. Hüzün bir kere girmiştir hayatına. “Dert etme!” der kendine, “Vardır bunun içinde de bir güzellik.”.

Derken sarı, mavi, gri, beyaz, siyah… Kısaca her renk belirli dönem ziyaret eder resmimi. Bazen tek başına gelir. Bazen de çok kalabalık gelirler. Misafir gibidir. Görevini tamamlayınca izin isteyerek ayrılır. Bazısı da izinsiz girer, Ama ben kovmam asla. Hangi renk olursa olsun sohbetini dinlemek isterim. Gözlerine bakarım. Bakan göz her şeyi söyler. Bir insanın gözlerine baktığınızda size söyleyemediklerini görebilirsiniz. Taşıdığı bir hüzün vardır. Kamufle ettiği hayatını anlatırcasına boyalar kat kat dökülür resmin içine.

Nasıl güzellikler ve başarılar yaşamın içindeyse,  kötülükler, hastalıklar, başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları da yaşamın bir parçasıdır ama biz duvarımıza astığımız resimde bize iyi hissettirecek şeyler görmek isteriz. Diğer kısım bizi rahatsız eder. Kendimizi, ya da diğer kişileri hep güçlü yanları ile görmek isteriz. Başarısızlığı sevmeyiz. Duymak istemeyiz. Kendimizde bile!

Herkes geçmişi ile birlikte geleceğini yaşamaya koyulur. Bizler kişileri hatırlarken onların bizde bıraktığı izi kodlarız. Yolda yürürken, seyahat ederken, çalışırken, haberleri izlerken, birini beklerken… Aslında gerçek dünyanın da şahitliğini yapar ve imgeleri zihnimize kaydederiz. Bu imgelerin bende bıraktığı minik bir izdir resmim. Aslında bir çeşit katarsis diyebiliriz.

V.U.: Kullandığınız malzeme ve süreçler ile son dönem resminizin ana teması olan portreleri anlatır mısınız?

D.K.Ş.: Hemen hemen her malzeme ve teknik ile resim yaptım. Şu süreçte genel olarak tuval üzerine akrilik boya ile çalışıyorum. Çalıştığım boyutlar değişkendir. Şu anda farklı bir malzemeyle resmi birleştirme ile ilgili yeni bir sürece başladığımı söyleyebilirim. Hangi malzeme ile çalışıyor olursam olayım hep şunu düşündüm; Üzüntü ve sevinç hayatın gerçekleri!  Hayatlarımız bu denge ile ilerliyor.

Üniversiteyi çalışarak okumak durumunda kalmıştım. Çalıştığım ortam bir hastanenin yoğun bakım servisiydi. Burada birçok ağır hasta ve farklı şekilde sonlanan ölümlere tanıklık ettim. Birçok hastanın hayatını kurtarıp, birçok aileye de ölüm haberi vermek zorunda kaldım. Onlar iyileştiklerinde mutluluklarına tanıklık ettim. Yaşama sevinçlerini gördüm. Tabi tüm bunları yaşarken resimlerimde yaşadıklarım ve gördüklerimden etkilendi. Tüm bu gerçeklikler zaman içinde resimlerime yansımaya başladı.

Son dönem çalıştığım portreler; düşen ve düşmek üzere olan ya da bekleyen kadınlar ise aslında tüm dünyayı ilgilendiren, ama özellikle ülkemizde çok yoğun bir şekilde tanık olduğumuz kadınların uğradığı haksızlıkları temsil etmektedir. Oldukça zorlu mücadeleler yaşayan kadınların gücü, tüm yaşadığı zorluklara karşı taşıdığı umudu anlatmaya çalıştığım resimlerdir.

V.U.: İstanbul’dan uzak Anadolu’da yaşayan bir ressam olmanın güçlükleri nedir?

D.K.Ş.: Öncelikle sanat üreticisi olan, sanatı dert edinmiş herkesin yolunun İstanbul ile bir süre de olsa kesişmesi gerektiğini düşünüyorum. Ülkemizde İstanbul ve Ankara sanatın iki ana arteri konumundadır. Buralardan beslenmek sanatçının hem mevcut durumunu tartması, hem de günceli takip edebilmesi açısından mutlaka gereklidir. Antalya’da yaşıyorum. İstanbul ve Ankara’da ki önemli sergi ve fuarları çoğunlukla takip edebiliyorum, ama bazen zamanlama yönünden sıkıntılı olabiliyor. Günümüz teknoloji çağında sosyal medyanın gücü ile bu gidemediğimiz sergilere gitme ya da tanışamadığımız kişilerle iletişime geçme şansına erişebiliyoruz. Aynı durum Anadolu’da yaşayan bizlerin de fark edilmesi açısından da geçerlidir.

V.U.: Sizce sanat nedir? Sanatın yönü nereye yönelik olmalıdır? Sizin sanat üretiminiz, çizdiğiniz bu yol sizi nerelere getirdi ve sanatınızı daha nasıl ilerletecek? Sizce sonucu belli olmayan bu yolculukta neden bu zorlu dünyaya girilir? Bu büyük bir risk değil mi?

D.K.Ş.: Sanat; derdinin ne olduğunu arayan kişinin onun peşinden gitmesi ve bu derdini farklı biçimlerde anlatabilme çabasıdır. Bunun olmazsa olmazı ise; duygu, yaratıcılık ve daha önce anlatılmamış bir biçimde kendini anlatabilmektir. Bizler bunu kendi anlatım dilimizde nasıl yapabileceğimizi arıyoruz. Belki bu süreç hep aramakla geçecektir. “Evet, ben oldum.” diyemem,  çünkü yolun henüz başındayım. Bu süreç hep kendimi beğenmemekle devam edecek sanırım. Buna sonucu kesin olmayan bir yolculuk dersek, bu yolculuğu bilerek ve isteyerek tercih etmek gerekmektedir. Ben bu sürecin zorluklarını bilsem de devam etmek istiyorum,  bu engelleyemediğim bir duygudur.

V.U.: Sanatta özgünlük konusundaki düşüncelerinizi açıklar mısınız? Sizin resminizi özgün yapan özellikler nelerdir? Sizin diğer sanatçılardan farkınız nedir?

D.K.Ş.: Özgünlüğe sanatçının sırtında taşıdığı hiçbir zaman da indiremeyeceği bir sorumluluk olarak bakıyorum. Her şey bu öge üzerine şekilleniyor. Özgün olmak için salt yetenek ve yaratıcılığın yanında okumalı, cesur olmalı, tartışmalı, araştırmalı, zekânı göstermeli, kendine inanmalı ve en önemlisi çok çalışkan olmalısınız. Yapıtlarınızın  benzerleri içinde ayrışması gerekmektedir. Ele alınan konu ne olursa olsun, sen onu diğerlerinden nasıl farklı yapmalısın? Bence kendimize bu soruyu sormalıyız.

V.U.: Sizi ve sanatınızı etkileyen sanatçılar kimlerdir?  Bu sanatçıların hangi özellikleri sizde bir etki yarattı?  Sanat üretiminizde yaşadıklarınız mı sizi etkiler? Yoksa etkilendikleriniz mi sizin sanatınıza yansır? Ele aldığınız konuların şekillenmesi ve öz aşamaya ulaşması sürecinde sizin tutumunuz nasıl gerçekleşmektedir?

D.K.Ş.: Yaptığımız resimler etkilendiğimiz sanatçıların ipucudur bana göre. Etkilendiğim sanatçıların başında Edvard Munch, Oscar Kokoschka, Van Gogh, Paul Cezanne, Egon Schiele, Otto Dix, Alberto Giacometti ve Kathe Kollwitz gelmektedir.

Bu sanatçıların ekspresif anlayışta yapmış oldukları oldukça güçlü ve özgün eserleri bende ve sanatımda etkileyici olmuştur. Bizler neden bu sanatçılardan etkileniyoruz? Bu soruyu kendimize sorduğumuzda resimlerimizin üslubu ile ilgili cevabı da alabiliyoruz.

Sanat üretiminde fiziksel varlığımız yanında ruhsal varlığımız bizim etkilenme eşiğimizi belirlemektedir. Buna bir örnek verecek olursam; aynı ailede yaşayan ve aynı olaylara tanıklık etmiş olan aile bireylerinin olaylardan etkilenme eşiği kişilik yapıları ile birlikte değişiklik göstermekte ve tepkileri de o ölçüde şekillenmektedir. Benim de resimlerimde etkilendiklerim sanatıma yansır ve yaşadıklarım da resimlerimi etkiler diyebilirim. Kısaca her iki durumda yaşıma, ruh yapıma, içinde bulunduğum “an”a göre değişmektedir. Ele aldığım konuların şekillenmesi benim tutumumla birlikte, varmayı hedeflediğim resimde vücut bulduğunda başarılı olduğumu hissedebilirim. Burada zorlama olmaksızın, akışında tuvalin karşısında resim yaptığımda beklediğim sonuca ulaşabildiğimi gördüm. Aksi gerçekleştiğinde ise sonuca ulaşamayıp imha ettiğim çokça resim oldu.

V.U.: Çalışmalarınızla ilgili başta tüm sanat çevresinin tüm yapıları ve sanatseverlerden yeterli eleştiri alabiliyor musunuz? Eserleriniz ile ilgili aldığınız eleştiriler sizi hangi ölçekte besler?

D.K.Ş.: Sanatın yönü kalbinde ve gerçekten hissettiğin doğrultuda olmalıdır. Yönlendirmeler sanatçının doğasını bozar ve gideceği yolu değiştirebilir. Burada bir hususa daha değinmek istiyorum. Yeni kuşak genç sanatçıların en büyük eksikliği eleştiridir. Kendimizi ve sürecimizi analiz ederiz,  ama  “Terazi kendisini tartamaz.” ve “Kendinizin kendinize fısıldamaları yanında bir de harici gözle kendinize bakılmasına, değerlendirilmesine ve değerlendirmenin sonucunun size iletilmesine izin verin.” ilkelerini ihmal etmemeliyiz. Bizler de bu yolculukta bizleri gerçek bir gözle eleştirecek kişilere kendimizi eleştirmeliyiz ki; adımlarımız yanlış ise düzeltebilelim. Diğer bir sorun da sanatseverlerden yeterli eleştiriyi alamıyor oluşumuzdur. Bu konuda da yeri geldiğinde ısrarcı adımlar atmak gerekmektedir.

Eserlerim ile ilgili özellikle almış olduğum olumsuz eleştirilerden beslenirim. Bu eleştiri bilen, yetkin bir ağızdan çıktığında, benim sorgulamam gereken bir şeyler olduğunu fark etmemi ve üzerine düşünmemi sağlar. Zaten sürekli güzel yorumlar sanatçıyı bir yere taşımaz. Açıkçası gerçeklerin şeffaf bir şekilde sanatçının yüzüne söylenmesi tarafındayım.

V.U.: Sanat eseri oluştururken eserinizle ilgili kaygılarınız oluyor mu? Kaygılarınız varsa neler?

D.K.Ş.: Eserlerimle ilgili en büyük kaygım özgünlüktür. Olaya biraz kusurlu olsun,  ama senin olsun olarak bakıyorum. Bu süreç “Akademiden mezun oldum ve ben oldum.” şeklinde olamaz. Bu aslında sanatçının hayatı boyunca dert ettiği bir süreçtir. Her resimde aynı sancıyı çekiyor olmak gerekir.

V.U.: Sizin sanatınızı ortaya koymanızın temelini oluşturan duygu, bilgi ve tecrübeleriniz birikimi nedir? Bunu nerede ve nasıl oluşturdunuz? Bunları eserlerinizde nasıl ortaya koyuyorsunuz? Bir çalışma görselinden hareketle resminizi kısaca okuyucuların sizi tanıması için ipuçlarını anlatır mısınız?

D.K.Ş.: Sanatımı oluşturan temel duygular benim tecrübelerim ve etkilenimlerim ile değişmekte ve gelişmektedir. Cioran’ın dediği gibi;

 “Acı çekmemiş biriyle yapılan her sohbet gevezeliktir.”. Burada benim bahsettiğim arabesk bir algı olarak anlaşılmasın. Yeri gelecek sadece eğleneceğimiz, kendimizi iyi hissettirecek sohbetler edecek, kitaplar okuyacak, filmler izleyecek, ellerimizi ceplerimize sokarak caddelerde yürüyeceğiz,  ama tüm bunları yaparken de insan olduğumuzu hep hatırlayacağız.

İnsanlığın varoluşundan beri ırkçılık, cinayet, savaşlar, doğa felaketleri, hastalıklar, kayıplar ve haksızlıklar gibi birçok olumsuz olaylar gerçekleşti. Dünya savaşlarını bizler yaşamasak da sanata ve sanatçıya ne kadar etki ettiğini gördük. Burada bahsettiğim acı bu tarz bir acı!  Ben de resimlerimde insanlığın yaşamış olduğu farklı sıkıntıları ele alıyorum. Çok susadığımız ve şişeyi kafamıza dikip kana kana su içtiğimiz zamanlar vardır. Benim resimlerimde de konular susuzluğum geçene kadar devam ediyor, ama biliyorum ki tekrar susayacağım.

V.U.: Hayatın içinde devam eden değişim-dönüşüm sürecinde sanatçı nerede durmalıdır? Bu duruşunu eserlerine nasıl yansıtmalıdır?

D.K.Ş.: Hayatlarımız nasıl aynı seyrinde gitmiyorsa resimlerimiz de çalışmaya devam ettiğimiz süre içinde değişim ve gelişim göstermeye devam ediyor.  Sanatçı eserlerinin satılmayacağını göze alarak resim yapmalıdır. Gerçekten “ben bunu yapmak istiyorum” ve “ben buyum” diye ısrar etmeli,  kendimize ve sanatımıza güvenmeliyiz.

V.U.: Siz şu an kendinizi sanat yolculuğunda nerede görüyorsunuz ve nerede görmek istersiniz? Gelecek ile ilgili hedefleriniz nedir?

D.K.Ş.: Sanat yolculuğunu sınırsız bilete sahip olduğun bir tren yolculuğuna benzetecek olursak, ben bu yolculukta sınırsız bilete sahip olmayı hayal eden,  henüz istasyona girmiş bir yolcuyum. Umarım bir gün sınırsız biletim olur. Bu yolculuk heyecanlı geçecektir. Çünkü bu yolculukta daha önce gitmediğim birçok yer, görmediğim birçok renk ve tanışmadığım binlerce insan var. Bazen trenden inip şehri gezeceğim. Bazen de durup sadece pencereden dışarıyı seyredeceğim ve tanımadığım ama bir anda gözlerimizin birleştiği kişilere el sallayacağım.

Tüm bu süreçleri yaşama umuduyla, resmimi geliştirmek için akademik olarak doktora eğitimine devam etmek ve şimdi benim evet bu niteliklidir ve özgündür olarak telaffuz ettiğim isimler gibi gelecekte de bir gün ismimin birileri tarafından telaffuz edildiği bir sanatçı olmak istiyorum. Tutkunuzun ne olduğunu bulan bir kişiyseniz ondan ayrılamayacağınızı da anlıyorsunuz.

Share Button

Hakkında Vecdi Uzun

1959 Mersin doğumludur. İşletme ve Felsefe Lisans mezunu olup, Sanat Tarihi eğitimine devam etmektedir. Başlangıçta banka ve finans sektöründe üst düzey yönetici ve daha sonra bir dış ticaret şirketinde ortak olarak iş hayatını sürdürmüştür. Yayınlanmış romanları ve bazı resim sanatçıları anlatan biyografik kitapları bulunmaktadır. Şu an düzenli olarak çeşitli gazete ve dergilerde başta “Genç Ressamlar” olmak üzere plastik sanatçıları tanıtıcı yazılar ve sanat yazıları yayınlamaktadır.

Yorumlar kapatıldı.