Işıl Savaşer, Renk Alanı ResmininTemsilcisi Mark Rothko(1903- 1970)

Share Button

II. Dünya Savaşı sonrasında sanat alanında uluslararası en önemli değişiklik, New York’un sanatın merkezi olmasıdır. Sanatın merkezi olarak kabul edilen Paris, 1940’lı yıllardan sonra yerini New York ‘a bırakmıştır. Bu kaymanın çok çeşitli sebepleri bulunmaktadır. Avrupa’da 1930’lu yıllarda Almanya, İtalya gibi ülkeler başta olmak üzere hakim olan totaliter rejimlerde yaratıcı sanata karşı çalışmalar yapılmış, dolayısıyla Avrupalı pek çok üretken sanatçının ABD’ye kaymasına neden olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika’daki Avrupalı sanatçıların sayıları artmıştır. Sanatın merkezinin Paris’ten New York’a kaymasının bir diğer sebebi de 1920’li ve 1930’lu yılların büyük bunalımının sona ermesi ile Amerikan ekonomisinin güçlenmeye başlamış olmasıdır. Buna bağlı olarak yeni oluşan sanat ortamının biçimlendirilmesine katkı sağlayan galeriler, dergiler, sanat okulları açılmıştır. Amerikan sanatı II. Dünya Savaşı öncesinde figüratif ve yerel temalara dayanan bir özellik taşırken, savaş sonrasında ise soyut ve dışavurumcu bir özellik göstermiştir.

Bu dönüşüm yalnızca sanatsal etkilere bağlı değildir. Politik, sosyolojik ve ideolojik etkenler de önem kazanmıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’da soyut dışavurumculuk egemen üslup haline gelmiştir. Greenberg, Amerikan modernistlerini, yani New Yorklu sanatçıları saf sanat temsilcileri olarak görmüş olduğunu ifade etmiştir. Bu sanatçıların her biri kendi resimsel özgün üslupları ile bağımsız bir soyut dışavurumcu arayış ortaya koymuşlardır. Bazı sanatçılar da (Willem de Kooning gibi) soyutlamacı bir anlayışla figüre de yer vermişlerdir, bazıları da tümüyle soyutçu bir yol izlemişlerdir.

Her bir sanatçının dışavurumcu enerjilerinin dereceleri birbirinden farklı olup, bu farklılıklar sebebiyle soyut dışavurumculuk resmi “Boyasal Alan Resmi” ile “Aksiyon Resmi” olarak gruplandırılabilir.

Pollock, De Kooning ve Rothko içinde tanımlanabilecek hiçbir formun olmadığı çalışmalar yapmaya başlamışlardır. Bütünüyle soyut özellikte, ancak bir konuyu, endişeyi ifade etmişlerdir. 1948’de ise Greenberg, Amerikan sanatının dünyanın önde gelen sanatı olduğunu beyan etmiştir.

Rothko’nun en önemli özelliği dindar veya mistik bir ressam olmasıdır. Sanatçı, Yahudi mistisizmi sayesinde kendine ait bir düşünce sistemi geliştirmiştir. Sembolizmden etkilenmiş, daha sonra da Jungcu felsefelerle zenginleşen bir estetik kuramı ortaya koymuştur.

Rothko’nun eserlerinde evrensel sembolik enerjiden yola çıkarak resimlerini üretme düşüncesi söz konusudur. Pollock’ ta olduğu gibi Rothko’nun eserlerinde de 1940’ların başlarında yaptığı çalışmalarda tuvallerin ortasını kaplayan toteme benzeyen ilkel formları görebilmemiz mümkündür.1945 lerde ise bu formlar, tuval yüzeyinin tamamını kapsayacak şekilde yer almışlardır, Rothko, büyük ebatlı renk alanı resimlerini duygusal- ruhsal etkiler altında yaratmıştır. Tuvallerin kenarlarındaki yumuşak olan alanlarla koyu renklerin farklı tonları birbirinden ayrılarak bir gelirim yaratmaktadır ki, Rothko bu gerilimi insan ilişkilerindeki gerilim gibi düşünmüştür. Dolayısı ile resimlerinde ruhsallık ve psişik belirsizlik gizlidir. Rothko 1947-1950 yıllarında tuval zemini üzerinde birkaç farklı rengi birbiri üzerine bindirerek karakteristik resim üslubunu oluşturmuştur. Tuvalin belirsiz kenarlarından sızan farklı renkler gözlemlenir zemindeki renkler de değişmiştir.

Burada sanatçının vermek istediği şey ilahi kudretin nasıl göründüğüdür. Biçimlerdeki ilişkinin inceliği, renkler arasında ton ilişkileri sanki Rothko’nun eserlerinin bilinçaltında hareket ediyormuş algısını vermektedir ve soyut kompozisyon, yaşayan bir varlık haline gelmiştir. Mark Rothko, 1920’li yıllarda sosyal temalı ekspresyonist çalışmalar üretmiştir. 1947’de resimlerinden her türlü çizgi ve formları arındırmıştır. Artık yeni form “renk” tir. İlk resimlerindeki amorf  figürlerde sürrealist yaklaşımlar görülmektedir. Gittikçe onları yalın hale getirmiş ve simetrik şekilde tuvalleri bölen kompozisyondan uzaklaşmıştır. Bununla birlikte tuvallerinde ışık ve şeffaflığı kullanmıştır. Büyük ebatlı tuvallerinde buğulu ve kadifemsi renkler onun geçmişte çalışmış olduğu sulu boya tekniğinden kaynaklanmaktadır.

“Kırmızı İçindeki Dört Karaltı”, Rothko’nun renk alanında gücünün zirvesinde olduğunu göstermiştir. Siyah, kahverengi ve kırmızı arasındaki bu duygusal eksen, Rothko’nun Texas Houston’daki Rothko şapeli ve Seagram binası için yapmış olduğu duvar resimlerinde ve çok sayıdaki şövale resimlerinde kullandığı bir yöntemdir. Sanatçı, soyut çalışmalarını gerçekçi olarak nitelendirmiştir. 1950’li yılların sonunda Rothko, kariyerini devam ettirecek olan resim formuna ulaşmıştır. Geniş düşey alanlarda süzülen kenarları iç içe geçmiş gibi görünen yumuşak renk tonları ile boyanmış olan yatay eşkenar dörtgenler üretmiştir. Bu renk bulutlarını trajik ya da uhrevi tutumlar sergileyen soyut oyuncular olarak görmüştür. Dolayısıyla bunlar bir yönden de bedenin yerini almışlardır. Bu yüzden soyutlamaların merkezinde olmayı sürdürmüştür, ancak olduğu gibi ilkel ya da aşkın niyetler uğruna kişisel olan radikal şekilde gizlenmiştir. Rothko ‘nun aşkınlığı Fautrior veya Dubuffet’ in kaygılarından farklı olmuştur. Bu ressamların l’art informel estetiklerinin Batailleci tutumu genel olarak soyut dışavurumculuğu işaret eden Breton kaynaklı ana akım gerçeküstücü konumla tezat teşkil etmiştir.

Amerikalı sanatçılar gerçeküstücüleri etkileyen Freud’dan ziyade Jung’un görüşlerinden daha çok etkilenmiş ve ilgilenmişlerdir ki Jung, daha çok Pollock ve Rothko’yu etkilemiştir. 1911 yılında kurulan Amerikan Psikanalitik Cemiyeti sayesinde Freud ve Jung sanatçıları etkilemişlerdir. Pollock ve Rothko’nun erken dönem çalışmalarında bu etkiler görülmektedir. Öğretisi sayesinde bilinçdışı sembolizme ulaşmış olan Pollock ve Rothko, gerçeküstücülükten esinlenmişler, otomatizm tekniğini kullanarak bilinç dışı bağlantılı eserler üretmişlerdir. Gerçeküstücülerin otomatizm tekniğini kullanan Rothko, 1930’lu yıllarda Breton’un çevresindeki gerçeküstücü sanatçı Gordon Onslow Ford’un (1912-2003), 1941’de New York’tan vermiş olduğu konferanstan etkilenmiş ve bu tekniği yaratım sürecinde kullanmaya başlamıştır. John Graham Rothko’yu etkileyen bir diğer gerçeküstücü sanatçı olmuştur. Graham eski ırksal geçmişler ile bilinçaltı sayesinde bağlantı kurduğunu ifade etmiştir. Bu ifade yoğun kolektif bilinçaltı konseptine bir göndermede bulunduğu gibi, Rothko eserlerine Arkaik İdol (1945), Arkaik Fantezi (1945) şeklinde isimler vermesinde etkili olmuştur.

Jung öğretisi ve mitolojik semboller ile ilgilenen Rothko, 20. Yüzyıl’daki barbarlığa işaret etmek için mitler ile ilgilenmiş, mitolojik referansları resimlerini isimlendirirken kullanmıştır. 1940 yılından sonra resimlerinde mitolojik referansların arttığı görülmüştür. Rothko, Pollock gibi resimlerinde kendisinin bilinçaltı ile ilgilenmemiş, ilgilendiği konu ise tam olarak insanlık dramı olmuştur. Savaşların vahşeti karşısında son derece etkilenen Rothko, insan psyche’sine yönelmiş, mitleri ve otomatizm tekniğini kullanmıştır. Bu durum onun kendi üzerindeki Jung psikolojisinin etkileri olarak düşünülmüştür. Sanatçı, 1949 ‘dan itibaren salt soyuta yönelmiş, yumuşak kenarlı ve tuvalin üzerinde üzülüyormuş izlenimi veren dikdörtgenler yapmaya başlamıştır. 1947- 1950 yılları arasında sanatçı bir renkten oluşan zemin üzerinde birbirinin üzerine binen iki veya üç renkli dikdörtgenin tamamladığı karakteristik resim üslubunu geliştirmiştir. Resimlerinde yumuşak renk örtüsünü veren veya belirsiz kenarlarından sızan diğer renkler görülmektedir. Zeminde görülen renk, değişmeye yatkındır. Sanatçının amacı ilahi Kudret’in nasıl göründüğünü verebilme kaygısıdır.

Rothko’nun resimlerindeki biçimler arası ölçülerde görülen incelik, renkler arasındaki ton ve ağırlık ilişkileri, resimlere bilinçaltında hareket ediyormuş izlenimi vermektedir. Dikdörtgenlerde kullandığı renkleri sonraları daha da koyulaştıran Rothko, siyaha yakın renk kullanmayı tercih etmiştir.

Houston’daki Rothko Şapeli ‘nde koleksiyon Dominik de Menil’ in 1964’te vermiş olduğu sipariş üzerine sanatçı, 14 adet resim üretmiştir. Siyaha yakın koyu mor tonu ve koyu kırmızı renkten oluşan bu çalışmalar, arkası bankalardan başka hiçbir şeyin olmadığı sekizgen plan şemalı mekanın duvarlarına asılmıştır. Rothko’nun resimlerindeki renk kullanımı değişikliğinin onun ruh halinden kaynaklandığı iddia edilmiştir. 1950’li yılların sonlarına doğru depresyona girdiği ifade edilen Rothko, sıcak kırmızı, turuncu, sarı renkleri giderek terk etmiş, koyu mor tonları ve hatta siyah renk ile çalışmalarını sürdürmüştür.

Kaynakça

  • Hopkins, D., Modern Sanattan Sonra, Çev., Firdevs Candil Erdoğan, Hayalperest Yayınevi, İstanbul, 2018
  • Antmen, A., 20.Yüzyıl Batı Sanatında Akımlar, Sel Yayınevi, İstanbul, 2013
  • Öndin, N., Modern Sanat, Hayalperest Yayınevi, İstanbul, 2019
  • Lynton, N., Modern Sanatın Öyküsü, Çev., Cevat Çapan, Sadi Öziş, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2015
Share Button

Yorumlar kapatıldı.