Hülya Küpçüoğlu: Gelenekten Geleceğe, Nurcan Perdahçı ile Bellek ve İz Sergisi Üzerine

Share Button

unnamed

Nurcan Perdahçı’nın yeni sergisinin adı ‘Bellek ve İz II’ adını taşıyor. Sergi, sanatçının 2013’te gerçekleştirdiği ‘Bellek ve İz I’ adlı serginin devamı niteliğinde. Şişli’de yeni açılan Damla Sanat’ta gerçekleşen sergi, Lütfiye Bozdağ ve Ali Cantürk küratörlüğünde yapılıyor. Perdahçı, Avrupa resim sanatında kullanılan eski Türk halılarını ön plana çıkarıyor ve üzerine yaptığı müdahalelerle çağdaş ve geleneği aynı düzlemde buluşturuyor. 30 Mart tarihine kadar izlenebilecek olan sergi ile ilgili Nurcan Perdahçı ile görüştük.

Hülya Küpçüoğlu: ‘Bellek ve İz 2’ bize başka bir serginin devamı olduğunu düşündürtüyor. Öyle mi?

Nurcan Perdahçı: “Bellek ve İz” sanat üretimlerimde bir dizi serginin başlığı olarak seçtiğim bir isim. Bu dizi sergilerden ilki olan “Bellek ve İz I”, İzmir Mask Müzesinde 2013 tarihinde gerçekleştirildi. Bu serginin konsepti; halılara dayanıyordu. Türk kültüründe önemli bir yeri olan halı, belleğimizde iz bırakan bir geçmişin Modern dönem ve modern sonrası dönemin yansımaları olarak resimlerimde önemli bir metafor hȃline geldi. Bu metafor, Orta Asya’dan göçüp gelen yörüklerle başlayan bir yolculuğun Anadolu’nun birçok bölgesinde olduğu gibi, Uşak ve dolaylarında da elverişli bir ortam bulması ve gelişmesiyle yeni bir karakter kazanmıştır. Uşak halıları, kuzeyden güneye tüm Avrupa’da, hem saraylar, hem de kiliseler için statü göstergesi olarak yer alıyordu. Anadolu’dan Avrupa’ya giden halıların bu yolculuğu yüzyıllar boyunca sürmüştür. İzmir limanı, develerle getirilen Uşak halılarının Batıya yolculuklarının başlangıç noktasını oluşturan bir liman olması bakımından önemlidir. Birinci serginin bu nedenle İzmir’de yapılması, halıların, tarihsel belleğimizdeki yolculuğu ile örtüşmektedir.

H.K.: Serginizin adı ‘Bellek ve İz 2’. Öncelikle serginiz kapsamında nelerin izini sürüyorsunuz?

N.P.: Yaptığım sanatsal üretimlerimin merkezine, insanın tarihsel bir varlık olduğunu ve insana özgü bir yeti olan bellek kavramını koyuyorum. Çalışmalarımda, halıların yolculuklarına eşlik eden anlık yaşam gizlerini, gün ışığına çıkarmaya, iz sürmeye çalışıyorum.

Avrupa resminde diğer Doğu kökenli halılar gibi, Uşak halıları da İtalyan ressamların ve Kuzeyin Altın Çağ ressamlarının vazgeçilmez ögesi olarak yer alır. Halılar, her sınıftan insanın ve mekȃnın sessiz tanıklığında, tuvallerde can bulurlar.

Serinin ikincisi olan ‘Bellek ve İz II’ sergisi, ‘Damla Kültür Sanat’ta gerçekleşti. Halılarla başlayan bu yolculukta geçmişten günümüze yol almanın merak ve derinliklerinde her kazımanın, her bulgunun sanat yolumu da belirlediğinin farkına vardım.

unnamed (2)

H.K.: Türk halılarını resimlerinizde vurgulama süreci nasıl oluştu?

N.P.: Trakya Üniversitesi GSF’de yeni göreve başlamıştım. 2007 Kasım ayının başlarıydı. Uşak Üniversitesi ve Uşak Belediyesi işbirliği ile düzenlenen sempozyuma davet edildim.

Bildiri yazmak üzere araştırmalara başladım. Halıların ikonografisine olan yolculuğum böyle başladı. Ben Uşaklıyım ve annemin babası son kuşak halı desinatörüydü. Annemin ısrarlı taleplerine ve ricalarına karşın Akademide okurken halı atölyesi ile ilgilenmedim.  Ancak yıllar sonra bir araştırma ile tarihin tozlu sayfalarında kendi aile büyüklerimin ve geçmişin izlerini sürmeye başladım.

H.K.: Resimlerinizde gördüğümüz ve sizin üzerine müdahale ettiğiniz eserler kimlere ait?

N.P.: Kimler yoktu ki bu yolculukta… Bir dönem Avrupa resmine dekoratif olarak eklemlenen Türk halıları, benim çalışmalarımda, renksel ve motifsel ikonografisi ile geçmişin izlerini çağdaş resmin yapısallığında yeni bir imge dizinine taşıyor.

Bu imge dizini, 15. yüzyıldan itibaren güneyde Pierro Della Francesca, Hans Memling, Lorenzo Lotto gibi sanatçıların resimlerinde yer alan Uşak ve Batı Anadolu halılarıyla başlıyor. Hans Holbein, Johannes Vermeer,  Wilhelm Kalf, Gerard Terborch, Jean Etienne Liotard, Gabriel Metsu, Jacgues Samuel Bernard, Jacgues Hupın, Guliam Gabron gibi Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden ressamların tablolarında yer alan Anadolu halıları üzerinden de devam ediyor. Doğduğum ve adım adım yaşanmışlıklarla zenginleştiğim Anadolu coğrafyasının tarihsel, yerel estetik değerlerinden yola çıkan bu yoğunlaşma, benim çalışmalarımda çağdaş olanı da içine alan yeni bir üslup ve sorgulamayı da beraberinde getirdi.

H.K.: Gelenek ve çağdaşın tuvallerinizdeki bir aradalığını nasıl okumalıyız?

N.P.: Benmerkezci Batı bakış açısı ile gösteren tarafından boyanan resimlerde, ötekinin sanatı oryantalizme indirgenen sanat anlayışıyla Doğu halıları resimsel bir öge olarak gösterilirler.

Klasik Batı düşünce yapısının üretmiş olduğu resimlerin yapı sökümü, iki boyutlu arka planlar üzerine yeni yapılar ve tekrarlar ile yapılır, tarihsel anlam evrelerine geri dönülür. Burada sözü edilen sökme terimi ‘yıkma’, ‘tahrip etme’ ile eş anlamlı kullanılmaz. Varolan, karşıda duran yapıyı anlamak için çaba gösterme edimi olarak kullanılır. Göstergelerin izi takip edilir, üstlerini örten yüzyılların içinde derinlemesine bir keşif yolculuğuna çıkılır.

Yüzyıllar ötesinde tuvallerde yer alan halılar ve portreler, an – bellek – iz üzerinden, günümüzün sunmuş olduğu çok çeşitli teknolojik olanaklar, geleneksel tekniğe yapılan göndermeler ve yapısökümcü bir yaklaşımla yeniden ele alınır.

Derrida, göstergelerin işaret ettiği ve bu göstergelerden tamamen bağımsız bir alanın olanaksızlığını ileri sürer ve ‘gösteren‘den bağımsız bir ‘gösterilen‘in mümkün olmadığını ortaya koyar. Resimlerde yer alan göstergeler, varlığın zamansal bir oyunda, öznenin/nesnenin bir iz bırakarak zaman içinde sürekli başka şeylere evrilerek dönüştüğü gösterir.

H.K.: Parçalanan yüzeyleri nasıl tanımlamalıyız?

N.P.: Bellek ve İz II serisinde yer alan ölü doğa resimleri, varlık mertebelerinin art ardalığı ile varoluşun en temel iki ögesi olan zamana ve mekâna odaklanr. Yüzeyde yer alan bu dikey kesilmelerle oluşan parçalanmalar, düşsel gelip geçici zamanı, yaşanmışlıklar üzerinden belleği imler. Zaman-mekȃn örgüsü içinde gerçekliğin yeniden yapılanmasına ama her defasında farklı yapılanmasına izin verirler.

H.K.: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

N.P.: İlk yola çıktığım işlerimle sonraki üretimlerim arasında doğal olarak birçok açıdan farklılıklar var. Deneysel çalışmalar yeni yaklaşımların da ortaya çıkmasına olanak sağlıyor. Hızla devinen, gelişen teknoloji ve bilim dünyasında, her an yeni bulguların, verilerin bombardımanına uğruyoruz. Güncellemelerle yaşıyoruz.

Bellek ve İz II, başlıklı sergimde yer alan 12 numaralı çalışmam kinetik özellikler taşıyan bir çalışma. Bu çalışmamda teknolojinin sağladığı interaktif ortamdan yararlandım.

Çalışmanın alt yüzeyine monte edilen sensör izleyiciyi yaklaşık 3m. uzaklıktan görüyor ve arka yüzeydeki fanlar çalışmaya başlıyor. Yüzeydeki dikey parçalanmalar fanların etkisiyle dalgalanmaya, hareketlenmeye başlıyor. İzleyici, sensörün etki alanından çıktığında ise fanlar duruyor.

‘Bellek ve İz serisi II’ sergisinde gelenekle moderni bir arada ele aldığım çalışmalarımda; tuval boyutlarını seçerken geleneksel olana gönderme yapmak istedim ve alışılagelen boyutları kullandım. Ancak zaman içinde yaptığım bu yolculuk, çalışmalarımda; yapısal dönüşümlerin yanı sıra biçimsel olanı da örneğin tuval boyutlarını da, teknolojik yöntemleri kullanışımı da etkileyecek ve belirleyecektir.

Share Button

Yorumlara kapalıdır