SERKAN AZERİ, YENİYİ ARAMA YOLUNDA İSTANBUL SEVDALISI BİR RESSAM

Share Button

Ressamın kendi sanat çizgisini inşa etme yolculuğu, göreceli olarak zor olduğu kadar üretimi ile gelecek süreçte hedeflediği noktaya ulaşması yolunda geliştireceği üslubu ortaya koyacak çıkışlara ve tavra ışık tutması bakımından önemli ipuçlarıyla da doludur. Bu yolculuk sürecinde ressamın kendisini biçimlendirme adımlarını atarken sahip olması gereken en belirleyici özellikleri, yeni bir çıkış için adım attıracak düşünsel bakış açısını geliştirmesinin yanında bu gelişiminin yansıması olacak biçimsel yenilikleri üretiminde deneme boyutundaki cesareti ve sürekliliğidir.

 Otodidakt bir ressamdan bahsediyorsak bu yaklaşım çok daha farklı bir boyutta anlam kazanır. Çıktığı resim yolculuğunda otodidakt bir ressamın bu belirleyici özelliklerin farkındalığına ulaşıp üretiminde kendi kalıplarını aşarak yeni düşünce biçimini ifade etme konusundaki kararlı tutumu, onun “kendi kendini yetiştiren” birçok ressamdan bilinç olarak ayrılmasındaki en önemli ölçüttür. Kendisini sorgulayarak gerçekleştirdiği bu dönüşümün başlangıç süreci, alışılmış kalıpları tekrar eden ressamlardan net bir biçimde uzaklaşıp “kendi üslubunu oluşturma” yolunda atmış olduğu ciddi bir adımdır.

Osman Akça’nın resim serüveninin evrelerini incelediğimizde, yukarıda değindiğimiz bu tavrı, özellikle yakın dönem çalışmalarında gözlemlememiz zor olmayacaktır. Yeni sergisinde izleyici karşısına çıkardığı resimleri, kendi çizgisi üzerine sürekli düşünen, üretiminde yeniyi arama yolunda adımlar atmaya kararlı bir ressam duruşunu karşımıza çıkarmaktadır. Görünen gerçekliğe ve doğaya tamamen bağlı kalış, Osman Akça’nın daha önceki yıllarda yaptığı İstanbul konulu resimlerinde en belirgin özellik olarak dikkatimizi çekmekteydi. Bu yapılanma üzerine getirdiği yeni bakış açısı ile birlikte Osman Akça, boyada ve biçim çizgisinde yakaladığı değişimin enerjisini, yeni resimlerinde yapı ve konu çeşitliliği bakımından daha farklı bir seviyeye ulaştırıyor. Gözlemlediği kent görünümlerini, düşünsel süzgecinden geçirerek resimlerinde yer yer soyutlamacı yaklaşım ve leke uygulamalarıyla anlamlar kattığı bir görsellikle bütünleştiriyor.

Yaşadığı kent İstanbul, Akça’nın resimlerinde günümüz kent yapısının kaotik enerjisinin ön plana çıkarılarak eleştirel boyutta yansıtıldığı bir görsellikte değildir. Akça’nın resimlerinde İstanbul,  insan yaşamına dair anıların oluşturduğu “yaşanmışlık belleğinin” parçalarına dönüşen kent kültüründe önemli yeri olan tarihi yapıları, caddeleri, kıyılarda konumlanmış olan kayıkları, balıkçı tekneleri ve sahil görünümleriyle birlikte verilmek istenen “güzel olanı” yaşama arzusunun yansıtıldığı bir kent izleniminin ifade biçimine ulaşır.

 Güvercinler ve bisikletler yeni resimleri içerisinde farklı seriler olarak karşımıza çıkmaktadır. Güvercinleri kentin görünümü içerisinden çekip çıkararak, zaman ve mekan algısından uzaklaştırıp, soyutladığı arka planlar önünde gruplar halinde resmetmektedir. Daha önceki resimlerinde tarihi yapıların çevresinde ve meydanlarda kent görselliğin bir parçası olarak dikkatimizi çeken güvercinler artık başlı başına odaklandığı bir konu olarak biçimlenmektedir. Boş sokaklarda veya bir yapının önünde resmettiği bisikletler, Osman Akça’nın kendi çocukluğu ile bağlantı kurarak tanık olduğu yaşanmışlıklara, geçmişe ve insana dair iz bırakan özlemlere gönderme yapan bir imgeye dönüşmektedir.

 Yeniyi arama yolundaki bakış açısı değişimini ortaya koyduğu resimleriyle Arda Sanat Galerisi’nde açtığı kişisel sergisi, Osman Akça’ya gerçekleştirdiği bu çıkışını gelecek dönemlerde sürdürmesi ve farklı seviyelere ulaştırması anlamında önemli bir misyon da yüklemektedir.

Share Button

Yorumlar kapatıldı.