Serkan Azeri: Kültürel Gerillanın Sınır Tanımaz Özgürlüğü

Share Button

Bedri Baykam, The Ultimate Dejeuner (Son Akşam Yemeği), 2008, 4D Lenticuar, 183 x 244 cm.

Çağdaş Türk Resminin gerek renkli ve çok yönlü kişiliği, gerekse, kalıplaşmış değer yargılarının karşısındaki sınır tanımaz tavrı ile, dar görüşlü bir çevrede özünden farklı bir boyutta “aykırı” olarak tanımlan “özgür” ve “özgün” sanatçı Bedri Baykam’ın, çocukluk yıllarından, California dönemine, doksanlı yıllardan, günümüz sanatında tekniği ve yaratıcılığı ile yol açıcı bir dinamizmin sınırlarını zorladığı 4-D’lerine kadar uzanan sanat deneyimini bu bölümde özetlemeye çalışacağım.

Bedri Baykam 1957’de Ankara’da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ile Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam’ın ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Doğduğu çevre, besleneceği geniş ufuklu kültürle temas etmesi bakımından önemliydi. İçinden gelen doğal bir yeti olarak, iki yaşında resim yapmaya başladı. Kalemlerle, boyayla ve yüzeylerle temasa geçtiği bu süreç, aynı zamanda gelecekte ulaşacağı entelektüel seviyenin ilk sonuçlarının aile içinde gözlemleneceği temelleri atmıştı. Daha dört yaşındayken resim üretimi ile birlikte o yaşta kendisinden beklenmeyecek bir zekâyı da ortaya koyarak yakın çevresini şaşırtmaktaydı. Çok sevdiği teyzesiyle bir gün, Devlet Resim Sergisini gezerlerken, teyzesinin, görsel anlamda kolay algılanamayan bir resimde bulunan soyut biçimlerin “ne olduğu” sorusuna “Aman teyzee, üç balık, göremiyor musun?” diye yanıt verecek kadar kendine güvenen bir haşarı çocuk…  Bu yıllarda ürettiği resimleri ve altı yaşında açtığı ilk sergi onun sanat çevresinde “Harika Çocuk” olarak tanınmasını sağlar. Derin bir hayal gücü ve zekânın ürünü olan bu resimler oldukça farklıdır. Okuduğu çizgi romanlardan esinlenerek,  yaratıcılığıyla dönüştürür. Çizgi romanlarda sıkça görsel olarak karşılaştığı kovboyların, kızılderililerin at üzerinde figürlerini yaptığı resimlerle birlikte, bu figürleri karşı karşıya getirdiği çok figürlü hareketli ve dinamik savaş resimleri de yapar. Atlar ve uzay gemileri dikkati çeken diğer çalışmalarıdır. Ankara’da henüz altı yaşında açtığı ilk sergisinden sonra ailesi ve onu destekleyen yakın çevresi Avrupa’nın ve Amerika’nın önemli kentlerine de taşırlar bu resimlerini. Bu yıllarında Kayıhan Keskinok,  Bedri’nin gelişimiyle yakından ilgilidir.

Dünya İçin Coca Cola. 180 x 240 cm. 4D. 2008

Lise eğitimini İstanbul Fransız Lisesi’nde alır, üniversite çağı geldiğinde onu çok destekleyen ailesi ve çevresi akademiye göndermez onu. Çünkü Bedri özgür ve farklıdır. Doğuştan gelen yeteneğine sıkı sıkıya bağlı olması gerekmektedir. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki akademi eğitimi süreci Bedri Baykam’ın özgürlüğünü büyük ölçüde engelleyecekti. Fransa’ya giderek Sorbonne’da ekonomi ve işletme okuyarak master alır. Bu yıllarda eş zamanlı olarak Paris’te aktörlük eğitimi de alır. Resme geri dönüşü için kendisi ve sanatıyla baş başa kalacağı bir taraftan da hayata tutunma savaşı vereceği özgür ortamı, yüksek öğrenimini tamamladıktan sonra Amerika’da bulacaktır.

Bedri Baykam, 1980’lerin hemen başında California’ya yerleşir. Bu yıllarda eşzamanlı olarak Avrupa ve Amerika’da bulunan ressamların üretimleri ile “Yeni Dışavurumculuk” hareketi ortaya çıkar. Yeni Dışavurumculuk, 1970’leri kasıp kavuran, düşüncenin maddeye baskın çıktığı “Kavramsal Sanat” akımına karşı bir tepkidir. Tuval resminin güçlü bir şekilde geri döndüğü bu süreçte, Yeni Dışavurumculuk, yeniden tuval, yeniden boya ve yeni bir figür anlayışı demekti. Kendilerini boya uygulamalarının sınırsız özgürlüğüne kaptıran ressamlar, bu dönemde değer yargıları ve geçmişleriyle de hesaplaşmaya giriştikleri resimler yapmaya başlamışlardı. Boyanın tuvalde geniş yüzeyler üzerinde uygulandığı ve akıtmadan damlatmaya çeşitli boya tekniklerinin bolca denendiği bu dönemde figürler ya çizgilerle belirleniyor ya da büyük boyutlu soyutlama olarak tuvalde yer alıyordu.

Haremin Dünü Bugünü 2, 180 x 120 cm., 4D. 2008

Bu dönemde Bedri Baykam, öncü karakteriyle ön plana çıkmaktadır. Türk resminde Bedri Baykam’a kadar geçen süreç içerisinde, modern sanat akımları ülkemize gecikmeli olarak, Batı’da yapılan gözlemlerin ve çalışmaların sonucunda gelmekteydi. Yani Türk Resmi, bu süreçte Batı’daki yenilik hareketlerini takip eden bir gelişim göstermekteydi. Oysa Bedri Baykam, Yeni Dışavurumculuk akımı içerisinde diğer ressamlarla eş zamanlı etkinlik göstererek, yapıtlarını henüz akımın adı bile tanımlanmadan yapmaya başlayarak, resim sanatımızda ilk kez bir akım içerisinde “oluşturucu” olarak yer almaktaydı. “Yeni Dışavurumculuk” ayrıca Türk sanat ortamının Batı ile aynı anda yaşayıp tartışabildiği ilk akım oldu.

Bedri Baykam, bu dönemde özgür boya uygulamasıyla, serbest fırça vuruşları ile soyutlayıcı bir çizgide hatta bazı figürlerini karikatürize bir çizgide uygulayıp resimler üretti. “Fahişenin Odası” isimli resmi bu eğilim içerisinde farklı bir noktada bulunmaktadır. Gece gördüğü bir rüya üzerine, uyanır uyanmaz peçete üzerine çizdiği taslak ile temellerini atmıştı. Bu resmin özgün boyutu erkek figürünün üzerini tamamen kaplayacak ayna parçalarını yapıştırmasıdır. Parça aynalarla kaplanmış olan bu figür aynı zamanda, resme bakan izleyiciyi de resmin içerisine katar. Resmin kahramanlarından biri hâline getirir. Yaratıcılık o kadar üst bir noktadadır ki Bedri, her bireyin bu sahneye tanıklık etmesini veya figürün yerinde aslında resimle temas kuran herkesin fantezilerini harekete geçirmeyi düşünmüştür.

Sen Benim Kralımsın, T.ü.kar.tek., 155 x 121 cm., 2007.

Paris’te kaldığı yıllarda Fransızların sıklıkla kullandığı bir deyimi öğrenmişti Bedri Baykam. Gerçekleşmesi neredeyse imkânsıza yakın zor işler için “denizi içmek” benzetmesi yapılırdı. Bedri, Amerika’da zor koşullarda hayata tutunup, kendini kabul ettirmeye çalıştığı yıllarda bu deyim üzerine defalarca düşünmüştü. Sonunda bu deyimden yola çıkarak “Yeni Dışavurumcu” döneminin önemli resimlerinden birini gerçekleştirdi. “New York İçilecek Denizdir”. Resmin sağ bölümünde başında şapkasıyla karikatürize edilmiş ve çizgilerle belirlenmiş Bedri Baykam’ın portresi bulunmaktadır. Solda ise adeta bir şelale gibi aşağıya doğru akan dalgalı görüntüsüyle yoğun bir mavi renkle boyanmış bir deniz. Bedri, yukarıdan aşağıya doğru akan denizi içmektedir. Aynı zamanda bu resim Bedri’nin inancını ve misyonunu esprili bir biçimde yansıtmaktadır.

1984 yılında San Francisco Modern Sanat Müzesi’nde açılan Yeni Dışavurumcu ressamların katıldığı geniş boyutlu sergiye katılım için başvurmak adına müzenin yardımcı küratörü ile bir görüşme yapar Bedri Baykam. Akım içerisinde diğerleri gibi eş zamanlı olarak resim üreten bir sanatçı olduğundan ısrarında haklıdır. Ancak daha sonra sergiyi düzenleyen müze müdürünün kendisinin “Batıya” göre “Doğulu” olduğu ön yargısıyla birazda alaylı bir yönlendirmesiyle endirekt olarak karşı karşıya kalır. Bunun üzerine yakın dostlarıyla, Çağdaş Türk Sanatı’nda ilk “eylem” hareketi olan “San Francisco Modern Sanat Müzesi Baskını”nı gerçekleştirir. Manifestolu bu eylem Bedri Baykam’ın misyonunu ortaya koyması bakımından oldukça önemlidir. Bu hareket “Kültürel Gerilla” tanımlamasının ortaya çıktığı süreçtir. Bu tanımlamanın açılımı çok geniştir. Nasıl ki sağlam bir disiplinle desteklendiği takdirde gerilla taktiğiyle yapılan mücadele kademe kademe amacına ulaşabilirse, Bedri Baykam’da sanatı ve dönüştürücü kişiliği ile, eleştirilen sistem ve “Batı’nın oldu bittileri” karşısında, kitleleri toplum ve dünya sorunları üzerinde düşündürmeye ve farkında olmaya yönlendiren bir tavrı sergilemektedir. Batı sanat ortamı ilk defa bu somut ve kararlı bir karşı çıkışla karşılaşmaktadır. Daha sonra Baykam’ın bu bildirisini defalarca kaleme alacak Peter Selz, Edward Lucie-Smith gibi dünyaca ünlü sanat tarihçiler, bu fikirlerle ilk defa karşılaşmaktadırlar. 

Sessiz Yürüyüşe Polis Dayağı, 177 x 132 cm. Sunta ü. fotopentür, 1998

Amerika yıllarında sokaklarda elinde sprey boyasıyla grafiti çalışmaları da gerçekleştirir. 1987 tarihli “This Has Been Done Before” isimli çalışması, o zamana kadar Türk Resminde yapılmamış tuval üzerinde bir grafiti olmakla beraber geniş bir kavramsal içeriğe de sahiptir.  Eleştirmenlerin,  yeni üretilmiş bir çalışmayı,  “Batılı sanat tarihi belleğiyle”  değerlendirirken,  bir başyapıtla benzerliğini ortaya koymak adına, ağızlarından ilk çıkan, “bu daha önce yapılmıştı” söylemiydi. Bedri, bu çalışmasının kavramsal boyutuyla eleştirmenlere de, “Sen söylemeden ben söyleyeyim.” göndermesini yaparak sanat eleştirisi ve Batı’nın kendi eksenindeki kıyaslamacılığı üzerine düşündürmektedir.

Bedri Baykam 1987’de Atölyesini İstanbul’a taşır. Oryantalizm ve kültürel sömürüye karşı eleştirel yaklaşımını, Birinci İstanbul Bienali’nde sergilediği İngres’ın Türk Hamamı ve Gerome’un oryantalist çalışmalarından yola çıkarak yaptığı “Ingres-Gerome, Burası Benim Hamamım resmiyle ortaya koyar. Seksenlerin sonunda Türkiye’deki siyasî ortamın özellikle genç kesim üzerinde meydana getirdiği “bellek” kaybının karşısında politik içerikli resimler üretmeye karar verir. Beğenilerle birlikte tartışmaları da beraberinde getiren “Demokrasinin Kutusu” isimli enstalasyonu Bedri’nin ilk politik içerikli avangard çalışması olması sebebi ile önem taşır.   1990’ların başında kendi sanat tarihi kolleksiyonunu oluşturacağı “Gerçek Sahteler” serisi kapsamında; J. Louis David’den, “Horas Kardeşlerin Yemini”,  Eugene Delacroix’dan, “Barikat” ya da Halka Önderlik Eden Özgürlük”, Theodore Gericault’dan “Medusa’nın Salı”, Edouard Manet’den “Kırda Öğle Yemeği”, Pablo Picasso’dan “Avignon’lu Kızlar” gibi başyapıtların yanı sıra, Hopper ve Balthus’dan da önemli resimleri, postmodern olarak nitelendirilebilecek boyutuyla kendi estetiğinde yeniden yorumlar.

Topkapı Olaylarının Emrini Menderes Vermiş, 180 x 130 cm. Sunta ü. fotomontaj

1990’ların ortalarından 2007’de üretmeye başladığı 4-D çalışmalarına kadar geçen süre içerisinde kendi anlatım gücünü, üzerine yeni değerler koyarak farklı bir seviyeye ulaştırır. Foto kolajlar, artı boyasal uygulama ile oluşturduğu resimlerinde 80’li yıllarından beri kararlılıkla sürdürdüğü içeriğe izleyici yönlendiren bir araç olarak yazıyı kullanmıştır. Foto – pentür uygulamaları kavramsal içerikleri ve politik göndermeleri bakımından dönüştürücü örneklerdir.

Bedri Baykam, 2007 yılında yapmaya başladığı bu dört boyutlu çalışmalarıyla, Çağdaş Türk Resmine gerek uyguladığı teknik, gerekse de titiz bir yaratım sürecinde gerçekleşen içeriğinin zenginliğiyle yepyeni bir açılım getirmiştir. Dolgunluk ve derinlik etkisi veren saydam lens katmanlarını kullandığı bu çalışmalarında farklı zaman süreçlerinden çekip çıkardığı figür ve imgeleri foto kolaj tekniğiyle katman katman çalışmanın bünyesine katmıştır. Üçüncü boyut yani derinlikle birlikte, birbirlerini kompozisyonda tamamlayan, farklı zaman süreçlerine göndermeler yapan foto kolajları aracılığıyla, dördüncü boyutu yani zamanı işin içine sokuyor. Görsel açıdan besleyici ve derin bir yaratıcılığın ürünü olan bu çalışmalar karşısında izleyici olarak tek bir perspektiften yaklaşmanın yetersiz olduğunu doğal bir biçimde algılayıp farklı açılardan konumumuzu değiştirip baktığımızda farklı ayrıntıları yakalıyoruz. Postmodern olarak ele alınması gereken bu çalışmalarda Bedri Baykam, sanat tarihinin zengin belleğinden başyapıt heykelleri veya başyapıt resimlerden çekip çıkardığı figürleri kullanarak, ya zengin içerikli kompozisyonlar üretiyor, ya da imgelerin yerlerini değiştirerek, geçmiş ve şimdiyi bütünleştirdiği zengin bir zamansal süreci ortaya koyuyor. Bir başka tanımlamayla, geçmiş ve şimdi arasında köprü oluşturuyor. İstanbul’un doğal ve kültürel güzellikleri, büyük uygarlıkların belleklerimize işleyen yapıları, liderler, şehirle bütünleşen Yeşilçam sanatçıları, büyük boyutlu foto kolajlarla bizi zaman tünelinde yolculuğa çıkarırken, Bedri Baykam’ın önceki dönemlerini hatırlatan imgeler ve uygulamalarla bu görüntüler ince detaylar olarak karşımıza çıkıyor. Çok rahat söyleyebiliriz ki sınır tanımaz özgürlüğüyle bütünleşen yaratımı ile sanat çevresini ve izleyiciyi heyecanlandıran, düşündüren ve şaşırtan Bedri Baykam, bu noktadan sonra, daha çok üzerine düşündürmeye ve şaşırtmaya devam edecek.

  • Bu metin 2010 yılında Rh+ Sanat Dergisi ve Bosphorus Sanat Gazetesi’nde yayınlanmıştır.      
Share Button

Yorumlara kapalıdır