Hülya Küpçüoğlu: Jonathan Trayte ile Söyleşi

Share Button

Installation-1-website

Marcelle Joseph küratörlüğünde gerçekleştirilen Jonathan Trayte sergisi İstanbul Art Project’te geçtiğimizde haftalarda izleyicilerle buluştu. ‘Pazar’ adını taşıyan sergi, Trayte’ın İstanbul’un hareketli çarşı ve pazarlarından esinlenerek hazırladığı işlerinden oluşuyor ve aynı zamanda İstanbul’un betonlaşan görünümüne de gönderme yapıyordu. Resim ve heykel çalışmalarının sunulduğu sergi hakkında Trayte sorularımızı yanıtladı.

***

Hülya Küpçüoğlu: Yeni serginizin adı ‘Pazar’ adını taşıyor. Karşımızda daha çok İstanbul’a ait bir ‘Pazar’ var diyebilir miyiz?

Jonathan Trayte: Şehirde çalışırken çevreme, özellikle mimari ve yemek ekseninde dikkatle baktım ve direk olarak buna karşılık verdim. İstanbul, Gezi Parkı’ndan gecekondularına, her köşedeki simit tezgâhlarına ve boğaz boyunca balık tutan şehirlilerine kadar şaşırtıcıydı. İstanbul beton, tuğla, yemek ve insandan oluşan bir labirent gibi göründü bana.

Pazar, bu açıdan sadece bir alışveriş yeri değil bir kültürün simgesi ve anlatımı olarak ortaya çıktı. Bazen düşünürüm, ansızın tüm insanlık ortadan kalksa geriye bıraktığımız izler nasıl anlamlandırılır. Sanırım sıradan ve her gün olan şeyler en büyük manaları taşırlar. Ben de burada yiyecek olgusunu kullanarak İstanbul’un bir portresini yapmaya çalışıyorum.

Installation-5-website

H.K: Sergi için İstanbul’a gelip çalışma yapmışsınız. Sergi için nasıl bir hazırlık süreci yaşadınız?

J.T: Yurt dışından eser getirmekte ciddi limitler var. Ben bunu, hem kullandığım malzemede hem de eserleri hazırlayışımda farklılık yaratarak bir avantaj olarak kullanmaya karar verdim. Çimento, taş ve tuğla kullanarak boyanmış işlerimi tamamlayacak kaideler ve özgün parçalar yarattım. Burada ürettiğim kuleleri ve beton kümeleri, şehirdeki betonlaşmayı dile getirmek ve diğer eserlerle kontrast yaratmak üzere planlandım. Bu parçalardaki pürüzlü ve kuru yüzeyler bronzlarımın daha da parlamasını sağladı sanki…

H.K: Sergide farklı malzemelerden oluşmuş eserler var. Malzeme ve yapıt ilişkisine nasıl bakmalıyız?

J.T: Pazar sergisi yeni materyaller sunmakta müthiş bir araç oldu. Mekânda üretim yapmak sayesinde daha rahat ve malzemeye daha az saygılı hareket edebildim. Elbette bronzlarım ve boyalı alüminyumlarımı aynı değerde sundum; ama araya sokakta, markette bulduğum şeyleri de kattım. Örneğin bir zeytin teneke kutusu ‘Shoppers Guide’ adlı eserimi, mısır püresi konserve kutuları ise ‘My Garden’ adlı eserlerimi oluşturdular. Bu serbestlikler benim açımdan hem özgürleştirici oldu hem de yemek ve onu destekleyen ekipman ve paketleme üzerine yaratımımı genişletti.

Ve de tabi çimentoyla çalışabilme sürati, bronz dökmeye kıyasla inanılmaz ferahlatıcı. Betonun inanılmaz bir kullanım esnekliği ve çeşitliliği var. Zaten dünyada bu kadar çok kullanılıyor olmasının bir sebebi de bu. Duydum ki dünyada sudan sonra en büyük miktarda tüketilen şeymiş beton! Umuyorum ki burada sunduğum, cilalı ve oyuk, tozlu ve parlak, güzelleştirilmiş ve kaba saba malzemeler üst üste derlenmiş bu hâlleriyle düşündürücü ve biraz da provoke edicidir.

H.K: Dünyanın her yerinde yeme kültürü çok farklı ve ayrıca yemek bulamayan birçok insan var. Serginizin bu ve bu gibi olgulara da göndermeleri var mı?

J.T: Evet, yemek malzemeleri kullanmaktaki bir amacım da bu gibi mevzulara dokunmak. İklim değişiklikleri ve her gün artan global popülasyon gıda malzemelerinde bizleri potansiyel bir kıtlığa götürecek gibi. Aynı zamanda yiyecek paketlemesi beni çok ilgilendiriyor. Paketlerde kullanılan ve satın alma kararlarını manipüle etmek için tasarlanmış gizli lisanı, görsel yaklaşımları çok ilginç buluyorum. Bunlar farklı sosyal gruplara hitap etmek üzere tasarlanıyorlar. Tüketici olarak her zaman bu paketlerin altındaki bu düşünce sürecinin farkında değiliz dolayısıyla bu da yine ilginç bir tartışma konusu oluşturmalı, diye düşünüyorum.

_dsc9419-1

H.K: Sizin için yiyecekler ya da yeme kültürü genel olarak neyi ifade ediyor?

J.K: Bir zamanlar şef olarak çalıştım ben. Mutfakta geçirdiğim dönem bana yemek olgusunu bir nevi ifade ve dışavurum olarak algılamamı, kültürel özellikleri ve farklılıkları dile getirmekte bir araç olarak görmemi sağladı. Bu olgu, yaratım sürecimde ve üretimimde en az kil ve bronz kadar malzememin bir parçası oldu.

Örneğin bu sergide dev beton dökmeler var. Bunlar gerçek, yenilemez, dev sebzelerden döküm alınarak yapıldı. Benim için inanılmaz olan bir kişinin bunları üretmek için harcadığı zaman ve para! İngiltere’de her yıl, bu gayretleri ödüllendiren yarışmalar düzenleniyor. Ben de buna yeni bir platform yaratarak, genel olarak tarım, gıda üretimi ve besinin para birimi olarak manasına yönelik bir tartışmada bu dev sebzeleri kullanmak istedim. Modern tarımcılığın tuttuğu dev önem, modern sistemler çok ilgimi çektiği gibi bu marjlardaki tuhaflıklar da çok ilgimi çekiyor.

Share Button

Yorumlara kapalıdır