Lütfiye Bozdağ: Sanat Objesi Olarak Sanatçı Projesinde Bubi Gerçekliği

Share Button

Felix-Bubi

Nilgün Yüksel’in küratörlüğünde gerçekleştirilen “Sanat Objesi olarak Sanatçı” projesi sergisinde; sanat tarihinden seçilen bir resmin içinde yer alan figürün, günümüz sanatçılarından biri tarafından canlandırılması, gerçekçi tiyatroyu çağrıştıran bir olgusallıkta karşımıza çıkıyor.

Sanatçının, sanat objesi olması, tuvaldeki resmin figürü olması, nesneleşmesi anlamına geliyor. Ancak Bubi, bu durumu tersine çeviriyor, gerçekçi tiyatroda olduğu gibi; oynadığı oyunun yansıttığı rolü, gerçeklik illüzyonuna dönüştürüyor. Sahnede yaratılanın yaşam gerçekliği olan benzerlik ilişkisi, sahnede olanların gerçekten oluyormuş gibi algılanması ile bu illüzyonunu yaratıyor. Fotoğrafa bakan seyircinin rol yapan bir oyuncuyu değil, orada yer alan oyuncunun, gerçek bir yaşam kesiti ile karşılaşması durumu söz konusu.

 

Sanatçı Bubi’nin, Felix Nussbaum’un 1943 yılında yaptığı “Yahudi Kimlik Kartı ile Otoporte” resmindeki otoportresini temsil etmesi ve bu durumun fotoğraf ile belgelenmesi, Nussbaum’un otoportresinde yansıttığı gerçekliği, gerçekçi tiyatro olgusunda canlandırması, semantik dil olarak da okunabilir.

Bubi, Nussbaum’un otoportresinde, onun hissettiği duyguları hissederek onunla empati kurmaya çalışmış, onun rolünü oynamıştır. Ancak bu rol o kadar sahicidir ki, Bubi, canlandırdığı role, tiyatral olanın gerçekliğinden sıyrılan, oynadığı rolü aşan, başka bir gerçeklik illüzyonu katmıştır. Tiyatroda olduğu gibi; seyirciyi, bir oyun değil, gerçek bir yaşam kesiti izlemekte olduğuna inandırmıştır. Bubi’nin canlandırdığı rol o kadar sahicidir ki, bu sahicilik onun, ne küratörün, ne de fotoğrafı çeken sanatçının tasarımının bir nesnesi olmasına izin verecek boyuttadır.

Bubi, sanat objesi olarak sanatçı sergisi için canlandırdığı rol ile tiyatral olanın içinde nesne olmayı reddetmiş, yeni bir gerçeklik yaratmıştır. Bu gerçeklik canlandırdığı rolün aşkınlığında aynı zamanda yeni bir öznedir. Bu özne ne kendisi ne de canlandırmaya çalıştığı resmin öznesidir. Bu özne kendi gerçekliğinden sıyrılan, izleyici ile arasında semantik bir ilişki kuran üçüncü bir öznedir. Bu özne, aynı zamanda tiyatral olanın duyumsanabilir içeriğinde betimlenen eylemsizliğin, kendinde varoluşudur. Duyumsanabilir olanın içeriğinde betimlenen eylemsizlik, kendinde varoluş hali, sanat içinde yeni bir dilin aracına dönüşmekte (semantics) olanın yeni bir ifadesi olarak yer almaktadır.

 

Seyircinin, izlemekte olduğu kişi ile empati kurması ve onun hissettiği duyguları hissetmesi için Bubi, estetik yöntem olarak seyircinin izlediklerine inanması gerektiğini öngörmüş ve bunun için rol yapmamış, o durumu yaşamıştır.

 

Tolstoy, içtenliğin, sanatın başlıca ve en değerli niteliği olduğunu, sanatın etkileyiciliğinin, sanatçının içtenliğine bağlı olduğunu söyler. Bubi’nin oluşturduğu temsilin gücü ve gerçeklik etkisi de bu samimiyet ve içtenlikten kaynaklanmaktadır.

 

Stanislavski’nin “…içinizin kaynaklarından alıp da dışsal anlatıma kavuşturduklarınızın yansıması ne kadar doğruysa, seyircinin, sahnede canlandırdığınız karakterin içsel yaşamına ilişkin duygulanımı da o kadar iyi olur” cümlesi, adeta Bubi’nin, Nussbaum rolünü canlandırması ile ilgili söylenmiştir.

 

“Gerçekçi tiyatroda, temsilin gerçekliğini sağlayan, oyuncudur. Oyuncunun ifadelerindeki sahicilik, gerçekliğin bir anlatımı değil, gerçekliğin ta kendisidir ve seyirciyi inandıran, “Oyuncunun sözü edilen sahiciliği yakalaması, yani rolü yaşaması, oynadığı rol kişisinin hissettiği varsayılan duyguları hissetmesine bağlıdır.”1

 

Duyumsanabilir olanın içeriğinde betimlenen eylemsizlik, kendini tanımlamak için gözlerini ötekine çevirmek, ötekini anlamak için diyalog kurmak zorundadır. Bakhtin’in değindiği gibi bilmenin bütün nesneleri, insanların farklı deneyim ve etkinlik alanları arasında da aynı karşılıklı dışsallık ve ötekilik ilişkilerini geçerli kılar.

Duyumsanabilir olanın içeriğinde betimlenen eylemsizlik, yaşama ilişkin ya da kurmaca olanın aykırı alanına taşınıp onun kendine özgü yapısal bütünlüğü ve işleyişi içinde kendinde varoluştur. Tersinden okuduğumuzda Nussbaum, Bubi ve Bubi’nin canlandırdığı Nussbaum, üç özne, kurmacanın aykırı alanına taşınıp orada kendine özgü yapısal bir bütünlük işleyişi içinde bir diyalog gerçekleştirirler.

 

“Bakhtin’e göre Dostoyevski’nin bir romancı olarak başarısının ve özgünlüğünün kaynağı, romanlarının çok sesli diyaloglar olarak kurulmuş olmasıdır. “Dostoyevski’nin kahramanlarının her birinin dünyaya, yaşama ilişkin bütün bir nesneler dünyasını kendi içinde eritmiş olan kahramanın öz bilinçliliğinin yanında, onunla aynı düzlemde, ancak başka bir bilinç var olabilir…”2

 

Bubi’nin fotoğraf üzerinden yarattığı özne, dünyaya, yaşama, insana ilişkin olanı, Nussbaum vesilesi ile dışsallık ve ötekilik ilişkisi üzerinden sorgulayan bilinçlerin oluşmasına katkı sunmaya adaydır.

 

  • (1) ÖZÜAYDIN, Nazım Uğur; Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Hakemli Dergisi ART-E Kasım-Aralık’13 Sayı:12 ISSN 1308-2698
  • (2) Bakhtin, Mikhail; Karnavaldan Romana, Ayrıntı Yayınları
Share Button

Yorumlara kapalıdır