Kamuran Suphi H.: Adnan Çoker’in A Takımına Karşılık Kamuran Suphinin Z Takımı

Share Button

78557

“S/Art by Sürmeli İstanbul Hotel‘ de gerçekleşecek olan serginin küratörlüğünü üstlenen Adnan Çoker, “A Takımı” statüsünde konumlandırdığı tam on dört sanatçıyı bir araya getiriyor. 21 Kasım 2013 – 21 Ocak 2014 tarihleri arasında gerçekleşecek 2013 yılına damga vuracak, 2014 yılının ise en çok konuşulacak sergisi  “A TAKIMI” nı kaçırmayın…”

 

“40 yıllık otelcilik deneyimini, çağdaş ve güncel uygulamalarla birleştirerek, dinamik Türk otelcilik sektöründe vazgeçilmez bir klasik hâline gelmeyi başaran Sürmeli İstanbul Hotel, yılların getirdiği tecrübesi ve yenilenen yüzüyle 21 Kasım 2013 tarihinden itibaren sanata destek vermeye devam ediyor. İstanbul’un köklü ve prestijli otellerinden biri olan Sürmeli İstanbul Hotel, kendi bünyesinde yer alan ve Adnan Çoker’in önerileri doğrultusunda restore edilen S/Art by Sürmeli sergi salonunda muhteşem bir sergiye hazırlanıyor. Yarım ay biçimindeki mekânı, gezinti platformu, yüksek tavanları ve çok amaçlı sunum olanaklarıyla alışılmış galeri dizaynından farkıyla dikkatleri çeken S/Art by Sürmeli, açılışını iddialı ve yine alışılmadık bir sergiyle yapıyor.”

 

Serginin küratörlüğünü üstlenen Adnan Çoker, A Takımı statüsünde konumlandırdığı 14 sanatçıyı bir araya getiriyor. İsmini, sanata verdikleri emek ve kattıkları değerden alan A Takımı sergisinde yer alan sanatçılar arasında Adnan Çoker, Adem Genç, Balkan Naci İslimyeli, Bedri Baykam, Bubi, Ferit Özşen, Güngör Taner, Koray Ariş, Mehmet Kavukçu, Mustafa Altıntaş, Mustafa Ata, Serhat Kiraz, Server Demirtaş, Seyhun Topuz bulunuyor.

Ana akım medyada sergi ile ilgili haberler şöyle devam ediyor. “Sürmeli Hotel İstanbul’da 21 Kasım Çarşamba günü gerçekleşen A TAKIMI sergisi cemiyet hayatının önde gelen isimlerini ağırladı. Adnan Çoker küratörlüğünde, birbirinden önemli on dört sanatçının katılım sağladığı A TAKIMI sergisi, 21 Ocak 2014 tarihine kadar sizleri bekliyor.”

 

Son yıllarda büyüyen sanat piyasasındaki pasta birçok kişinin iştahını kabartıyor ve pastadan daha büyük dilim almak isteyenler tarafından galeriler, fuarlar ve sanatçılar arasında iyiden iyiye bir seçkincilik tavrı görülüyor. Kimilerince Türkiye’nin tek A Plus çağdaş sanat fuarı kabul edilen Contemporary İstanbul, abartılı övgülerle göklere çıkartılırken, 23 yıldır düzenlenmekte olan ve Türkiye’nin ilk sanat fuarı olma özelliğini taşıyan Artist İstanbul Sanat Fuarı, bazı çevrelerin demode ya da avam olarak niteleyip burun kıvırdığı, ikinci sınıf bir fuar nitelemesine maruz kalıyor.

 

Adnan Çoker’in A takımını on dört sanatçıyla sınırlaması, üstelik bu seçkiyi yaparken neden bu sanatçıları, A takımına yükselttiğini açıklamaması, herhangi bir kriter gözetmemesi de seçkincilik olarak değerlendirilebilir. Bu durumda Çoker’in seçkisine giremeyen sanatçıların kimini B takımına, kimini C takımına mı dâhil edeceğiz?

 

Fuarlar arasında yapılan bu sınıfsallaştırma tavrı son zamanlarda galeriler arasında da görülmeye başladı. Kendilerini A plus ilan eden galerilerin, sanatçı seçkileri sadece onların, sanata bakış politikalarını ve işletme mantığını ortaya koymuyor aynı zamanda ayrıştırmacı bir elitizmi de kaçınılmaz kılıyor. Kendini A plus galeri ilan eden bu kurumlar, seçkileri dışında kalan sanatçılara yukarıdan bakan tavırlarıyla kendilerini piyasanın pek mühim mercii sanma yanılgısına da düşüyorlar. Tıpkı Adnan Çoker’in kendisini Çağdaş Türkiye sanatının hâkim otoritesi olarak görmesi ve “A Takımı” seçkisini yapması gibi.

 

Çoker’in seçkisi abartılmaması gereken basit bir sergi olarak da geçiştirilebilir, ancak burada üzerinde durulması gereken nokta; Türkiye sanat piyasasının elitizm üzerinden karakterize olması…

 

Elitleştirme demek kamplaştırma demektir, ayırımcılık, adaletsizlik ve antidemokratiklik demektir. Seçkincilik süperegosal bir tavırdır, faşizm de öyle…

 

Elitizm, sanatçıları “azlar” ve “çoklar” olarak iki kategoriye ayırır. Az’lar sanat piyasasındaki erk’in sahibidirler ve çoklar’ı yönetirler. İktidar, az’ların tekelindedir ve sanat piyasasıyla ilgili tüm hayatî kararları, dinamikleri ve işleyişi onlar belirler. Piyasanın rant pastasından en fazla payı “onlar” alırlar. Güç, onların elinde toplanır, merkezîleşir ve sonunda totaliter bir rejime kadar varır.

 

Marx, Kapital’de meta üretiminin gayrişahsi piyasa güçleri tarafından oluşturulan fiyat ve kâr sinyallerine karşılık geldiğini, aynı zamanda ekonominin doğası gereği sabit ve kalıcı olmadığını söyler. Bu piyasada, başarılı olmanın yolu, rekabetçi çekişmeden geçer.

 

Yine Marx’tan alıntılarsak “Rekabet savaşı metaların ucuzlaştırılmasıyla sürüyor. Metanın ucuzluğu diğer şartlar sabitken iş gücünün üretkenliğine ve bu da üretim ölçeğine bağlıdır. Böylece büyük kapital, küçüğü yener.” Dahası, “birikimin mütevazı bir yardımcısı olarak başlayan” kredi sistemi zamanla “rekabetçi mücadele çekişmesi içerisinde yeni ve korkunç bir silah hâline gelir ve sonunda da kendisini sermayenin merkezîleştirilmesi için muazzam bir sosyal mekanizmaya dönüştürür.” (Marx, Kapital, 27.bölüm)

 

Bu durumu Türkiye sanat piyasasına uyarladığımızda elitizm üzerinden kredilendirilen sanatçılar “rekabetçi mücadele” ortamında kendi üretimlerine yabancılaşırlar. Rekabetçi piyasa işleyişi içinde, üretimleri ile birlikte bizatihi kendileri nesneleşirler ve sermayenin rantına araçsallık ederler. Sadece rant araçsallığı ile de kalmazlar, sermayenin merkezîleştirilmesine, marka olmasına, prestij sahibi olmasına kadar varan sosyal bir mekanizmaya hizmet ederler.

 

Adnan Çoker’i tenzih ederek söylüyorum. Biliyorum ki Adnan Bey, yaptığı A takımı sergisini masumane bir şekilde düşünmüş ve Marks’ın ekonomi politiği üzerinden sorgulamamıştır. Ancak sanatçıların bu masumane tavırları, bir süre sonra rekabetçi piyasa mekanizması içinde “onları” korkunç bir yoksunlaşmaya götürebilir.

 

Burjuvaziye hizmet eden sanatçılar için Pierre Joseph Proudhon, şunları söyler: “(…) mülkiyetin etkisi altında bilinci çürümüş, âdetleri ahlaksızlaşmış, satılık ve onursuzlaşmış sanatçılar, alçakça bir bencilliğin portresine dönüşüyor. Adalet ve saygı kavramları, kalplerinde kök salamadan geçip gidiyor, tüm toplumsal sınıflar arasında sanatçılarınki güçlü ruh ve asil karakter açısından en yoksul olanı.”

Share Button

Yorumlara kapalıdır