Özgen Yıldırım: Muhafazakar Bir İklimde Güncel Sanat, Sanatçı ve Sanat Pratikleri

Share Button

Taner Ceylan, 1881 (From the Lost Painting series), 2010, Oil on canvas, 140 x 200 cm Courtesy the artist and Paul Kasmin Gallery, New York

Yaşam tarzına müdahale var mı yok mu tartışmaları altında toplumun doğrudan ideolojik statüsünü tahsis eden otorite, bu ideolojik varoluşunu muhafazakarlık olarak telaffuz ederken, bu muhafazakarlık dalgasının güncel sanat üzerinde ne denli bir etki yaptığı ya da yapacağı üzerine kafa yormanın zamanının geldiğini düşünmekteyim. Kültürel üretim mekanizmalarının önemli bir parçası, aynı zamanda da bir toplumun özgürlüğünün ifadesinde mihenk taşını oluşturan sanat, muhafazakarlaşma ikliminde, kendi özgürlüğünü ve sanatçının özgürlüğünü nasıl bir çaba ya da duruşla koruyabilir, kendini ilerletebilir?

 

Bundan 4-5 yıl önce bu kontekste sorulan sorulara ütopik anlamlar atfedilirken, sanat yapıtlarına ya da performanslara yapılan müdahalelere münferit teşhisi konurken şimdi ne değişti? Ve ben bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissetim…

 

Bundan yaklaşık 25 yıl önce S. Huntington’ın ‘Medeniyetler Çatışması’ isimli yayınında, Türkiye ile ilgili değerlendirmeleri hiç de yabana atılacak cinsten değildi. Özellikle ülkenin kimlik ve medeniyet bunalımı geçirdiğinin altını çizen yazar, bu durumun ülkenin dış politika pratiklerinde en hassas nokta olduğunu ve istismara açık bulunduğunu belirtmişti.

Tophane_sanat_galerisi_baskini_oncesi_sokak_1

Bu istismar, özellikle dünya konjonktüründe ideolojik bağlamda ‘Ilımlı İslam’ etiketinin yapıştırılma girişimine karşı kucak açan otoritenin, bu etiketi süsleyecek olan muhafazakarlığı ilk ağızdan medya aracılığı ile deklare etmesiyle tescillenir.

 

Muhafazakar toplum uyaranları, medya aracılığı ile milyonlara pompalanırken, otorite, pratiğe dönüştürme adımlarını atmaya başlar. Düz liselerin kapatılması, okula başlangıç yaşının aşağıya çekilmesi, kürtaj ve sezaryen ayıplamaları, doğum kontrolüne giden kadınların ailelerine bilgi mesajı gönderilmesi, çocuk sayısının öne sürülmesi, alkol satın alma saatlerinin belirlenmesi, kız-erkek aynı evde kalmamalı meselesi, kalırlar ise ailelerine bilgi verileceği ibareleri vs. vs. vs.

Otorite nakleder, toplumun ileri gelenleri anında uygulamaya geçer. Tüm bunlar realiteye geçerken, otorite der ki; biz yaşam tarzlarına müdahale etmiyoruz, muhafazakar bir toplumun gereğini yapıyoruz…

 

Aynı otorite daha yakın zamanda, sansürleme, kısıtlama ya da yıkma pratiklerini yerine getirirken bunu, halkın adına ilahi nedenlerle yapmaktayız retoriğini kullanırken, muhafazakar toplum inşasının temellerini atmamış mıdır?

 

2009 yılı Nisan ayında; Antalya’nın Kemer beldesinde heykeltıraş Zafer Sarı’nın “Aşk Yağmuru” isimli heykelinin, dönemin belediye başkanı tarafından toplumun ahlak değerleriyle uyuşmadığı gerekçesiyle yerinden sökülme kararının verilmesi;

Inci Eviner, Harem 2009

2010 yılı Ekim ayında Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Emir Kusturica’nın siyasi ve ideolojik görüşlerinden dolayı siyasi otorite ve sanatçılar tarafından speküle edilmesi, kin ve nefret duygularının körüklenmesi;

 

2010 yılı Aralık ayında Şükran Moral’ın Casa Dell Arte’de, “Amemus” isimli performansının yankıları;

Mehmet Aksoy’un “İnsanlık Anıtı” heykelinin ucube zeminine oturtulması ve ne acıdır ki otorite tarafından yıkım kararının verilmesi;

 

2010 Eylül ayında Tophane’de bulunan galerilere yapılan saldırılara karşı otoritenin karanlık tutumu;

 

2011 yılı Aralık ayında İçişleri Bakanı İdris Naim Şener’in terör ve sanatı birbirine bağladığı değerlendirmede hızını alamayarak, bilimsel terörün “resim yaparak, tuvale yansıtarak” sanatçıların desteklediklerini, sanatın, terörün arka bahçesi olduğunu öne sürecek kadar ileriye gitmesi;

Nova Kozmikova_Dijital art

2012 yılının Ocak ayında; 78’liler Girişimi’nin düzenlediği, Diyarbakır Hapishanesi Ne Yana Düşer? sergisinin Şanlıurfa ayağında, kafes içerisinde işkence gören bir erkeğin konu edildiği heykel yerleştirmede, heykelin cinsel organın görünmesi ve çıplak olması nedeniyle sergilenmeyerek merdiven altına konulması ve edep yerlerinin kapatılması, gerekçe olarak yöre halkının tepki gösterebileceğinin deklare edilmesi;

 

2011’in sonu 2012 yılının Ocak ayında İstanbul Modern etrafında alevlenen sansür tartışmalarının merkezinde, sanatçı Bubi’nin “Oturak” isimli yapıtı ve sansür üzerine sanatçıların ve sanat yazarlarının karşılıklı eleştiri ve savunmaları vardı. İstanbul Modern’in sanatçıdan sipariş ettiği yapıt, yapıtın niteliğinde klozet kapağının bulunması, ideolojik bağlamda ise “Burjuva Sanatı Öğrenmeli” tümcesiyle desteklenmesi, müze ve burjuva sermayesi evliliğinde boşanma meselesi olabileceğinden ötürü müzenin küratörü Levent Çalıkoğlu tarafından kabul edilmemesi;

 

2012 yılının Ocak ayında İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Sanat Merkezinde İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği’nin (İFOD) açmış olduğu fotoğraf sergisinde yer alan üç fotoğrafın basın organlarında habere konu edilmesinin akabinde, dini değerlerle örtüşmemesi şeklinde lanse edilmesinin ardından fotoğrafların, belediye yetkilileri tarafından kaldırılması;

 

Yukarıda değinmediğim sanat, sanatçı ya da yapıt üzerine yaşanmış münferit kabul edilemez daha onlarca hadise muhafazakar rüzgarın esintileriyle yoğrularak vuku buldu.

Diyarbakır Hapishanesi Ne Yana Düşer

Sanatın önemli merkezlerinden olan Atatürk Kültür Merkezi’nin atıllık boyutuna da değinmek gerekiyor. Sanat için hem konjonktürel anlamda hem de sanat pratiklerine ev sahipliği yapması anlamında önemli bir merkez olan AKM,  2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’na devredilen yetkiyle, 2010’nda binanın bitirilip yeniden faaliyete geçirileceği söylemleri basında sık sık yer almıştı. Ancak üzerinden üç sene geçmesine rağmen otorite tarafından hem mekânın yerine göz dikilmişken hem de mekânın işlevi sanat alanında gerçekleşirken, uzun zamandır atıl bırakılmasının stratejik olduğunu düşünmekteyim. AKM’nin yanında geçmişte sanata ev sahipliği yapan, sergiler düzenlenen Dolmabahçe Kültür Merkezi’nin işlevini kaybetmesi, yerine, şu an başbakanlık ofisinin politik işlevler yerine getirmesi de sanırım üzerinde durulması gereken önemli bir noktaya işaret eder.

 

Ancak otoritenin gözünden, sanata destek verildiğinin birer kanıtı şeklinde duran, periferi de konumlanmış sayıları otuza yakın kültür merkezlerinde, Cennet Kültür Merkezi, Zeytinburnu Kültür Merkezi vb. güncel sanata ilişkin tek tük sergiler düzenlenirken, buradaki sergi yoğunluklarının geleneksel, muhafazakar bir toplumun ön gördüğü üzere, seramik, minyatür gibi geleneksel sanat sergileri üzerinde olduğunu görmekteyiz.

 

Yaşam tarzlarına müdahalenin tetikleyicisi kanımca 2013’e damgasını vuran ve birçok sanatsal pratiğin kendiliğinden ya da dolaylı olarak kayda geçtiği Gezi Parkı direnişinde, otorite faturayı tabii ki de genç üniversite öğrencilerine kesti. Asıl kontrol altında tutulması gereken bu kitle her kesimden destek gördüğünde yeni bir sayfanın açıldığı aşikardı. Bu dönemden beslenen sanatçıların güncelliğin vermiş olduğu hız ve yaratıcılıkla birçok yapıt, yayın ve konuşma metinleri hazırlamaları elbette bu dinamik ortamda kendilerini daha özgür ifade etmelerinin hazzını yaşamalarında etken oldu.. Ancak daha yeni, 23. Tüyap Sanat Fuarı’nda Ali Şimşek’in küratörlüğünde düzenlenen “Müdahale Var mı?” sergisinde Nova Kozmikova’nın sanat çalışması otorite/başbakan’ın kişilik haklarına hakaret edildiğine yönelik bir izleyicinin şikayeti üzerine sergiden kaldırılmakta, üstüne üstün durum yargıya intikal etmektedir. Otoritenin, sanatın estetiği, ahlaki ve dini boyutu üzerine olan uzmanlığı elbette ki toplumda kendine vazife çıkaran izleyiciyi de uzman kılmaktadır. Toplumsal kontrol muhbircilik anlayışı ile özellikle güncel sanat ve pratikleri üzerinden de devam ettirilmelidir, ettirilmektedir. Bu süreç yaşam tarzlarına müdahale ile yalnızca kolluk kuvvetleri ve yürütmenin yardımıyla değil aynı zamanda kendine vazife çıkaran her birey içinde kutsal bir görevdir. Otorite onlara bu yetkiyi medya aracılığıyla zaten vermiştir.

INSANLIK ANITI

Otoriteye sıkıca bağlı muhafazakar sermayenin güncel sanatla olan ilişkisi de irdelenmesi gereken önemdedir. İstanbul Modern’in ya da Bienal etkinliklerinin sermaye ile olan ilişkisi üzerine bir takım fikir telakkileri yapıldı ancak muhafazakar sermayenin, özellikle 2010 kültür başkentliği çerçevesinde ayrılan bütçenin ve yapılan sanatsal etkinliklerin ne denli eleştiriler aldığını da hatırlamaktayız. Yine yakın bir tarihte Ülker grubunun Bedri Baykam’ın ‘Boş Çerçeve’ isimli yapıtını satın alması, Baykam’ın sanatçılar için, obsesyonlarınızdan kurtulun demeciyle alan kaydırması, konuyu bir hayli bulanıklaştırmaktadır.

 

Güncel sanat üzerinden muhafazakarlaşma esintilerinin gerek niteliksel gerekse metaforik anlamda “oryantalizm”le olan ilişkisini de açıklamakta fayda görüyorum. 2009 yılında Canan Şenol’un İbretnüma adlı video çalışmasında, Güneydoğu’dan bir kızın hayat hikayesinden yola çıkarak, bir yönden, bedenin başörtü ve mini etekle olan karşıtlıkları üzerinden gider. Aynı yıl İnci Eviner “Harem” ismini verdiği ve gravürden yola çıktığı video çalışmasında adından anlaşılacağı üzere, kadın figürlere sanatçının yaptığı müdahaleler göze çarpar. Taner Ceylan’ın 1881 isimli 2010 yılına ait tuvalinde fesli figür, Osmanlının modernleşme sürecine mi atıfta bulunmaktadır?

 

Özellikle kimlik ve medeniyet bunalımının sürekli dikte edildiği dünya konjonktüründe kendisine muhafazakarlık elbisesini giydiren otorite, yeni bir Osmanlıcılık kimliği tanımlama adımları atarken, yukarıda değindiğim sanatçı ve eserler oryantalizmi, kendi öz iradeleri ile mi yoksa onlardan doğrudan ya da bilinç dışı talep edildiği için mi işlemişlerdir?

 

Küresel güçlerin merkezinde yer alan galeriler ve sanat kurumları oryantalist içeriğe sahip eserlere son derece büyük ilgi gösterirken, bu küresel çaptaki emperyalizmin silahlarından biri midir? Sanatçılar talep ve beğenilme arzusu ile farkında olmadan bu dengeye hizmet mi etmektedirler?

Şükran Moral_Amemus performansı_2010

Köşe bir açıdan, Gezi Parkı direnişinde birçok tepkiyi üzerine çeken Kutluğ Ataman’ın, sanat yapıtını almadıkları için Vehbi Koç Vakfı’na öfke kusması ve bunu, otoriteyi eleştirmediği için yapıldığını ileri sürmesi, siyasi ve ideolojik duruşların sanat yapıtlarının önüne geçtiğinin bir kanıtı mıdır yoksa yukarıdaki dengenin devamlılığına işlev mi kazandırmaktadır?

 

Muhafazakar iklimde, sanatçının ve sanat yapıtının özgür olması ileriye dönük elbette mümkün görülmüyor. Özgürlüğün telaffuzu başka bir şey, siyasi otoriteye körü körüne bağlı muhbircilik oynayan bir toplumda özgürlüğü yaşamak, sanat yapmak başka bir şeydir. Sanatçıların, sanat yazarlarının, eleştirmenlerin, küratörlerin kendi aralarındaki sanatsal bağdaşmazlıkları bir tarafa bırakıp bu baskının üzerinden nasıl gelebileceklerinin formüllerini aramaları gerekmektedir. Her şeyden öte, önyargılardan sıyrılmış olarak, örgütlenmek gerekmektedir.

 

Ancak özgür sanat insanı ve toplumu daha fazla özgürleştirir, ileriye taşır…

Share Button

Yorumlara kapalıdır