Süleyman Biçer: Ve Dağlar Yankılandı – Khaled Hossein

Share Button

ve_daglar_yankilandi

“Kağıt bir ağacın altında

minik, hüzünlü bir peri buldum

Bir gece rüzgarla savrulan

minik, küçük bir tanıdım”

“Pekâlâ. Madem bir hikâye dinlemek istiyorsunuz, anlatacağım. İkinizden biri sakın bir tane daha istemesin. Vakit geç oldu, üstelik Peri’yle beni uzun bir yolculuk bekliyor. ” cümleleriyle başlıyor KhaledHosseini son romanı “Ve Dağlar Yankılandı”ya. Ardından, çölün sıcağından ve soğuğundan geçip, Kabil’e ulaşarak 40’lı yılların sonundan başlayıp günümüze kadar uzanan hasret ve hüzün yüklü bir romana başlıyoruz.

Afganistan’ın unutulmuş bir köyünde yoksulluk ile mücadele eden, daha doğrusu yoksulluk ile uyum içinde yaşamaya çalışan üç çocuklu bir aile reisi Baba Sabır. Kızı Peri’yi, ailenin içinde bulunduğu yoksulluktan kurtarmak, ona iyi bir gelecek sağlamak amacıyla karısının kardeşi Nebi Dayı’nın Kabil’de çalıştığı konağın sahiplerine evlatlık verirken, yüreğimizin bir yanına hasret ve hüzün, diğer yanına ise merak tohumları ekiyor.  Nebi Dayı’nın ölüm döşeğindeyken, Doktor Markos’a yazdığı – bir af dileme, günah çıkarma olarak da görebileceğimiz – mektupta, kendinin, Peri’nin, Süleyman’ın, Nila’nın gerçek hikayesini okuyoruz.

Savaş sonrası Afganistan’a gönüllü olarak giden Doktor Markos, adeta geçmiş ve gelecek, abi ile kardeş arasında köprü oluyor. Nebi Dayı’nın mektubundan sonra, Nila’yı ve Peri’yi araştıran Markos, Nila’nın öldüğünü, Peri’nin ise emekli bir profesör olarak Paris’te yaşadığını öğrenir. Markos, küçük Peri’nin öyküsünü, telefonda yaşlanmış ve geçmişini unutmuş olan Peri’ye okuyarak, onun iç dünyasını harekete geçirir. Yaşlı Peri doğduğu toprakları ve evlatlık verildiği evi görebilmek için Afganistan’a doğru yola çıkıyorken, Doktor Markos’unda öyküsünü öğreniyoruz.

“Bir öykü daha istemeyin” uyarısını yapmasına rağmen Hosseini öyküsünü, Peri’nin ve abisi Abdullah’ın,  Doktor Markos’un, Süleyman’ın, Nila’nın ve diğer kahramanların birbirinden trajik hayat öykülerini birbirine dokuyarak, hüzün ve umudu yüreğimizde biriktirip, gözlerimizden taşırarak, bazen Amerika’da, bazen Fransa’da, bazen Yunanistan’ın küçük bir adasında ama çokça Afganistan’ın yoksul ve savaşlardan yorgun düşmüş, delik deşik olmuş sokaklarında dolaşarak anlatıyor ve bitiriyor.

Kardeşlik bağı üzerine kurulu olan roman, fedakârlığı ve bağlılığı sorgulayıp, bir insana nasıl bağlanıp onun için neleri feda edebileceğimizi sorgulatıyor bize.

Kardeşiniz için, patronunuz için, eviniz/yurdunuz için neyinizi feda edebilirsiniz?

Sahi, bir tavus kuşu tüyü için neyinizi verirsiniz?

Share Button

Yorumlara kapalıdır