Muharrem Çeken: Darü’l Mülk: Konya

Share Button

SARAY, Orta Çağ Selçuklu toplumunun mimari ve dekorasyon kabiliyetlerinin en üst düzeydeki temsil edildiği yerdir. ‘Devletin şahsı manevisi’nin vücud bulmuş hali sultanın evi, yani ‘Devlethane’, Selçuklu atalarımızın sadece maddi üretim yeteneklerini değil Selçuklu toplumunun duygu, hissediş biçimleri ve onu şekle dönüştürme kabiliyetlerini hakkında en dolaysız bilgileri sunar. Bu sergiye de yansıyan taş, çini, alçı, seramik, maden ve cam malzemeden üretimler sadece üst düzey teknik üretim kabiliyetlerini ortaya koymakla kalmaz bununla birlikte, düşünce ve eğlenme anlayışına kadar toplumun tüm değer ve âdetlerini anlamamıza yardımcı olur.

Selçuklu başkenti yani ‘Dar’ül Mülk’ü Konya’nın Saray ve Köşkleri, tüm mimari ve dekorasyon özellikleriyle Türk Saray Mimarlık Tarihi içinde önemli bir ara kesitte yer bulur. Mimari açıdan, Büyük Türkistan’ın Gazneli Sarayı Leşkeri Bazaar gibi öncü örneklerden, Osmanlı’nın İmparatorluk Sarayı Topkapı’ya kadar birçok ortak yapısal özellikleri; dekorasyon açısından ise kendine has, çok istisnai bir düş dünyasını, üst düzey bir teknik ve imalat kalitesiyle bizlere sunarlar. Selçuklu Sarayları plan ve dekorasyon anlamında Anadolu öncesi örneklerle Osmanlı sarayları arasında adeta bir köprü görevi görür ve bu anlamda siyasi hanedanlıklar değişse de Türk Saray Mimarisi geleneğinin kopuk olmadığını aksine süreklilik arz ettiğini gözler önüne serer.

Selçuklu tarihçisi İbn-i Bibi’nin çağın değişik tören ve toplantıları anlatırken Selçuklunun maddi kültür mirasına dair verdiği bilgiler, bugün hayal dünyamızı bile zorlar mahiyettedir ve bahsi geçen  anlatımlardaki mirastan günümüze pek birşey ulaşamamıştır. Ancak arkeolojik kazılar sayesinde Selçuklu saray yaşamı ve mimarisi ile igili önemli eserler ortaya çıkarılmış ve bunlar müzelerimizin en nadide koleksiyonlarını oluşturmaktadır. Bu sergi Türkiyeyi vatan haline getiren Selçukluların görkemli mirasından günümüze kadar ulaşan Darü’l Mülk’ün saray ve köşklerine ait pek çok eseri gözler önüne serecektir.

Bu eserler arasında az sayıda da olsa bir grup taş eser bulunmaktadır:

Taş ile yaratılan sanat Selçuklu kültürünün bütün ihtişamını ve izlerini günümüze yansıtan birer ayna gibi karşımızda durmaktadır. Özellikle mimari tasarımın önemli parçalarından biri olan taçkapılarda karşımıza çıkan görkemli taş işçiliği adeta taşa işlenen yazı ve bezemelerle günümüze ulaşan mesajlara dönüşecek ve Selçuklu çağının şaheserlerini yaratacaktır.

Konya kentinin bu şaheserlerle donatılmış yapılarlarının arasında yer alan kalesi ve sarayının surlarında, Geç Roma, Erken Bizans heykelleriyle birlikte, Selçuklu sanatçılarının yaptığı insan, hayvan ve fantastik yaratık kabartmaları, sultanların kale duvarlarına âdeta müze görünümü kazandırmaktaydı.

Sergide bir bölümü arkeolojik kazılardan müzelere taşınan taş eserler arasında kenti ve sarayları kuşatan kalelere ait kitabeler, figürlü süslemelerle bezenmiş mimari kaplamalar ile kimisi de heykel karakteri taşıyan örnekler yer almaktadır.

Çağın mimari dekorasyonu içinde Alçı Bezemelerde önemlidir

Alçıyı Anadolu’da mimari bezemenin ana malzemelerinden biri olmasının sağlayan Selçuklular, saray mimarisinde çini kadar zengin ve görkemli süsleme programını alçı malzemeyle de yapmışlardır. Selçuklu çağından kalan en yoğun ve etkileyici alçı grubu saray ve köşklerin odalarındaki nişli dolaplarda, raflarda, duvar panolarında ve renkli camların takıldığı alçı şebekelerde görülür.

Kalıplama tekniğiyle yapılan Selçuklu saray ve köşk alçılarında, başta çini ve taş olmak üzere, devrinin diğer eserlerine paralel bir üslup sergileyen figürlü süslemeler yaygındır. Devrine uygun olarak son derece dinamik bir görüntüye sahip figürlerde insan, hayvan ve fantastik yaratıkların çeşitli örneklerini görmek mümkündür. Çeşitli figürlerin çok hareketli biçimde tasvir edildiği alçı bordür parçaları özel bir grup meydana getirir. Bitkisel süslemelerle oluşan fon üzerine birbirini kovalayan tavşan, tilki, geyik, kurt gibi hayvanlar son derece canlı etki bırakan bir tarzda işlenmişlerdir.

Bu alçı kabartmaların, hayret ve zevkle seyrettiğimiz bir bölümünde ise, çift başlı kartal, siren, çift ejder, tavus kuşu, aslan gibi koruyucu hem güç sağlayan, hem de gücü simgeleyen hayvan ve fantastik yaratık tasvirleriyle birlikte, panolarda madalyonlar veya kemerler içinde elinde kadeh tutan, bağdaş kurup oturmuş, kaftanlı figürler, ellerinde balık tutan, ayakta duran insanlar, avcı sahneleri işlenmiştir. Bunların kimi saray ileri gelenlerini tasvir etmekte, kimi de astrolojik konulu sahneleri canlandırmaktadır.

Sarayın Masalsı ve Renkli Dünyası oluşturan Çiniler sergide yer alan en önemli eser grubudur

Toprak, su ve ateşin göz alıcı renkli dünyası olan çiniyi Anadoluya getiren Selçuklular bir çok anıtsal yapının bezemesinde bu sırlı kaplamayı kullanmıştır. Dini ve kamusal yapılarda en çok çini mozaik ve tek renk sırlı çiniler kullanılmış, saraylarda ise sıraltı, lüster ve minai teknikleri ön plana çıkmıştır.

Anadolu’da 12. yüzyıl ortaları gibi erken tarihlerden itibaren izleyebildiğimiz çinilerin en önemlileri saray kazılarında ortaya çıkarılmıştır. Bu kapsamdaki en erken örnekler, Konya II. Kılıçaslan Köşkü kalıntılarında ele geçmiştir. Burada bulunan “minai tekniğindeki” çini kaplamalar, İslam sanatında nadir görülür.

Minai, İran’da Büyük Selçuklu İmparatorluğu zamanında ortaya çıkarılan bir tekniktir. İran’da 12. yüzyılda bu teknikle yapılmış pek çok seramik bulunmasına karşılık, çini üzerine uygulama azdır. Konya II. Kılıç Arslan Köşkü’nün minai çinilerle zengin biçimde bezenmesi bu yönden de son derece ilgi çekicidir.

Sır üzerinde kullanılan mine boyalar dolayısıyla “Minai” olarak adlandırılan bu teknik çok renkliliği dolayısıyla “heft renk (yedi renk)” tekniği olarak da bilinir.  Son derece ustalık gerektiren, zahmetli ve zor olan bu teknik Selçuklular tarafından ilk kez çini ve seramik üzerinde uygulanmıştır. Sekiz köşeli yıldız, altı köşeli yıldız, haçvari, kare formlu levha çiniler ile bunlarla oluşturulan kompozisyonlarda ara parçalar halinde karşılaşılan küçük levha şeklindeki Minai çiniler üzerinde bitkisel süslemeler ve sarayla ilgili sahneler tasvir edilmiştir.

Tahtında oturan hükümdarlar, atlı avcılar, kadın figürleri, fantastik yaratıklar gibi devrin konu ve üslup bakımından zengin ve renkli dünyasını yansıtırlar.

Kubadabad Sarayı görkemli çini buluntuları ise sayı ve çeşit zenginliği bakımından çok önemlidir; hatta ünik bir koleksiyon oluşturmaktadır. Bu nedenle genel İslam çini sanatında da en dikkat çekici bölümlerden biri sayılmaktadır. Tarihi, kullanım yeri ve tarzı, hatta üretim yeri belirlenebilen; stilistik ve tematik açıdan eşsiz bir zenginlik arz eden çini dekorasyonu da başlı başına bir inceleme alanı oluşturmaktadır.

Kubadabad Büyük ve Küçük Saray çinileri, ilginç bir resim üslubu ile Selçukluların simgeler dünyasını yansıtan bir ikonografiyi kaynaştırıp bir masal atmosferi yaratmaktadır.

Bu masal dünyasının figürleri, saray ve sultanın simgesi olan çift başlı kartaldır. Orta Asya Türk mitolojisinde doğayla ilgili inançlar ve şamanlıkla bağlantılı olarak kartal, koruyucu ruh sayılmaktaydı. Ayrıca göklerin hâkimi, koruyan ve egemen olan iki gücü birleştiren bir simge yorumu da yapılmaktadır. Aynı zamanda soyluluk, şans, bilgelik ve güneş simgesi olarak gezegen ve burç tasvirleriyle birlikte işlenmekteydi. Kartalların göğsündeki kartuşlarda “es-sultan”, “es-sultani”, “el-muazzam”, “es-saadet” yazıları bulunmaktadır.

Avcı kuş olarak doğan, şahin, sungur gibi yırtıcı kuşlar. Başlıca av hayvanları geyik, kaz, ördek, keklik, balıkçıl ve cinsini pek belirlenemeyen pek çok kuş, Kubadabad çinilerinde sanatçının gözlem gücünü yansıtan, doğaya bağlı, gerçekçi sayılacak özellikler gösteren bir üslupla resmedilmişlerdir.

Cennet simgesi olan, Bizans ve İran sanat geleneğinde de çok sevilen, eski İran’da ayrıca, özellikle tüyleri iktidarı ifade eden tavus kuşu figürü, Selçuklu saray çinilerinde de bu geleneğin uzantısı olarak karşımıza çıkar.

Kubadabad’ın bulunduğu küçük ovayı güneyden çeviren Toros Dağlarının etekleri, alabildiğince uzanan yeşil ormanlarla kaplıdır. Selçuklular zamanında doğanın daha da zengin olduğu düşünülen bu ormanlarda kurt, panter, ayı gibi büyük yırtıcılarla tilki, tavşan, yabani köpek ve eşek, keçi, geyik gibi diğer vahşi hayvanlar yaşamaktaydı. Sekiz köşeli yıldız çinilerde bu hayvan tasvirleri genellikle soyut bitkisel bezeli yüzeylerde tek başlarına yer alır. Tümü de hareket halindedir. Kimi öne atılarak koşmakta; kimi aniden durmuş arkaya bakmakta; eşek, keçi ve tavşan gibi kimileri de yerinde duramayıp zıplamaktadır.

Helenistik ve Çin mitolojilerinin de etkisi karışan masal dünyasının yaratıkları “siren”, “sfenks”, “grifon” ve “ejder” Türk-İslam sanatında taş, alçı, ahşap, maden gibi her malzemede bezeme olarak ve en çok ta saray ve köşklerde işlenmiştir.

Kubadabad kazılarında ortaya çıkan insan figürlü çiniler, Selçuklu toplumunun yaşayış biçimi hakkında bilgi edindiğimiz en önemli kaynaklardan biri haline gelmiştir. Konya’da II. Kılıç Arslan Köşkü çini ve alçı malzemesinde de işlenen insan figürlü tasvirler, Kubadabad Büyük ve Küçük Saray kazılarında gün ışığına çıkarılan sayısız denecek miktarda sağlam ve kırık çinilerle çok daha zengin çeşit ve üslupta örnekler kazanmıştır. Bunlar Orta Asya, Uygur kökenli yuvarlak çehrelerin de temel özellikleridir. Bazı figürler değişik yüz biçim ve ifadeleriyle farklı görünüşler ortaya koyar.

Saray Yaşamının Eşyaları: Seramik, Cam ve Madeni Eserler de sergide yer alır

Saray yaşamının en önemli kullanım eşyalarından olan seramik, çok değerli birer hazine aynı zamanda hediyeydi. Sarayda, Çin’den ithal edilen lüks bir seramik olan “seladon”un yanı sıra yerel üretim pek çok sırlı ve sırsız topraktan eşya, mutfakta depolama ve pişirmeye; Sulatana hazırlanan sofralarda sunuma kadar saray yaşamın her alanında yer almaktaydı.

Selçuklu çağı seramik teknolojisinin zenginliğinin Anadolu’ya yansıması beyaz hamurlu seramiklerle gerçekleşmiştir. Bizans kültür çevrelerinde kullanılmayan sırçalı beyaz hamur ile sıraltı, lüster gibi kaliteli seramiklerde kullanılan süsleme teknikleri Selçuklular ile birlikte Anadolu’ya girmiştir. Bunun yanı sıra kiremit kırmızısı hamur üzerine uygulanan sgraffito, champlevé, slip ve tek renk sırlı süsleme teknikleri de Selçuklular tarafından kullanılan teknikler arasındadır. Aynı zamanda barbutin, baskı ve kazıma teknikleriyle bezenen sırsız seramikler bu çağın yaygın eşyaları arasındaydı.

Çinilerle benzer stilistik özellikler taşıyan seramikler, üzerinde kullanılan süsleme tekniğine, atölye ve sanatkâr farklılıkları da gösteren zengin ve görkemli örnekleriyle saray yaşamının bir parçasını günümüze taşımaktadır.

İbni Bibi’nin dönemin zenginliğini ifade etmek için anlatımlarında sıklıkla başvurduğu saraylarda kullanılan altın ve gümüş gibi değerli madenlerden yapılmış eşyalardan günümüze ulaşmış eser yok denecek kadar azdır. Saray kazılardan ele geçirilen eserler arasında kilit, kulp gibi madeni eşyalara ait parçalar yer alırken; dönem yaşamın diğer savaş aletleri olan temrenler, mızraklar gibi çok sayıda eser kazılarda ortaya çıkarılmıştır.

Selçuklu çağının az bilinen eşyaları arasında yer alan cam eserler, saray kazılarının sayıca fazla ele geçirilen buluntuları arasında olmakla birlikte çoğu birleşmeyen kırık parçalar halindedir. Kubadabad Sarayın’da kullanılan birkaç bardak, Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev’in (M. 1237-46) adını taşıyan tabak ve bir kaç kandil, formu ve süslemesiyle bütün veya bütüne yakın diyebileceğimiz eserlerdir. Bazıları mine ve altın yaldız boyalı olan bu eserlerin dönemin ince cam işçiliğinin günümüze ulaşan en kıymetli kalıntılarıdır.

Sergide çağın Sikke ve Mühürleri de temsil edilir:

         Sultanın ve iktidarının sembolü sikke aynı zamanda ticaretin güvenliği ve düzenini sağlayan bir araçtır. Selçuklu çağı paraları altın, gümüş ve bakırdan kesilmiştir ve günümüzde bilinen Türkiye Selçuklularına ait ilk sikke “e’s-sultânü’l-mu’azzam” unvanı ile Sultan I. Mesud’a aittir. Dârü’l Mülk olarak Konya Selçuklu Sultanlarının sikkelerinin en çok darp edilği şehirdir. Paralarda en çok e’s-sultânü’l-mu’azzam, e’s-sultânü’l-azam, e’s-sultânü’l-gâlib gibi unvanlardan kullanıldığı ve sonra adı ve baba adı yer almaktadır. Sergide Konya Müzesi koleksiyonunda yer alan ve çoğunluğu Konya darplı 18 sikke yer almaktadır. Aynı zamanda hazinenin kilidi iki mühür de koleksiyonun Kubadad Sarayı kazılarında ele geçirilmiş özgün eserleri arasındadır.

Share Button

Yorumlar kapatıldı.