Haluk Öner: “Artık hiç kuşkum yok, masallar gerçektir.” (Italo Calvino’nun, Görünmez Kentleri Üzerine)

Share Button

ic

Kurmaca yazarlığın zirvelerindendir, İtalıo Calvino. En çok şey söylediğine inandığı kitabı Görünmez Kentler, literatürde iki ana metninin kurgulanması metinlerin yazılışından sonra olduğu için kurmaca dünyasının en büyük fantezilerinden biridir. “Bir dosyada yaşamımın kentleri ve kır manzaralarıyla ilgili sayfaları topluyorum, bir diğerinde zamandan ve mekândan bağımsız hayali kentleri. Bu dosyalardan biri kâğıtlarla tıka basa dolduğu zaman, ondan nasıl bir kitap çıkarabilirim diye düşünmeye başlıyorum.” Pek çok yazarın hayal edebileceğinden fazlası olan Görünmez Kentler’de anakronizm, kentler-anılar-göstergeler, gerçek olmaktan uzaklaştıkça mükemmelleşen büyüleyici bir yapı vardır.

Edebiyatta mekân yaratmak, kurmaca dünyasının içine girebilmek için her birine bir kadın ismi verdiği kentleri dolaşmak, dolaştıkça her birinin insana nasıl yansıdığını, elli beş farklı yansımanın hangi dünyaların kapılarını açtığını görmek, bu kentlerin gerçekte var olmadığına, Calvino’nun hayal mekânları olarak kalacağına ikna olarak rahatlamak gerekir. Marco Polo’nun anlattığı her bir mekân Kubilay Han’ın ve insanlığın arzuları, anıları, gözleri, ölümü ve inceliğiyle hayat bulan birer aynadır. Bu yüzden kentlerin kurmaca olduğu kadar gerçek; görünmez olduğu kadar görülebilir olması da gerekir. Her kent, her anlatı, her kurmaca hem eksik hem de fazladır. Gezmediği, hatta var olmadığını bildiği kentleri anlatan Marco Polo –aynı zamanda Calvino-  anlatısının satır aralarında gösterdiği ince hayalleriyle mekânların planını çizmiştir. Planı çizerken mükemmeli aramış, mükemmeli ararken kentlerin mimarî yapısını söküp söküp yeniden yerleştirmiştir, önce zihnine sonra Kubilay Han’ın –aynı zamanda okurun hayal ettiği – imajına. Kubilay Han da böyle kentlerin var olmadığını bilir ama onu bütün dikkatiyle dinler: “Marco Polo yolculuklarında gördüğü kentleri kendisine anlatırken Kubilay Han’ın onun her dediğine inandığı söylenemez, ama kesin bir şey var, o da Tatar imparatorunun genç Venedikliyi, diğer bütün ulak ve kaşiflerinden daha büyük bir merak ve dikkatle dinlemeyi sürdürdüğü.” Marco Polo’nun –belki de Calvino’nun-  anlatmak istediği, kentlerin gerçekliğinin önemsiz olduğudur.

Kentler ve Anı bölümü varlığını hatırlamalarla hissedebilen mekânların söz aldığı bir kürsüdür.  Hatırlama ve hafıza ile mekân arasındaki organik bağın farkındadır, yazar. Her hatırlamanın öznelliğinin de bilincindedir. Belki ikinci kez hatırlamaya çalışsa değişecektir anlattıkları; ancak mekân hafızayı ben dilinden kurtarabilir diye düşünmüş ya da öznenin kendine has hatırlamalarına saygı duymuş olmalı ki her insan kendi anılarının yansımalarını görebilir, Kentler ve Anı bölümünde.

Kentler ve Arzu, isteklerin ve arzuların şekil bulduğu kentleri anlatır. Bu kentlere bakan her insanın gördüğü manzara birbirinden farklıdır. Her biri bütün arzularını bulabilir.

Kentler ve Göstergeler, konuşamadan kendini anlaşılır kılabilen kentleri anlatır. Kayıtsızlıkla anlamsızlığa kavuşan mekânları anlatır: “Göz, şeyleri görmez, başka şeylerin anlamını yüklenmiş şeylere ait şekilleri görür” (Calvino, 64) Kentlerin her bir parçası ayrı bir gösterge taşıyabilir, böylece.

İnce Kentler, hafif, soyut, kullanışsız ve anlamsızdır. Bu hafiflik onları gerçek olmaktan uzaklaştırırken mükemmel olana yaklaştırır; çünkü sabit yapılarından ve düzenlerinden kaynaklı bir güvenilirlikleri vardır. “Ottavia sakinlerinin boşluğa asılı yaşamları diğer kentlerdekine oranla çok daha güvenli. Herkes biliyor ki ağ daha fazlasını taşımayacak.” (Calvino, 119)

calvinoo

Kentler ve Takas,  Anıların, bilgeliğin ve arzuların değiş tokuşuyla var olan kentlerin anlatısıdır. Bu yüzden bu kentler ötekilerin buluşma noktasıdır.

Herkese açık bir kapısı vardır, insanlar geldikçe kazanır.

Kentler ve Gözler, bakarak aranan, içlerinde kayıpları, gizleri barındıran ve gözlerin ufkunu aşan kentleri anlatır. Gözlerin bu arayışı boşunadır, çünkü kent hepsinden daha deneyimlidir.

Kentler ve Ad, anlamsız isimlerin ötesinde adlarına anlam katan kentlerin mekânını anlatır: “Pirra, Pirra neyse o olmuştu.” (Calvino, 137)

Kentler ve Ölüler, ölümün biçim bulduğu kentleri anlatır. Melania’da, ölüler kenttaşların bedenlerinde tekrar tekrar biçim bulurken; Eusapia’da ölüme hazırlık olsun diye yaşamlarının bir bölümlerini mezarlarda geçirirler. Adelma’da ise her an tanıdığın bir ölünün yüzüne rastlayabilirsin. Marco Polo’nun da tasvir ederken en çok etkilendiği görülen kent Adelma’dır. Buradan ölümün, bu yansımalar içinde en vurucusu olduğu sonucu çıkarılabilir.

Kentler ve Gökyüzü, ilhamını göklerden alan kentlerin anlatısıdır. Bu kentler insanların gökyüzü gözlemlerinin ve dolayısıyla da göğün kendisinin yansımalarıdır aslında. Örneğin; Bersebea’da göklerde kurulu bir Bersebea olduğuna inanılır. “Kuşaktan kuşağa aktarılan bir inanış var Bersebea’da: …göktekini kendisine örnek alırsa yerdeki Bersebea’nın onunla bütünleşebileceği.” (Calvino, 154) Bu gökyüzü benzetmesinin nedeni Calvino’nun kentleri bir yıldız haritasına benzetmesidir. Bu fikri tüm kitaba yaymanın uygun olmayacağını düşünen yazar, onu on bir dizgeden biri olarak kullanmıştır.

Sürekli Kentler, asla durmayan kentlerin anlatısıdır. Devamlı değişirler. Leonia’da her gün yeni çarşaflar, yeni tabaklar ve yeni ayakkabılarla başlar insanlar güne. Yenilenirken çöp üretir, sürekli. Sürekli üretilen çöp, sürekli kent dışına taşınır ve çöplük sürekli genişler. Ancak bu süreklilik beklendiği gibi, değişim değil durağanlık getirir. Leonia da bir başka sürekli kent Truda gibi durağandır aslında. Truda da olduğu gibi sokaklar, insanlar ve olaylar birbirini tekrar etmeseler de Leonia’da her gün yenilenmeyi tekrar eder ve bu yenilenme eski hâline hiç bir şey kazandırmaz.

Gizli Kentler, fantastik, eşi benzeri olmayan kentlerdir. Her an her gizin ışığa çıkabileceği, dinamik gizemli kentlerdir onlar. Olinda, bir toplu iğne başından genişleyerek halkalar hâlinde kendi kendini doğuran bir kenttir. Her yeni halka eklendikçe dışta kalanlar onlara yer açmak için sıkışır ve kentin merkezi ne doğuracağı bilinmez bir noktacıktır yalnızca. Yahut kimsenin mutlu olamadığı Raissa’da herkesin içinde bir mutluluk gizlidir aslında. “Şöyle der filozof: Hüzün kenti Raissa’da da bir canlı varlığı diğerine bir an için bağlayıp çözülüveren, …bu mutsuz kente, her saniye, varlığından bile habersiz olduğu mutlu bir kent kazandıran görünmez bir iplik dolaşıyor.” (Calvino, 189)

Görünmez Kentler, kendi iç dünyasını mekâna aktaran, susmayan, tükenmeyen, hayalleriyle var olan bir gezginin dilinden anlatılır. Anlatılan her kent doğrusu yaratılan her kurmaca okuyan her okurun gözünde farklı bir heyecanla canlanır…

Share Button

Yorumlara kapalıdır