Şener Azizoğlu: Michael Haneke “CACHE”

Share Button

cache15

Michael Haneke sinemasını en iyi şekilde özetleyen şey aslında bir klişe hâlini almış durumda: rahatsız edici. Yirmi yılı aşkın TV filmleri performansının ardından çektiği “Duygusal Buzlaşma” üçlemesinin ilk filmi “Seventh Continent” (1989)le, artık sinema izleyicisini de rahatsız etmeye öykünüyor. Ağır kurgusu, yoğun metaforik anlatısı, akıllara ziyan uzun planlarıyla (71 Fragments of a Chronology of Chance’taki masa tenisi antrenmanı) ortalama sinema seyircisini bile daraltan yönetmen zaman içerisinde biçem evrimi geçiriyor. Sinema kariyerinin başında Avrupa’da şehirli orta sınıfın iletişimsizlik, yabancılaşma, kimlik arayışı ve gündelik yaşamın tekdüzeliği gibi temaları izleyicinin gözüne sokarken, zamanla farklı türleri denemeye meylediyor. “71 Fragments of a Chronology of Chance” filminde Alejandro Gonzalez İnarritu  ile özdeşleşmiş parçalı kurguyu kendi tarzıyla yorumlarken,  “Funny Games” (1997) ile “A Clockwork Orange”ın (1971) bir nevi Avrupa versiyonunu çekiyor.  Bunu Haneke’nin izleyiciyi ve piyasayı artık ciddiye alması ile izah etmek mümkün. Öyle ki   “Funny Games” in motamot Amerikan versiyonunu çekmesi bu minvalde atmış olduğu adımlardan biri.

Yönetmenin Fransa’da çektiği politik filmi “Caché” (2005), alt metinleri itibariyle buzlaşma serisinin uzantısı niteliğinde. Ancak mesajı daha somut, varoluşçu öğeleri seyreltilmiş. Filmde modern burjuva baba Georges(Daniel Auteuil) ve ailesinin, yerli yersiz karşılarına çık(arıl)an -kim tarafından bırakıldığı anlaşılamayan- kasetler ve karakalem çizimleri nedeniyle steril yaşam dinamiklerinin alt üst oluşu konu edilirken küçük bir çocuğun suçluluk psikolojisi üzerinden Fransa’nın azınlık politikası eleştiriliyor.

Georges varlıklı bir ailenin iyi eğitimli çocuğudur. Tüm entelektüel birikimine karşın kibirli ve ırkçıdır, aslında ulusal belleğiyle yüzleş(e)meyen Fransa’dır. 17 Ekim 1961’de tarihte Paris Katliamı olarak bilinen olayda Fransa’nın Cezayir politikasını protesto eden göstericilerin tahminen 200 kadarı-muhtemelen daha fazlası- Fransız polisi tarafından katledilmiştir. Öldürülenler arasında Majid’in (Maurice Bénichou) anne ve babası da vardır. Ailesinin Majid’i evlat edinmek isteğine karşın- o zaman 6 yaşında olan- Georges’un attığı iftira onun yetimhaneye gönderilmesine neden olmuştur. Böylelikle iyi eğitim alma ve kaliteli bir yaşantı sürme potansiyeli elinden alınmıştır.  Yıllar sonra kapıya bırakılan meşum kasetler Georges’un konforlu yaşantısı için bir tehdittir. Başlangıçta anlamlandırmakta sıkıntı yaşamasına karşın zamanla kasetlerin çocukluğunda yaşadığı bu olayla alakalı olduğunu düşünür ve görüntüleri bir dedektif edasıyla inceleyerek Majid’i bulur. Bu buluşma seyirciyi şaşırtan zaman zaman da dehşete düşüren bir dizi olayın da başlangıcıdır.

trailer

Sinematografik açıdan incelendiğinde ilk göze çarpan şudur ki Haneke iç mekân çekimlerini daha çok tercih eder ve yolu mutlaka mutfaktan geçer. Kapitalist sistemin, Majid’in kafasını kestiği tavuklar gibi ortalıkta dolaşan bireylerinin tatmin edilemez bir iştahı vardır. Filmlerinde çoğu zaman insanlar boyun seviyesinin altında kalan kısımlarıyla yansıtılır kameraya. Ona göre sistemin tüm bireyleri ortalıkta başsız dolaşan beden parçalarıdır. Yemek öğünleri bir yemlenme ritüeline dönüşür ve bireyleri yemlenmekten hiçbir şey alıkoyamaz. “Benny’s Video”da Benny’nin işlediği cinayetin ardından iştahı açılır, “Funny Games” de dakikalar evvel çocuğu öldürülen baba kelle koltukta mutfakta bir şeyler atıştırır ve nihayet “Caché” de kayıp çocuğunu bulamadan eve dönen Georges çok acıktığını söyleyerek kendini mutfağa atar ve tıkınmaya başlar.

Özellikle “Benny’s Video” dan (1992) âşina olduğumuz üzere burada da gerçek ile kaydedilen imajlar iç içe geçmiş durumdadır. Kimi zaman hangi görüntünün kurgu, hangisinin gerçek olduğunu anlamak zorlaşır. Haneke, Platon’un mağarasındaki gibi yaşanılan evreni bir imajlar evreni olarak görür.  Bu imajlar esas gerçeğin birebir kopyası olup gerçekliğin yerini almıştır. Medya bu manipüle imajlar evreninin mabedidir.  Georges için seçilen mesleğin televizyon programı sunuculuğu olması boşuna değildir.

“Sorulara cevap vermek yerine, başka sorular sormayı severim. İzleyicinin kendi cevaplarını kendisinin vermesini isterim. Eğer ben yorumlarsam, izleyicinin önünü tıkamış olurum. Aslına bakarsanız, ben de neyi tam olarak neden yaptığımı bildiğimi iddia edemem. Eğer bir sanatçı, tüm soruların cevaplarını bildiğini iddia ediyorsa, yalan söylüyor demektir” (1) der Haneke. Onun filmleri sona erdiğinde izleyicinin aklında en fazla yer tutan şey hiç kuşkusuz soru işaretleridir. Bazen kırk kilit arkasına gizlediği mesajı bir soru işareti uğruna feda eder. “Seventh Continent” izleyicisinin büyük çoğunluğu klozete atılan paraların, kırılan akvaryumun ve çırpınan balıkların ardından ağıt yakarken, “Cache” de kasetleri kimin gönderdiği seyircinin asıl merak konusudur.

Filmin mutlu sonu sayılabilecek sahnede, Georges ve Majid’ in çocukları okul önünde buluşup sohbet ederken esas karakterler yabancılaştırılmış,  çekimin merkezine konmayıp okul önündeki kalabalığın arasına gizlenmiştir. Film bittiğinde izleyicinin büyük kısmı sahnedeki bu ayrıntıdan habersizdir ancak yönetmenin tarzına alışkın olanlarca anlaşılmazsa bile sorgulanmaz. Küçük bir çocuğun ırkçılık ve iftirayla suçlanmasının ahlakiliği ile pedagojik açıdan bir dilemma yaratmış gibi görünmesine karşın asıl suçlanan Georges’un yetişkin hâlidir. Çünkü Georges artık doğru ile yanlışın farkındadır. Özür dilemeyecek kadar kibirlidir ama en azından bir pişmanlık borçludur. Ancak Georges yine kendisinden bekleneni yapmamaya kararlıdır o da seyirciyle birlikte kasetleri kimin gönderdiği meselesi dışında bir şeye alâka göstermez. Uyku haplarını içer ve endişelerinden kurtulmuş olmanın huzuruyla uykuya dalar. Haneke herkese iyi uykular diler.

cache-2005-tou-02-g

 Dipnotlar:

1)    Röportaj – Eylem Kaftan – Altyazı (2006)

Share Button

Yorumlara kapalıdır