Lütfiye Bozdağ: “Zamanın ve Mekânın İzleğinde”

Share Button

Bellek ve İz serisi No 13

Bir dönem Avrupa resmine dekoratif olarak eklemlenen Türk halıları, Nurcan Perdahçı’nın resimlerinde, renksel ve motifsel ikonografisi ile geçmişin izlerini çağdaş resmin yapısallığında yeni bir imge dizinine taşımaktadır.

Sanatçı için bu imge dizini, 15. yüzyıldan itibaren Pierro Della Francesca, Lorenzo Lotto, Holbein, Vermeer, Terborch, Liotard gibi İtalyan, Hollandalı ve Alman ressamların tablolarında yer alan Türk halıları üzerinde yoğunlaşır. Yaşadığı coğrafyanın yerel estetik değerlerinden referans alan bu yoğunlaşma, Perdahçı’nın resimlerinde çağdaş olanı da içine alan yeni bir üslup ve sorgulamayı beraberinde getiriyor.

Sanatçı, Modernizmin yapısal tek tip bir üst söyleme dönüştürülmesi ile oluşan Batılılaşma dayatması ile geleneğin reddedilmesi sonucunda ortaya çıkan semantik kopuşu irdelemektedir. Geleneğin çağdaşla biraradalığını kullanarak yeni bir semantik dil oluşturmaktadır. Bu semantik dil, Doğu’nun ve Batının imgelerini, üst üste oluşan yüzey espası ile birbirine eklemleyen yeni bir plastik dildir. Geçmişe ait olan ile bugüne ait olanın, espas tabakalarında sıralanışı, Perdahçı’nın çalışmalarında “resim içinde resim” olarak yeni evrilmelerin önünü açmaktadır. Bu evrimle, sanatçı, natürmortlar serisinde ele aldığı varlık mertebelerinin art ardalığı ile varoluşun en temel iki ögesi olan zaman ve mekâna odaklanıyor.

04 02 2014 Rugs-in-paintings-at-Capodimonte-l copy

Perdahçı’nın resimlerinde dikey kesilmelerle oluşan parçalanmalar, gerçekliğin yeniden kurulan konteksti olarak okunabilir. Varlıkların espas yüzeyindeki kırılmaları, parçalanmaları ve parçalanan yüzeyin bütünde tekrarı ile parçalı bütünlü bir imge dizini oluşur. Resim yüzeyinde yer alan bu dikey kesimler, hacmin kırılması değil yüzey kırılması olarak zaman ve mekân koridoru oluştururlar. Zaman ve mekân koridoru içinde, geleneksel kültürün izlerini süren bu imgeler, üst üste sürülen boya katmanlarıyla, belirginlik ve fluluk arasında gidip gelen bir espasın plastiğidirler.

Ontolojik olarak fraktal bir yapı-bozumunu vurgulayan bu parçalanmalar, Perdahçı’nın bir anlamda bütünü kavrayış biçimidir. Sanatçının bu fragmantel tutumu, modern sonrası kültürlerin arketiplerini; zamansal kopmalarını, parçalanmalarla karşılayarak yeni bir formsal ve mekânsal bütünlüğe dönüştürür. Perdahçı’nın tuvalinde ulaştığı zamansal ve mekansal bütün; geçmiş ile gelecek arasında özdeş olan varlığın duyumsanışıdır.

Share Button

Yorumlara kapalıdır