Zeliha Demirel: Fazilet Kendirci ile “6GEN BELLEK” üzerine söyleşi

Share Button

Sergiyi Piramid Sanat’ta sunulduğu sırada gördüm, eserin enstalasyon olarak sunumu heyecan vericiydi ve izleyiciye iki boyutlu görüşü aşma olanağı veriyordu. Bir yanıyla da çalışıldığı dönemlere tanıklık eden sergi, insan doğa çatışkısını, insanın diğer canlılarla olan ilişkisinde kurduğu hükümranlığın sonunda hem doğaya hem de diğer canlılarla birlikte kendi türüne verdiği zarar ve yok oluşa giden zemini (gezegeni), zamansal ölçüleri de koyarak aktaran, parça bütün ilişkisini de sorgulatan yanı ile de karşı karşıya bırakıyor izleyiciyi.  Sergi iki iç içe zaman olgusuyla da zaman kavramını derinden sorgulatıyor; birincisi eserin üretiliş süreci ve sunum için bekleme süreci, ikincisi izleyicinin eserin arka yüzündeki tarihli dökümanlarla karşılaştığında izleyiciyi o zaman kesitlerine götüren süreç.

Zeliha Demirel: Sergi zaman ve mekân açısından olmak istediği yerde ve zamanda mı izleyici ile buluştu? Pandemi döneminde sunulmasının esere katkısı ya da güdük kalan muhatabı oldu mu?

Fazilet Kendirci: 14 yıl önce, 2007 Şubat’ta (Başladığım tarihi kesin konuşabiliyorum; çünkü esere takvim yapıştırmıştım.) eylem sürecine başladığım, düşünce sürecimin ise ne zaman başladığından pek de emin olamadığım, 2013 Şubat ayında kısmen bitirdiğim, gerçek doğumunu sergilendiği yıl bitirecek şekilde beklettiğim, 390 x 1110 cm ölçülerinde ki, çok köşeli ve çok katmanlı, 6GEN BELLEK, Piramid Sanat’ta, tek bir sanatçının tek bir eseri olarak, 13 parça halinde 10 Şubat 2021’de gün yüzüne çıktı.

Eserin ruhuna, karakteristik yapısına, sorgulamalarına uygun bir zaman dilimi tam da bu zaman dilimiydi, ne daha önce ne de daha sonra… Daha sonradan kastım PANDEMİ-COVİD19 sonrası. Bizler çok kolay unutabilen canlılar olarak; insanlık tarihinde yaşanmış, deneyimlenmiş ve bedel ödenmiş pek çok meseleyi unuttuğumuzu hatırlarsak, bu zorlu süreci de kısmen geçirdikten sonra yaşanmışlıkların en derin kuyularına atıp, hiç yaşanmamışçasına aynı alışkanlıklarımızla hayatımıza devam edebilme olasılığımız çok yüksekti; dolayısıyla tüm dünya bu zorlu süreci yaşarken, bu zaman diliminde 6GEN BELLEK’in insana soracağı soruların en neti şuydu? SEN bu gezegende nesin-kimsin?  Bu ve benzer sorularını sormasına tam da şimdi olanak bulmalıydı. Piramid Sanat’ta bu olanağı buldu.

Covid 19 Salgınının hükümranlığının yaşandığı bir zaman diliminde kişisel sergi açmak; pek çok riskleri beraberinde getirir. Klasik sergi mantığı, alışkanlıklar, klasik açılış kokteylleri, klasik sergi ziyaretleri ve sohbetleri, rahat ortamlar, ulaşım vs… Beklentilerinizin olması mümkün değil, yaşamın hiçbir alanı 2020 öncesi gibi hareket edemiyor, covid19 herhangi bir alana-kişiye- sektöre- makama iltimas geçmiyor, o herkese aynı mesafede duruyor ve herkesi tehdit edebiliyor. Doğal olarak sanat eylemleri de bundan nasibini aldı; ancak 6GEN BELLEK’in derdi tam da buydu zaten, dolayısıyla eser bu durumdan hiç şikâyetçi olmadığı gibi bilakis bu durumdan gayet “memnun”  insana, insanın yaratabileceği tehlikelerini ve gücünü gösterebilmek için varlığını son 14 yıllık süreç içinde sabrederek gerçekleştirmişti, şimdi bu gerçekle yüzleşen insana “ayna” tutuyordu, nasıl şikâyet edebilirdi ki. İnsan isterse bu esere pek çok perspektiflerden bakabilme şansını kendine lütfeder, istemez ise henüz o derinlikte yaşayamıyorsa, daha sığ sularda yüzmeye devam ederek, sizin deyiminizle güdüklüğü tercih edebilir. Buyursunlar, tercih haklarını kullanabilirler, yaşamda olduğu gibi bu sergide de her iki yol insanın hizmetine sunuluyor. Muhteşem zekâya sahip olan insan!

Z. D.: Serginin doğum anı hatta embriyo anına ilişkin neler söylersiniz? Bu sergi ile nereden, kimlere seslenmek istediniz? Başlangıçta seslenmek istediğiniz muhatap ile tamamladığınızda seslendiğiniz muhatap değişti mi? 

F.K.: Ben henüz çocuk denilecek yaşta iken entelektüellere eleştirel bir mektup yazmış fakat gönderememiştim. Entelektüellerden daha fazla beklentilerim vardı, sorumluluklarını tam manasıyla yerine getirmediklerini gözlemliyor ve düşünüyordum.  Ben eğer kendimi sanatçı olarak tanımlayabiliyorsam hakkını teslim etmeye çalışarak yaşayabilmeliydim. Sadece kendi kişisel kariyerim için sığ sularda yüzemezdim, riskse evet o riski göze alabilmeli bu cesareti ortaya koyabilmeliydim.

İnsanlık tarihine baktığınızda sürekli tekrar eden benzer problematik durumlarla karşılaşıyorsanız, bu durumu daha açık masaya yatırmak, sorunların nedenini iyi tespit etmek zorundasınız. Bu sorunlara mahallede ki Ayşe teyzenin, Ali Amcanın çözüm bulmasını mı bekliyorsunuz? Öyle ise sahip olduğunuz; eğitim, sosyal ortam, kariyeri neden yaşıyorsunuz bırakalım mahalledeki Ayşe teyze, Ahmet amca tüm sorunlara çözüm bulsun. İmza yetkisi sahibi iseniz bu hakkı teslim edebilmeli, en azından edebilme gayreti içinde olabilmelisiniz. Eserin başkaldırdığı veya sözünü söylemek istediği kitle öncelikle imza yetkisi olan insanlar, sonra eğitimli kadınlar ve entelektüeller en sonra da sokakta ki güncel yaşamını idame ettirmeye çalışan vatandaş.

İnsanın aldığı ve uyguladığı kararlar, yaşam tercihleri,  kişisel çıkarları nedeniyle vazgeçilen erdemler vb. insanın yapısını merak etmeme neden oldu. Ne oluyordu da insan çok çabuk unutabiliyor ve sanki tüm özgürlükler, haklar insanlık tarihinden bugüne devam ediyormuşçasına, bu haklar için hiç mücadele edilmemişçesine bir ortam yaratılmaya, sosyal yaşam, gezegenin ekolojik ayak izi meselesinin küçümsenmesi ve hatta reddedilmesi gafletine nasıl düşebiliyordu. İnsan nasıl bir canlı diye merak ederek insanı araştırmaya çalıştım ve canlıların en küçük birimi hücre ile karşılaştığımda bu projenin hücre formu, yani canlıların en kuvvetli bağ hali 6GEN olmasına karar vermiştim, 6GEN’lerin 24 cm olması ise, gece ve gündüz 24 saat, tekrar eden döngü, süreklilik… 365 adet tuval;  ilkbahar-yaz-sonbahar-kış döngüsü, bir yıla referans vermesine karar vermiştim. Sürekli hareket eden bir atmosferde sonlu insan yaşam döngüsünün tekrarı ve sonlu sonsuzluğu…

İnsana, insanı ve yaşamın döngüsünü, doğanın vazgeçemeyeceği bir güç olmadığını, genleri ve sürekliliği, mesafeyi, gücü-güçsüzlüğü-tarihi-bugünü ve hiç kuşkusuz geleceğe o günlerden basından tüm dünyanın hareketlerine ilişkin seçkileri 6 yıl boyunca kaydettim, başladığım 2007 Şubat’ta da, bugün 3.3.2021 bitirdiğim günde de seslenmek istediğim kitle değişmedi; ancak şunu belirtmek isterim ki bu işe başladığımda 10 yaşında olan bir çocuk bugün 24 yaşında genç bir birey olarak bu işe gösterdiği ilgi ve sorgulama halini yaşadım, bu tecrübe benim meseleyi algılama ve ortaya koymakta ne kadar haklı olduğumun bir kez daha göstergesiydi. Bunu sergi sürecinde yaşadım.

Z.D.: Sanat yapıtlarının bir biçimsel bir de içeriksel yanı vardır ya, çok emek verilerek yıllar süren bir çalışma ile karşı karşıyayız. Bu süreçte içerikte muhakkak değişimler olmuştur ki zaten evrende her şey değişim dönüşüm halindedir. Merak ettiğim acaba biçimde de değişiklik oldu mu yoksa biçim başlangıçta kurulduğu haliyle mi durmakta? Eğer öyleyse, biçimden taşan duygu, sezgi, düşünce, nerede durmakta?

F.K.: Evet 14 yıl bir iş için enerjinizi vakfetmeniz azımsanacak bir süreç değil; ancak 6GEN BELLEK için pek çok eskizlerim oldu, aylarca “biçimini nasıl istiyorum? Düşündüğüm beni etkileyen, ilgilendiren meseleyi nasıl en iyi ifade edebilirim?…” sorularımın yanıtı şuydu: “insanı anlatan bir iş, insan DNA’sını ifade edebilmeli” düşüncem ağır bastı ve 365 adet parça bir araya geldiğinde, ana kompozisyon DNA sarmalını simgeler, bu form kesin kararımdı, 14 yıl sonunda da değişmedi. İçerikte ise; üzgünüm her geçen yıl, ay, gün hızla teknolojik gelişmelere şahit olduğumuz kadar “terbiye edilebilmiş” insan egosu ile maalesef karşılaşamıyoruz, yaşamın her alanında hala derin mağduriyetler, erdemsiz yaşam halleri ile karşılaşmak çok düşündürücü.  Ve yapay zekâya umut bağlayan bir kitlenin varlığını görmek zorundayız. Adalet, eşitlik, doğa katliamı, ekoloji, cinsiyet eşitsizliği, kadın sorunları, ekonomik eşitsizlik, sanatın, bilimin, felsefenin küçümsenen gücü… vs… yeni kuşak gezegende tüm canlılar için daha iyi bir yaşamı talep edebilir, geçmiş kuşakların yaptığı gaflete düşmeden sorgulayarak, irdeleyerek uygulamaya koyarak bunu sağlayabilir. Eserin doğmaya başladığı yıl henüz yüzleşmediğimiz fakat önemle işaret etmeye çalıştığı meseleyle 2021 de yüzleşiyoruz, onun adı covid19. En net olan “değişim” bu olsa gerek. Bu sorunun bir gecede var olmadığını unutmasak iyi olur.

Z.D.: Bu eserde çok fazla emek var, (365 tual, hepsinin birbirine eklenmesi, sunum için farklı parçalara tekrar ayrılması,…) emeğinizin söylemek istediğinizin önüne geçeceğini düşündünüz mü? Emek sanatçıya zevk veren bir şey mi yoksa yoran, bıkkınlık yaratan bir süreç mi? Hız çağında sanat eserlerinde uzun vadeli yoğun emeklere nasıl bakıyorsunuz? Malum zaman bu çağda zapt edemediğimiz bir kavram.

F.K.: Bizim kuşak emek kavramını hakkıyla yaşayan bir kuşaktı diye düşünüyorum, mesela ben yakın tarihe kadar nakit ödeyerek, hazır büyümüş bir ev bitkisi, çiçeği almadım; bizler komşularımızdan sevdiğimiz bir bitkinin küçük bir dalını alır; ona emek vererek sevgi ve ilgi ile onun büyümesine tanıklık ederdik. Bu süreç bana sıkıntı olarak gelmezdi, bilakis o çiçeği istiyor ve hak ediyorsam, önce ona emek vererek büyütmem gerektiğini düşünür ve öyle de yapardım. Dolayısıyla 365-6GEN BELLEK için verdiğim emek ve enerji beni besleyen bir süreçti, bu işe tuvaller atölyeme girdikten sonra bitirinceye kadar hiç kimsenin eli dokunmadı, tüm teknik işleri, vidalama, matkapla delme vs. her şeyini ben yapmalıydım ki, benim enerjim ve benim düşüncelerim, benim hassasiyetim bu işe tam manasıyla geçebilsin ve biz ikimiz daha derin ruhsal ve düşünsel bir birliktelik kurabilelim, aksi hem çok kolay, hem de çok yapay olurdu, ben sadece fikir üreten birisi değilim ki, ben ruhsal olarak ta bir eylem süreci yaşıyorum onu da ancak ben yapıta aktarabilirim. Aksi nasıl olacak? Ruhsal duygusal, düşünsel halimizi bir başkasına ödünç veremiyoruz, böyle bir teknoloji de şu anda henüz yok, birisine talimat vererek bir eşya, bir resim yaptırabilirsiniz; fakat sanat eseri ise hayır! Onun bir karakteri, ruhsal, psikolojik bir yanı var, o da sadece sanatçısında mevcut.

İçinde bulunduğumuz hız çağının “HIZLI İŞ-SANAT” bekleme güdüsüne meyledilirse ortaya sığ ve derinliği olmayan işler çıkar, bir insan bile 9 ayda dünyaya geliyorsa, zaman kavramının nelere muktedir olup-olamayacağını iyi düşünmek ve fark etmek gerekir, doğadaki hiçbir değer “hızla” var olamıyor, yağmur, kar, ağaç, hayvan, bitki, toprak, insan… Herhangi bir meslekte deneyim süreci yaşamadan, birikimi olmadan o işte verimli olmasını beklemek bence mümkün değil, sanatta öyle, yeteneklerinizle doğmuş olsanız da, okumadan, izlemeden, merak edip araştırmadan nasıl yapılabilir? Tüm bu eylemler için de zamana ihtiyacımız var, gün sadece 24 saat. Ayrıca yaptığınız iş sadece bu çağa mı hizmet edecek yoksa gelecek çağda ki insanlara da mı hizmet edecek? Bunu da ayrıca sorgulamak gerektiğini düşünürüm. Bugün insanlar telaş ile kolay beğeniyi tercih edebilirler, peki yarın için bir şey ifade ediyor mu yaptıklarımız? Ben bugünü görüp, yarına bakabiliyorum. 14 yıl önce 6GEN BELLEK’e başladığımda da o günün yarınını görebilmiştim, yanılmamışım.

Z.D.: Bütünde sunulan görsel sanatlar özelde ise plastik sanatlar ilk önce biçim ile algılanır ya izleyici tarafından, içerik ise ikinci sıradadır, renk, ışık, gölge, obje, boşluk, doluluk, içerik biçim dengesi açısından muhatabınız talebi karşılıyor mu? Bu konuda neler söylersiniz?

F.K.: Bizler 21. Yy sanatçıları 18.19.20 yy klasik resim anlayışını devam ettirmek gafletinde mi bulunacağız? Kabul görmüş aynı biçim, aynı form, aynı renk, aynı figür problematikleri ve çözümlemeleri, aynı hazzı veren, şaşırtmayan, düşündürmeyen, öfkelendirmeyen bir estetik anlayışı!  Hiç risk yok! Beğenilen uyumlu renkler ve konular…

Tüm dünya hızla değişirken kemikleşmiş beğeni anlayışı ile tespitlerimizi, deneyimlerimizi, düşüncelerimizi ifade edemeyiz, plastik resim dilini bir ustadan öğrenir ve uygularsınız, bu yol da diğerine oranla kolay bir yol. Fakat yaratıcılığınız ve çağın sorunlarını sizin yaşam deneyimleriniz, gözlemleriniz, tecrübeleriniz ile ifade edebilme, risk alabilme cesareti, gayreti… Bu olgular ile daha başka iş ortaya koymanıza neden olur. “Resim” okuma zenginliklerinin oluşabilmesi için, yaşamı okuma zenginliklerinin de aynı oranda paralel gelişmesi, deneyimlenmesi gerektiğini düşünürüm, temelde aynı olan yaşam biçimleri özelde farklılaşır ve bu özel alanın mahremiyeti korunabilirse özel bir iş çakabilir. Muhatabımız bu işse bu işe başka bir boşluktan bakıp, başka bir dil üzerinden konuşmak durumundayız, karşımızda daha önce denenmemiş bir iş varsa, denenmiş sorgulamalarla anlamaya çalışamayız, bu muhatabımız alışkın olduğumuz biçim, ölçü, derinlikte… Değil, klasik bir eserin en fazla kaç köşesi olabilir, bu eserde kaç köşe var?… Dolayısıyla tek yönlü okumayı reddedip, ön-arka, çok yönlü ve çok katmanlı okumayı talep ediyor, izleyiciyi oralara yöneltiyor bunu yapabilecek miyiz? Muhatabımızın bize başka soruları var o sorulara yanıt aramalıyız. En az kendi oluşum sürecini gerçekleştirdiği, deneyimlediği, yaşadığı süreç kadar uzun ve zor bir yolculuk. Bunu göze alabilen eseri okumayı başaracak diye düşünüyorum.

Z.D.: Sunulan parçalardan birinde arka yüzey diğer parçalar gibi dönemin gazeteleriyle yapılandırılmış değildi, boş arka yüzey bırakılmıştı, buradan sergi zamanına kurulan alegori de çok güzeldi, bu konuda neler söylersiniz?

F.K.: Süreç odaklı, çok köşeli ve çok katmanlı bu projeyi gerçekleştirmeye karar verdiğimde, bu işin çok zor ve sıra dışı bir iş olacağının farkındaydım. Daha önce sanat dünyasında bu kriterlere benzer hiçbir iş görmemiştim; dolayısıyla bu kadar farklı ve süreç odaklı 390 x 1110 cm ölçülerinde, çok farklı formda, sıra dışı bir proje gerçekleştireceksem bunu hemen herkese kabul ettiremeyeceğimi, anlaşılamayacağını, reddedileceğimi, kolay okunamayabileceğini tahmin edebiliyordum. İnandığım bir işti evet fakat sabırla bekleyecektim, madem basının toplum ile olan ilişkisini de arka yüzünde hücrelere kaydetmeye karar vermiştim o halde bu işi ne zaman gün yüzüne çıkarabilirsem o güne kadar bu hücreler beklemede kalacak ve eseri gün yüzüne çıkardığım ilk günler, sonra sergilendiği günler, daha sonra serginin bittiği tarihin gazetedeki gündem maddelerinden seçkiler kendilerini bekleyen boşluktaki yerlerini alarak gelecek insanlık tarihine doküman olarak o haberleri de kaydedecektim, öyle de yaptım. Bu durum esere başka bir katman daha sağladı, eseri 2013’de adeta nadasa bırakmıştım, 2013 ten 2021’e yani son 7 yıl da Türkiye’de ve dünyada yaşamın her alanında nasıl bir değişim olmuş-tu-muydu? Ne-Nasıl olmuştu?… Okuyucunun işini bir kat daha genişletmiştim. Haydi bakalım şimdi buradan da eseri okumaya alabiliriz. 

6GEN-BELLEK kompozisyonun son birleşen alanında, sergiyi düzenlediğimiz iki gün 4-5 Şubat 2021 tarihli günlerin haber seçkileri yerlerini aldılar, sergi sürecinden seçkiler ve en son 3.3.2021 çarşamba gününden gazete haber seçkileri ise kendilerini bekleyen eserin tam merkezindeki hücrelerde yerlerini alıp, gelecek tarihe not düşerek oluşum sürecini tamamladılar. Bu çok katmanlı eserin çok yönlü okumasını da tarihe bırakıyorum. Tarih ona hakkını teslim eder. Günümüzün sanat aktörlerinin ezberlenmiş eser okumalarını bir kenara bırakıp farklı bir okuma anlayışına başvurmak zorunda kalacaklarından, bu işe ortaya koymaya emin olduğum kadar eminim. 

Z.D.: Şimdi sanatçı ne yapıyor, diğer projeleri neler?

F.K.: Sanatçının gün yüzüne çıkmamış gene süreç odaklı,  biri “EKOLOJİK AYAK İZİ NEDİR?” sorgulayan, diğeri “ANADOLU-ANATOLIA” başlıklı 2 si bitmiş 3 farklı projesi daha var. Onlar da sanırım gün yüzüne çıkabilmek için zamanlarının gelmesini bekliyorlar. Ülkemizde kolay kabul gören işler sizin de malumunuz, farklı bir düşünce ve üretim biçimi ortaya koyarsanız bunun yaratacağı olumlu-olumsuz enerjiyi de göğüslüyorsunuz. 2017’den bu güne gene evrensel ölçekte başka bir proje üstünde çalışıyorum, umarım bu yıl onu da bitirebilirim.

Z.D.: İnsanın iyileşmesine dair umudunuz var mı?

F.K.: İnsanlık tarihine baktığımızda her dönem “iyi – kötü”  insan yaşamları olmuş.

İnsanın, İyi insan olarak yaşamını sürdürme gayretinin, yakın ya da uzak çevrelerinde emsal aldıkları “iyi insan” olduğu için İYİ İNSAN-ERDEMLİ İNSAN olma halini tercih ettiklerini düşünüyorum. Mutlaka onlara iyi bir insan; öyle ya da böyle, belki bir roman kahramanı, belki bir tiyatro oyunu veya film veya resim, sanatın farklı disiplinleri veya mahalledeki merhametli bir Ayşe teyze, Ali amca, belki bir akraba, baba-anne, aile büyüğü… Birisi mutlaka küçük ama derin bir dokunuşu olmuş ve o da erdemli bir yaşamı tercih edebilmiştir, Aile terbiyesi, görgüsü ve kültür kavramının etkisini de iyi düşünelim. Bu meselenin herhangi bir mevki, makam, varlık-yoklukla ilgisi olduğunu düşünmüyorum. “Kötü insan” olmak çok zor bir mesele ve bu insanların öncelikle kendilerine, öz benliklerine saygısı olmadığını düşünürüm, maalesef ne yazık ki sayıları azımsanamayacak kadar fazla sayıda ve tüm gezegene zarar vererek yaşıyorlar; rahmetli babaannem şöyle derdi: “Dünya İyi İnsanların Yüzü Suyu Hürmetine Dönüyor!” evet öyle, az sayıda olsa da varlar ve dünya döndükçe var olacaklar… Sokaktaki bir çocuğun gözlerine sevgiyle bakma erdemliğine sahip olabilmek, aldatmadan çalışmak, saygı kavramını iyi düşünebilmek… Bile isteye kimseye zarar vermeden, egolarımızın tuzağına düşmeden erdemli bir şekilde üreterek, insan olabilmenin sorumluluk bilinciyle emek vererek yaşayabilirsek ne ala.

Z.D.: Eklemek istedikleriniz var mı?

F.K.: Sevgili Zeliha umarım sanat ortamımızda senin soruların ve sorgulamalarınla daha çok karşılaşma fırsatı buluruz.

Share Button

Yorumlar kapatıldı.