Şeref Akşit: Empresyonizmde Müzik ve Resmin İlişkisi: Besteci Debussy’nin Monet’yle ve Diğer Ressamlarla Etkileşimi

Share Button

debussy2 1902 (1)

Claude Debussy, 1886’da yurt dışı konserleri ve eğitimlerinden sonra Paris’e döndüğünde, yeni ortaya çıkan empresyonist akımı kendi içseliğine, kendiliğindenliğine ve sanat görüşlerine yakın bulmuştu. Çoğunluğu, dönemin yeni akımı empresyonist sanatçısı olan dostları cumartesi günleri Debussy’nin evinde toplanmayı adet edinmeye başlamışlardı. Verlaine, Renoir, Mallarme, Pissarro gibi çeşitli alanlardaki sanatçılar bir araya gelerek eski metotları, akademik dogmaları eleştirerek tepkilerini dile getirmişlerdi. Bu yenilikçi sanatçıların neredeyse hepsi sanat konusunda Debussy’le aynı görüşü paylaşıyorlardı. Bu entelektüel paylaşım, etkileşim kısa zamanda meyvelerini vermişti. Manet, Mallarme’nin portresini, Jacques Emile Blanche, Debussy’nin, Fransız izlenimci besteci Gabriel Faure’nin ve çağın Fransız aristokrasisinin ölümsüz tanıklığını yapan ünlü izlenimci yazar Marcel Proust’un portrelerini yapmıştı.

Jacques Emile Blanche-Marcel Proust

Empresyonistler, bir sanatçının hayatı gerçekçi yönleriyle yansıtmasına karşı çıkıyorlardı. Monet, Cezanne ve diğer empresyonist ressamlar gibi Debussy, olayların ve görüntünün özünü ifade etmek için uğraşıyor, besteler yapıyordu. La Mer(deniz) adlı parçası, rüzgarı, dalgaları ve sahilleri, duyabileceğiniz diğer sesleri hep bir arada sunar. Işığı tuval üzerine yeni yollarla aktaran empresyonist ressamlar gibi Debussy’nin müziği de ışığın nerede parladığını görüyormuşuz gibi bir izlenim verir. Şarkıdaki melodiler bir hayaldeymiş etkisiyle sezgisel bir duyuyla dinleyiciye ulaşır.

Debussy empresyonizmi, müzikte yeni bir dil yarattı. Empresyonizmde akorları kullanma tekniği farklıdır, klasik armonide akorlar paralel olarak ya majör ya da minör olarak devam ediyordu. Daha sonra onun izlenimci müziğiyle birlikte farklı ritimlerle karışırken minör ve majör birbirine girmeye başladı. Empresyonizmde renkler, hem müzik hem de resimde değişkenlik gösterir. Statik form ve nesneler erir, duygusal ve görsel derinlik ve devinim önem kazanır. Debussy’nin müziği ise ince, düşsel ve karmaşık bir kimlik taşır. Modern sanatın gelişimini başlatan izlenimcilik akımı, gelenekçi kuralları yıkıp kesin çizgiler yerine, algı ve duyuları yani, “izlenimleri” yüceltir. Debussy, 1840’ta Suite Bergamasque’yu bestelemiştir. Bunun içinde en iyi bilinen “Clair de lune (ayışığı)” parçası bulunur. 1894’te “Prelude a Lapres-midi- d’un faune’u (orman tanrısının ikindisine giriş parçası) tamamlar. Stephane Mallarme’nin şiirinin Debussy yorumu şiirle aynı hissiyattadır. Debussy’nin orkestral şaheseri hesaba katılınca bu çalışma kısa sürede popüler olmuştur. Daha önce kimse böyle bir şey duymamasına rağmen bu eser empresyonist müziğin tarzını ortaya koymuştur.

Claude-Monet-Rock-Arch-West-of-Etretat

Debussy’nin Bestelerinde Konu Olarak Monet’nin Resimleri’nin İzlenimi/Etkisi:

1-   Fantasy (Fantezi):

Monet: Impression, Soleil Levant (gündoğumu izlenimi)

Debussy: Suite Bergamesque Piyano Sonatı 3.Clair de Lune (ayışığı)

Debussy, bu beste ile ilgili olarak şunları söylemiştir. “Sanat, en güzel kandırmacadır. Her gün sanatı, hayatımızın bir parçası olarak görüyoruz ve öyle olmasını da umuyoruz. İnsanlar müzikte unutulmayı mı arıyor, yoksa kandırılmayı mı?”

Monet-impression-sunrise

2- Nature (Doğa):  

Monet: Nympheas Bleus (Mavi Nilüferler),  Les Nuages (bulutlar)

Debussy: Images, Lıvre, I-Reflets, Dans I’eau (Yansımalar, Su damlaları içinde)

Debussy bu beste ile ilgili olarak şunları söylemiştir: “Müzik suyun akmasıdır, dalgalar ve rüzgarlar… Eğer bu güzellikleri görmezlikten gelirsek müziği anlayamayız, değerini bilemeyiz.”

Monet-Mavi Nilüferler

3- Strenght (Güç):

Monet: La Roche Percee, Etretat (oyuk kaya)

Debussy: La Mer- Diologe du vent et de la mer ( rüzgar ve denizin diyaloğu)

Debussy bu beste ile ilgili olarak şunları söylemiştir: “Gizemli doğayı dinim yaptım. Büyüleyici kayaları hissetmek için doğanın duasını izledim.”

4- Freedom (özgürlük):

Monet: Londres, le Parlement  (Londra Parlemento Binası)

Debussy: Preludes-Lıvre I La Cathedrale Engloutie (Çökük Katedral)

Debussy bu beste ile ilgili olarak şunları söylemiştir: “Bazı insanlar her şeyi kurallara göre yapar ama ben duyduğumu hisseder ve buna göre bestelerimi yaparım. Bunda bir teori yoktur. Sadece dinleyin. Alacağınız bu haz, işte bu kuraldır. Aslında ritimlerim yalnızca hayatımın bir akışıdır. Hayatın akışı armoni dolu değildir. Hayatın akışında kısa mutlu anlar olur ama hayat genelde stres ve mutsuzluktan oluşur.”

 

Monet-House of Parliament Sun

5- Pleasure (Zevk):

Monet: Villas at Bordighera, (Bordighera’daki villa)

Debussy: Prelude a L’apres – Midi d’un Faune (Kır veya orman tanrısı)

Debussy bu beste ile ilgili olarak şunları söylemiştir: “Aşırı karışıklıklar sanatta bulunmamalıdır. Güzellik ruhumuza hemen işlemeli, o anda zevk vermeli, bizi zorlamadan tatmin etmelidir.”

Monet_Garden In Bordighera

6- Reminiscence (Hatıralar):

Monet: Magpie (Saksağan kuşu)

Debussy: De pas sur la neige (Kardaki ayak izleri)

Debussy bu beste ile ilgili olarak şunları söylemiştir: “Sonsuz hatıralar yaşıyor içimde ve aklımda onlar gerçeklerden daha değerli. Çünkü gerçekler yaratıcılığı öldürüyor.”

Monet-Magpie

Debussy’nin Diğer Empresyonist Ressamlarla Etkileşimi:

Çağdaş eleştirmenlerin Monet ve diğer empresyonist ressamlara “ruhsuz ilim adamları” damgasını vurmaları yersizdir. “Gelincik Tarlası” bu fikri çürüten en güzel örnektir. Çünkü bu resme mantıktan çok şiir hâkimdir. Monet’nin eserleri aslında bir hayal ve rüya alemidir. Çevresindeki tabiat olaylarını sadece bu yönde tahlil etmiştir. “Renoir kimseye ayak uydurmaya lüzum görmemiş bir sanatçıdır. Daha ilk yaratma yıllarında, çevresinde fikrine en uygun gördüğü şeyleri yakalamış, onları bir bütün hâline getirmiştir. Sadece tabiatı kendine örnek almıştır.”

Dönemin eleştirmenlerinden Emile Vuillermoz, Debussy’nin empresyonist ressamların yaptıklarıyla harika bir uyum sağladığını söyler. Bu ressamlar ışığın özünü kavramaya çalışırlar. Debussy de onlar gibi seslerin ve tonların niteliklerini dağıtıp bölerek ve çözümleyerek, müzikte her türlü parçalama yöntemini denemiştir. Bu yöntem resimdeki fragmantasyon yani parçalı, yüzey tekniğine benzer. İzlenimci ressam, ışığın özünü kavramaya çalışırken microstructure yöntemine başvurur, ışığı parçacıklara böler. Müzikte izlenimci tekniği işleyen besteciler de sesi oluşturan öğeleri temele indirgeyip, akorları parçalayarak, bölerek yeni bir çözümlemeye giderler. Debussy bazı eserlerinde resimdeki fragmantasyon tekniğini kullanmıştır. Empresyonist ressamlar atmosferdeki titreşimlerin ve titreşen canlı ışığın tüm sihrini keşfetmişlerdir. Eleştirmenlerden bazıları onları, resme tılsımlı bir hava vermek ve atmosfer duygusu yaratmak uğruna çizgilerin kesinliğini ve niteliğini feda etmekle suçlamıştır. Acımasız klasistler ise empresyonist ressamları, nasıl resim çizildiğini bilmemekle suçlamıştır. Debussy de aynı şekilde yanlış anlaşılmış, bazı dinleyicileri, onun müziğinin melodik olmayan, tek düze ton süslemelerinden oluştuğunu iddia etmiştir. Debussy’nin eserlerine verdiği isimler bile empresyonist resimlerle neredeyse aynıdır. Nuage (bulut), Jardins sous la pluie (yağmur altındaki bahçeler), La mer (deniz), reflets dans I’eau (sudaki yansımalar), Images (hayaller), Des pas sur la neige (kardaki ayak izleri), Brouillards (sisler).”

Gauguin-Tupapao

Post empresyonist ressamlara baktığımızda ise, aynı müzik-resim etkileşimini bulmak mümkündür. Müzik terminolojisini ve benzeri anlatım dilini, tekniklerini kullanmaya devam etmişlerdir. Gauguin ve Van Gogh, birbirlerinden çok farklı kültürlerde yetişmiş, farklı karakterlerde olan sanatçılardır. Onları birbirlerine yaklaştıran şey resimlerinin içinde saklı olan müzikti, yani renklerin kendi aralarındaki bitmek bilmez armonisi hatta belki daha iddialı bir ifade kullanacak olursak ‘armoni savaşı’, zaman zaman ‘armoni anarşisi’! Gauguin: “Sesler nasıl bir araya geldiklerinde bir tını oluşturuyorlar ve bu dille öznel ya da ortak duyguları anlatabiliyorlarsa, renkler de uyum ya da karşıtlıklarla birbirini bütünleyerek bir simge dili oluşturuyorlardı.”… “Tupapao (Ölülerin Ruhu), resminde korkuyu en yalın biçimde dile getirmek istediğini ve bunu renk tınılarıyla yaptığını söyler. Resmini şöyle anlatır; dilerseniz buna müzik deyin, yaşamdan ya da doğadan herhangi bir konuyu öne sürerek çizgi ve renk senfonilerini oluşturuyorum. Bunların tam anlamıyla mutlak gerçeklikleri değil, müzik gibi düşünceye dürtü olmasını amaçlıyorum.” Van Gogh ise, Beşik Sallayan Kadın (Berceuse) adını verdiği resmine “küçük bir renk müziği” diyordu. Pembe, turuncu ve yeşili “sert ve yüksek renkler” olarak kullandığını, bunları “kırmızı ve yeşilin minör renkleri” ile yumuşattığını söylüyordu. Berceuse’ün aynı zamanda ninni anlamına gelmesi ve açıklamada kullanılan terimlerin müzik terimleri olması Debussy’nin başlattığı kıvılcımı, etkileşimi kanıtlar niteliktedir.

Van_Gogh_-Berceuse

Debussy empresyonist müzikte büyük devrimler yapan bir bestecidir. Debussy’nin müziğinde en önemli şey, içinde saklı kalan resimlerdir. O resimler Debussy tarafından çeşitli enstrümanlarla müziğe dönüştürülmüştür. Bestecinin gerçek izlenimleri, kulağa büyülü ve gizemli gelir. Besteleri sanki bizi adı konmamış bir gizeme çağırır. Unutmamak gerekir ki, onun müziğindeki karakteristik özellik; empresyonist resmin etkisidir. Debussy hayatı boyunca ilk empresyonist ressamlarla ve onların resimleriyle ilgilendi, bu etkiyi müziğine de yansıttı. Birçok besteci, bugün bile minör ve majör akorları birleştirmede zorluk çekerken, Debussy’nin minörlerden ve majörlerden yaptığı spontan geçişleri olan bestelerin kaynağı empresyonizmdir. Bugün hâlâ neo-klasik anlayışla yaratılan müzik empresyonizme yansıyor. Böylece Debussy ile birlikte 20. yüzyıl müziği doğmuştur. Empresyonist ressamların resim tarihinde modern resmi başlatmaları gibi Debussy de modern müziğin babası olarak tarihe geçmiştir.

 

Kaynakça

ALTUNA, Sadun, Empresyonist Ressamlar, Hayatları ve Eserleri, Doğan Kardeş Yayınları, 1970, 2. Basım.

DIETSCHY, Marcel, A Portait of Claude Debussy, U.S.A. New York, by Oxford Universty Press Inc., 1990.

EROL L. İsmail, 20. Yüzyılın Besteleri Bestecileri ve Müzik, Araştırma ve Yorum Dergisi, Ankara, Doruk Yayınevi, Sayı:2 Sonbahar-Kış 1997 sayfa: 38

ERTAN Deniz, Çağdaş Müzik Neden Karmaşık? ,Ve Müzik, Araştırma ve Yorum Dergisi, Ankara, Yurtrenkleri Yayınevi, Sayı:4 İlkbahar-Yaz, 1999 sayfa:38-39

İPŞİROĞLU Nazan, Resimde Müziğin Etkisi, Cağaloğlu-İstanbul, Remzi Kitapevi,1994

PARKS S. Richard, The Music of Claude Debussy, Yale University, 1989.

THOMAS Henry, Ünlü Bestecilerin Hayat Hikâyeleri, (çev.?), İstanbul, Doğan Kardeş Yayınları, 1968.

SERULLAZ Maurice, Empresyonizm Sanat Ansiklopedisi. (çev. Devrim Erbil) Remzi Kitapevi, 3. Basım, Mayıs 1998.

VALLAS Leon, Claude Debussy, His Life And Works, U.S.A., New York, 1978

YENER Faruk, Müzik Kılavuzu, Bilgi Yayınevi, 5. Basım, 1991

Share Button

Yorumlara kapalıdır